Röportaj

Betül Celep: İşsizlik güçsüzleştiriyor, alan güç veriyor

– Abla, bu ne?

– İşten attılar beni ablam.

İstanbul Kadıköy Meydanı’nın tam ortasında yerde bir pankart duruyor. Pankartın etrafından dolananlar, fark etmeyip üstüne basanlar, bir de bilerek basıp geçenler var. O pankartın başında günlerdir bir kadın bekliyor: Betül Celep.

Betül, 6 Ocak’ta yayınlanan 679 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile İstanbul Kalkınma Ajansı’ndaki işinden atıldı. 23 Ocak’tan beri KHK ile işsiz bırakılan kadınlar için nöbet tutuyor. Adını tam da bu yüzden “Kanun Hükmünde Kadınname” koyduğu bir bildiri dağıtıyor yolu meydandan geçenlere:

“İşten atılmayı böyle beklemiyordum. İş yerinde önce iki ay ücretsiz izin veriyorlar, soruşturuyorlar. Böyle beklemiyordum ama şaşırmadım. Bir gün meydana polislerin geldiğini görünce insanlar yığıldı buraya. Ancak en son çıkan KHK neticesinde üniversitelerde ses yükselince bu alan da rahatladı. Henüz müdahale olmadı. Kadıköy’de olmak bir rahatlık sağlıyor. Ancak insanlar konuşmaların içinde polis, şiddet, işkence duyunca kaçıyor. Daha tatlı tatlı, ‘Ben ODTÜ Matematik mezunuyum, işten atıldım’ diye anlatınca dinliyorlar.”

Betül Celep, 32 yaşında. ODTÜ Matematik Bölümü’nden mezun olduktan sonra yine ODTÜ’de finansal matematik üzerine yüksek lisans yapmış. 2011 yılından beri çalıştığı İstanbul Kalkınma Ajansı’nda işe girmeden önce araştırma görevlisiymiş. İşe giderken bir yandan da İstanbul Üniversitesi Kadın Çalışmaları’nda ikinci yüksek lisansına başlamış. Şu an tez aşamasında ancak üniversitelerde yaşanan kıyım sonrası akademiye neyi, neden yazacağını sorguluyor. Çalışma hayatını ise kendi tabiriyle ‘karanlık’ hatırlıyor:

“İyi gelen bir yer değildi. Kamu kurumlarının griliği var. Muhafazakâr kodlarla örülmüş insanların bir arada olduğu bir yer… Sosyalist feminist bir kadının nasıl olduğunu gördüler. Öcü dedikleri tiplerden biri olarak içlerindeydim. Kadınların yükselmesi çok zor. Birim başkanlarının hepsi erkek. Bir kadın vardı, ayrılmıştı. Kamuda dikkate alınman için fiyakalı laflar söylemen gerekiyor. İnsanlar vitrine bakıyor, inanmadığım laflar olması gerekiyor. Sendikalı olduğum için ajans adına konuşma, toplantılara katılma gibi durumlar elimden alındı. Kadın çalışmalarıyla ilgilendiğimde ‘Ne güzel’ demek yerine, ‘Kendi işini yap’ dediler. İki kadın, kalkınmanın ne olduğuyla ilgili feminist bir makale yazmıştık. Onun için de ‘Senin alanın değil’ demişlerdi.”

‘Herkesin direnecek bir şeyi var’

Betül, Moda’da kirada oturan yalnız bir kadın. Ev arkadaşı kısa bir süre önce evden çıkınca kirayı tek başına ödemek durumunda kalmış. Kıyıda köşede biriktirdiği parasını bugünlerde harcıyor. Biz sohbet ederken KHK mağdurları için düzenlenecek tiyatro oyununa bilet almak isteyen birkaç öğrenci geliyor. Betül, onlarla konuşuyor:

“Ben işten atıldım arkadaşlar. Oyuna mı geleceksiniz? Ben de orada olacağım. Oyunu yazan da KHK ile atıldı.”

