Görüş

İçerik bombardımanı varsa sansüre gerek yok

Troll’den devlete sosyal medya manipülasyonunun türlü yöntemi var. Mesela Çin İnternet ortamına gereğinden fazla bilgi ve dikkat dağıtıcı içerik pompalayarak sansürü gereksiz kılıyor. Çünkü bir içeriğin asıl tehlikesi onun bir kitle hareketine dönüşme ihtimalinde yatıyor.

İnternet kullanımı hayatımızın odağında: İletişimimizde, haberleşmemizde, bireysel çalışmalarımızda ve öğrenimimizde internet ve sosyal medya artık alternatifsiz mecralar. Tanımadığımız insanlarla olan etkileşimimiz de internetin sağladığı çevrimiçi ortamla eski dönemlere kıyasla büyük oranda arttı. Başta bilindik sosyal medya platformlarında olmak üzere, forumlarda, sözlüklerde, haber sitelerinde kimlikleri sadece birkaç kelime ile nitelendirilen insanların fikirlerini okuyor ve yine aynı şekilde belirlediğimiz kimliklerimizin ardında fikirlerimizi yayma fırsatı buluyoruz. Varlığından internet sayesinde haberdar olduğumuz bu kimlikleri ne oranda tanıdığımız ise tartışılır.

İnternet doğası gereği etkileşime çok açık bir platform. Bu etkileşimler dahilinde davranışları problematik ve tahrik edici bulunan kullanıcılara ise troll diyoruz. Gerçek kimliklerinin kim olduğunu bilmediğimiz bu “troller”, internet ortamı içerisinde kötü bir üne sahipler. Yaptıklarının temelinde ise diğer kullanıcılara yönelik bilinçli manipülasyonlar yatıyor. İnternetteki bu aykırı davranış türü kullanıcının eğitim durumuyla alakalı olmadığı gibi aslen internetin ilk zamanlarından beri söz konusuydu. ABD’deki belli başlı üniversiteler arasında alternatif kanallardan bilgi transferi yapılmasının amaçlandığı bir projenin sonucunda ortaya çıkan ve internetin atası sayılan ARPANET bunun önemli bir örneği. Öyle ki, ARPANET’e dahil edilen TALK işlevi ile üniversite profesörlerinin birbirleriyle iş ilişkili etkileşiminin kolaylaştırılması hedeflendiyse de zamanla iş harici şaka ve dedikodu yazışmalarının projenin önüne geçmesi nedeniyle profesörlerin “sosyal” amaçlı yazışmaları için ayrı bir şebeke kurulması gerekmişti.

Trollük: Kadim bir gelenek

Oldukça masraflı bir proje olan ARPANET sadece üniversite ve ABD ordu mensuplarının erişimine açıktı. Bilgisayarlar arası çevrimiçi bağlantı teknolojisinin sıradan insanlarca kullanımı, en azından başlangıçta, 1978’de BBS (Bulletin Board System) adı verilen bir telefon bağlantısı sisteminin Chicago’da devreye girmesiyle gerçekleşti. Bu sistem aracılığıyla bir modemi, bir bilgisayarı ve telefon bağlantısı olan herkes BBS’e bağlanarak çevrimiçi mesajlaşabiliyordu. 80’lerin başları itibariyle BBS oldukça popülerleşti. Günümüzde troll adını verdiğimiz kullanıcıların prototiplerine de yine bu ortamda rastlamak mümkündü. Gerçek kimliklerini öne sürmeden iletişim kurabilme imkânına sahip kullanıcılar, bu fırsatı genelde birbirlerine hakaret etmek yahut aşağılamak için kullanıyorlardı. Tek amacı ortalığı karıştırmak ve sonu gelmez tartışmalar başlatmak olan bazı kullanıcıların BBS içerisindeki sohbet gruplarını anlamsız ve kışkırtıcı argümanlarla karıştırması neredeyse sıradan olarak görülmeye başlanmıştı. Bu davranışa Türkçe’ye “kızıştırmak” olarak çevrilebilecek bir isim bile konmuştu: “Flaming”.