Gençler bilet almaktan vazgeçiyor, biz sohbetimize dönüyoruz. Genelde yolu düşenlerden de dert dinliyorlarmış. Anlatılan dertler derya olunca bir kenara beyaz tahta koyarak çare bulmuşlar. Dertli vatandaşlar taleplerini şimdi bu tahtaya yazıyor:

“Herkesin direnecek bir şeyi olduğu için memlekette…”

‘Ne direniyorsun, gel 1000 lira maaşa mandıracılık yaparsın’

Bir keresinde yaşlı bir amca “Sen çalışmamışsındır, o yüzden seni işten atmışlardır” deyip gitmiş. İkinci kez meydandan geçtiğinde, “Ya kızım, ben sana hak veriyorum” diyerek ayrılmış. “Boş işlerle uğraşıyorsunuz” diyen olmuş. Bir de işte yerde serili, “KHK’lara karşı kadınlar direniyor” yazılı pankarta bilerek basıp geçenler oluyormuş. Birkaç can sıkıcı hadisenin dışında halkın desteğinde sıkıntı yok. Meydandaki nöbeti boyunca çeşitli iş teklifleri de aldığı oluyormuş:

“Mandıracı abi, ‘Ne direniyorsun, gel Çatalca’ya 1000 lira maaşa mandıracılık yaparsın’ dedi. ‘Bi’ direneyim de bakarız’ dedim. Pazarcı olan bir abiyle de don satmayı düşündük. Burası bir yandan çok güçlendirici, bir yandan başka türlü bir irade beyanıyla buradasın. Zor bir iş. Böyle bir şey yaşamamıştım daha önce. ‘Ben ömür boyu direneceğim’ algısından öte, neye talip olduğunla ilgili bir şey. KHK mağdurlarının sesi olmaya talip olmak ile ilgili. Yaptığın onlara ulaştı mı? Ulaştıysa nereye taşıyabilirsin? Evriltmek gerekiyor. ‘KHK mağduru’ dediğimiz insanların beraber hareket etmesi gerekiyor. Bu alanı kazandık. Burada taciz, tehdit, küfür yok. Ayrımcılık yok. Korunaklı bir meydana dönüştü. Nereye kadar süreceği evriltmekle ilgili. Yoksa sen burada otur dur, ne olacak ki?”

‘Kırgınlık gibi bir şeyim var’

Sohbetimiz sırasında Betül’ün yüzünün biraz düşük olduğunu fark ediyorum. Son günlerde üst üste gelen intiharlar canını sıkmış. Yoldan geçen vatandaşlar bir yana, biraz da yalnız bırakıldığını düşünüyor. Kadıköy Belediyesi’nden açık destek görmediğini anlatıyor. Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu bir ara meydandan geçerken uzaktan selam verip gitmiş. “Kadıköy’de direniş var” gibi bir tavır içinde olmadıklarını söylüyor. Aradığı CHP’li vekillerin hiçbiri desteğe gelmemiş. Kadın hareketine de azıcık gönül koymuş:

“Burada bir kadın direnişi var. Kırgınlık gibi bir şeyim var. Burayı yeteri kadar büyütemedik diye düşünüyorum. Bu direniş alanını güçlendirmek için her şey yapılabilirdi. Hem gündemin yoğun olmasından hem de örgütlülüğün zayıf olmasından bu alanı güçlendiren bir şey görmedim. Genel olarak burayı sahiplenme görmedim. Avon direnişinde de görmemiştim. Onun sınıfsal temeli vardı, bunu tam olarak bilmiyorum.”

‘Burası bana güç veriyor’

Betül Celep, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle direnmek için güç bulmak, umutlanmak ve dik durmak adına kadınları dayanışmaya çağrıyor. Hiçbir şey olmasa da, çok basit bir sebebi var bu çağrı için: Kendisi de nöbet tuttuğu meydandan güç alıyor:

“İşsiz bırakılmış kadınları buraya çağırıyorum. Biliyorum, işsizlik çok güçsüzleştirici bir süreç. Ben bu alanın getirdiği güçle hayatımı sürdürüyorum. Güç veriyor burası bana. Yalnız başına kaldığında işsizlik, devlet, erkek, baba, koca her şey tepene bindiğinde çaresiz hissettiklerini tahmin edebiliyorum. Gelip iki soluklanıp güç alıp bağ kurup umutlanıp, ‘Birileri de var, yanında olayım’ demenin iyi olacağını düşünüyorum. Sırf bu yüzden bile bu alana gelinebilir.”

Burcu Karakaş

Burcu Karakaş

Gazeteci.
Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Boston Üniversitesi’nde gazetecilik ve Ortadoğu üzerine aldığı yüksek lisans eğitimini, “Devlet Söyleminde Kürt Meselesi: Diyarbakır Askeri Cezaevi Üzerine Bir Çalışma” başlıklı teziyle tamamladı. “Erkeklik Ofsayta Düşünce”, "Manşetleri Gör Aklını Kaçırırsın: 90'lı Yıllarda Gazetecilik", "Yalan Dünya: Reytingler, Tıklar ve Şimdi Reklamlar" adlı üç kitabı bulunuyor.