Halk internete girdi vatandaş rahatsız

BBS’in ortaya çıkışına denk gelen dönemde, ABD’deki Duke Üniversitesi’nden iki öğrenci ARPANET’in elit bir ağ olduğu iddiasıyla farklı bir platform arayışına girerek Usenet adını verdikleri bir başka ağ sistemi kurdular. Amaçları daha geniş bir kullanıcı kitlesinin bu sisteme dahil olmasıydı. Takip eden yıllar boyunca sosyal hayatları kısıtlı üniversite mensupları, programcılar, öğrenciler gibi oldukça geniş bir kitle Usenet’i kullanır hale gelmişti. Kullanıcılar istedikleri gibi çevrimiçi sohbet grupları oluşturabiliyor ve birbirleri ile etkileşime geçebiliyorlardı. BBS’in aksine, Usenet üzerinde bulunan sayısız sohbet grupları belirli konu başlıkları altında adreslendirilmişti. Örneğin, comp. programlama amacıyla kurulan grupların kanalıydı. Başka bir kanal olan alt. ise diğer gruplardaki kısıtlamalara alternatif olma iddiasıyla sınırsız özgürlükçü ve sansüre karşı kullanıcılar tarafından kurulmuştu. Zaman içerisinde alt. yeni bir kızıştırma pratiğinin gelişimine şahit oldu. Eski Usenet kullanıcıları, yeni kullanıcıları ifşa etmek için Usenet’in eski günleri hakkında olmadık ve absürt ifadeler ortaya atıyor ve söylediklerine inanan kullanıcıları ağır bir alay dalgasıyla küçük düşürüyorlardı. Bu pratiğe “çömezler için troll” denilmeye başlandı. Buradan başlayarak günümüze kadar gelen troll kavramı adını İskandinav mitolojisindeki dağlarda yaşayan devlerden değil, oldukça yavaş giden bir teknenin etrafından sarkıtılmış yemli kancalarla avlanmayı ifade eden bir balıkçılık tekniğinden alıyor. Tıpkı Usenet’de olduğu gibi. Haliyle, Usenet gruplarındaki etkileşim modern troll pratiğinin de başlangıcı oldu.

Bilgisayar başında kim var?

İnternete erişimi olan ve imkanlarını sonuna kadar kullanma fırsatı sunan bilgisayarların başında kimlerin oturduğunun tam olarak bilinememesi işte bu noktada bir sorun olabiliyor. Bir kullanıcının niyeti, pratikleri ve söylemleri diğer kullanıcıların internet tecrübesini önemli ölçüde etkileme potansiyelinde. Dahası, günümüzde internet, eskiden olduğu gibi yalnızca metinsel içerikleri değil, görsel ve işitsel içeriklerin de hızlıca yayılmasına olanak sağlıyor. Bu denli olağanüstü bir dolaşımın söz konusu olduğu, rafine edilmiş gerçek imajlarının yayılması için büyük imkanlar sunan bir platformun otoritelerce sistematik kullanımı da uzun zamandır gündemde. Bu otoriteler arasında Facebook ve Google gibi ticari kaygılarla (en azından biz öyle varsayıyoruz) hareket eden şirketler olduğu gibi, vatandaşları üzerinde kontrol ve izleme imkanlarını artırma kaygılarıyla hareket eden devletler de mevcut.

“İnternette kimse köpek olduğunu bilmiyor”

Çin örneği: İtibar suikasti değil övgü

2017 yılında ABD’de bir siyaset bilimi dergisinde yayınlanan bir makale, devletlerin internet kullanımını manipüle eden müdahalelerine ışık tutan ilk kapsamlı bilimsel çalışma özelliği taşıyor. Harvard Üniversitesi, Stanford Üniversitesi ve California Üniversitesi’nden üç bilim insanının Weibo adlı Facebook benzeri bir sosyal medya platformundan elde ettikleri verilerle yürütülen çalışma toplamda 43,757 paylaşımın analizi ile gerçekleştirilmiş. Bu paylaşımların kaynağı Çin’in uzun zamandır hükümet adına olumlu paylaşımlar yapmak karşılığında paylaşım başına 50 cent aldıkları iddiası ile sayısı 2 milyonu bulan sivil vatandaşlardan oluştuğu tahmin edilen ve “50c partisi” olarak adlandırılan bir grup. Çalışma, bu sayının ve para alındığı iddialarının doğruluğuna yönelik herhangi bir kanıta ulaşmıyor. Ancak geçtiğimiz yıllarda Zhanggong idari bölgesi çalışanlarının yazışmalarından sızan yaklaşık 2300 mailin analizinden hareketle 50c partisi üyelerinin %99,3’ünün sivil vatandaşlar değil, aksine Çin hükümeti mensupları olduğunu ortaya koyuyor.

Çin örneği: Bot değil el emeği

Paylaşımların içeriği yaygın kanının aksine Çin hükümeti muhaliflerinin itibarlarına yönelik saldırılardan oluşmuyor. Çalışmaya göre 50c partisi üyelerinin paylaşımları büyük oranda Çin’i ve Çin Komünist Partisi’ni hükümet sitelerinde ve sosyal medya platformlarında çeşitli şekillerde övmekten ibaret. Çalışmanın tahminlerine göre, 50c partisi üyeleri yılda 448 milyon sosyal medya içeriği üretiyor. Bu paylaşımların yaklaşık %52’lik bir kısmı hükümet sitelerinde yayınlanırken, kalanı sosyal medyada ve diğer interaktif platformlarda dolaşıma sokuluyor. Analizde ortaya çıkan şaşırtıcı sonuçlardan biri de paylaşımların zamana düzenli yayılmış olmaması. Paylaşımların sıklığı Çin’in önemli tarihi ve siyasi günlerinde büyük artış gösteriyor. Örneğin, paylaşımlar Ekim ayındaki Şehitler Günü’nde ya da Nisan ayındaki Qinming Festivali’nde sıradan günlere oranla kat kat artıyor. Çalışmanın vurguladığı diğer bir konu ise üretilen içeriklerin herhangi bir bilgisayar ya da bot tarafından değil, tamamen bireysel eforlarla üretilmiş olmaları. Bu sayede Çin hükümetinin görülmemiş ölçüde sistematik bir dikkat dağıtma politikası güttüğü gösteriliyor.

Çin örneği: Sansür değil dikkat dağıtma

Dikkat dağıtma ifadesi bu noktada çok kritik bir öneme sahip. Çalışmanın siyaset bilimi literatürüne sunduğu iddialardan biri Çin özelinde kontrolcü devletlerin aslen internette ortaya çıkan her içeriği sınırlama gayretinde olmaması. Sakıncalı görülen içeriğin yayılmasına yönelik olası bir sansür devlet için otoritenin daha makul şekilde sağlanmasında kullanabileceği doğal bilgi kaynaklarının da kısıtlanması anlamına geliyor. Bunun farkında olan devlet organları, belirli içeriklerin yayılmasını engellemeye çalışmaktan ziyade o içeriklere yöneltilen dikkati dağıtacak ve farklı kanallara yönlendirecek politikalar üzerinde çalışıyor. İnternet ortamına bu şekilde gereğinden fazla miktarda bilgi ve dikkat dağıtıcı içeriğin sistematik olarak pompalanması herhangi bir sansür yöntemini gereksiz kılıyor. Çalışmaya göre bir içeriğin asıl tehlikesi onun toplu bir kitle hareketine dönüşmesi ihtimalini tetiklemesinde yatıyor. İnternet ortamının gereğinden fazla içerikle doldurulması ise bu ihtimali azaltabilecek zekice bir yöntem.

‘Temiz ve sorunsuz İnternet’

2014 Şubat ayında Çin Hükümet Başkanı Xi Jinping, Çin Propaganda Bakanı Liu Yunshan ile beraber katıldığı İnternet Güvenlik ve Bilişim Merkez Yönetim Grubu adlı komitenin ilk toplantısında internetin temiz ve sorunsuz kalması adına hükümet üyelerinin bir “kamuoyu rehberi” oluşturmaları için gereken zamanlama ve çabalarının öneminden bahsetmişti. Bu toplantının altını çizen çalışma, Çin hükümetinin internet üzerindeki bu geniş çaplı eforunu kamuoyu rehberi olarak adlandırılan bir pratiğin oluşturulması çabalarına yoruyor. Çin öncülüğünde yürütülen ve kamuoyunu yönlendirmek için tasarlanan bu tarz  “rehberlerin” diğer ülkelere de sıçrayabileceği, ya da sıçramış olduğu, ihtimalleri bu noktada rahatsız edici bir olasılık olarak karşımıza çıkıyor.

Yeni mücadele alanı: Dikkatimizi neye vereceğiz?

İnternetin etkileşime yüksek derece açık ortamında ilk zamanlarda eğlence ve şaka amaçlı kullanılan manipülasyon pratikleri artık oldukça sistematik ve kapsamlı bir biçimde karşımıza çıkmakta. Yanlış yönlendirme, dikkat dağıtma, izleme ve takip gibi amaçlarla artık şaka olmaktan çıkan bu pratikler devletler ve şirketlerce yaygın olarak kullanılır hale geldi. Bu bağlamda internetin bilinçli bir şekilde yüksek miktarda içeriğe tabi tutulması da bir çeşit manipülasyon yöntemi olarak kullanılıyor. Yukarıda bahsettiğimiz bilimsel çalışma, içinde bulunduğumuz dijital çağda insanların dikkatlerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırdığı süre ortalamasının oldukça düşük seviyelerde seyrettiğinin altını çiziyor. İnternet, bir nevi dikkatimiz karşılığında bizlere içerik sağlayan devasa bir market. Dikkatimizi hangi içeriklere vereceğimiz üzerinde ise devletler, şirketler ve diğer alternatif aktörler arasında oldukça çetin bir mücadele dönüyor.

Bu noktada, bir önlem olarak internette karşımıza çıkan içeriğin her türlüsüne belirli bir algısal mesafe bırakmak ise belki de bu yoğun multimedya ortamında yapabileceklerimizin en azı gibi görünüyor.

Ali İhsan Akbaş

Ali İhsan Akbaş

Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Şimdiki adıyla İzlemedeyiz Derneği’nin Doğruluk Payı ve Turkey and Facts projeleri bünyesinde içerikler yazdı ve çeviriler yaptı. Turkish Policy Quarterly dergisinde sosyal medya editörlüğü görevini üstlendi. Çalışma alanları internet ve siyaset ilişkisi, internet gazeteciliği ve internet bünyesinde şekillenen organizasyonel yapılar. Hâlihazırda Uppsala Üniversitesi’nin Dijital Medya ve Toplum programında yüksek lisans yapıyor.