Kitap Söyleşi

Neslihan Acu: Gençlerin mutsuz olduğu bir ülke mutlu olamaz

Neslihan Acu, toplum içerisinde sıkışmış tüm gençler için rehber olabilecek nitelikte bir kitap yazdı. Z Yalnızlığı bir gençlik romanı. 16 yaşındaki bir genç kızın dilinden kaleme alınan eser gençliğin buhranlarını ve yalnızlığı tüm yönleriyle ele alıyor. Dünyayı bir lunapark olarak gören kahramanımız, o lunaparkın kapısından hiç geçemeyeceğini düşünüyor. Sadece gençlerin değil öğretmenlerden öğrencilere, annelerden babalara kafasında sosyal hayata karşı soru işaretleri olan herkesin okuması gereken bir roman bu.

Kendini yalnız hisseden, ailesi ve okul arkadaşlarıyla iletişim sıkıntısı yaşayan, bunun yanında da sosyal sorunlarla başa çıkmaya çalışan 16 yaşında bir kızın dilinden yazılmış bu roman birçok genç için rehber olabilecek kapasitede. Sizi böyle bir kitap yazmaya yönelten şey neydi?
Genç insanın yalnızlığını, üstündeki baskıları anlatmak istedim. İçinde yaşadığımız ülkenin gençler için kabus gibi bir yer olduğunu düşünüyorum. Eğitim sistemi bir tür “öğütüm sistemi”.  Bu sistem genç insanı hiçbir şekilde gerçek hayata hazırlamıyor. Tam tersine öğütüp un ufak ediyor. Hayatın en anlamlı, en güzel olması gereken ilk 20 yılı ziyan olup gidiyor. Yaratıcılık ölüyor, merak duygusu ölüyor. Ki, bunlar öldüğünde, ruh da ölüyor zaten. O yüzden ülkemiz erkenden yaşlanmış, bıkmış, pes etmiş gençlerle dolu.
Genç insan sevilmek, anlaşılmak, onaylanmak ister. Kafası sorularla doludur, karışıktır. Sevgiyle yönlendirilmek ister. Bizde ise her şey baskı ve zorlama ile. Gençlerin mutsuz olduğu bir ülke hiçbir zaman mutlu bir ülke olamaz. Bizimki de mutsuz bir ülke. Ve bunun nedenlerini buralarda aramak gerekir. Yıllar süren faydasız eğitimler, rastgele alınan diplomalar, çok erken çöken gelecek korkusu, iş olanaklarının kıtlığı, anlamsız hayatlara mahkum olmak, sevgisizlik… Romanda bunları ele aldım. Ve elbette ki arkadaşlığı, dostluğu, genç insanın bir yere ait olma ihtiyacını. Paylaşma özlemini.

Kitapta Z kuşağından söz ediyorsunuz. Kitabın adı ‘Z Yalnızlığı’. Buralarda biraz dolanalım istiyorum. X-Y-Z kuşağı tanımlamalarına ne kadar katılıyorsunuz?
Romanda Z Kuşağının geçtiği kısa bölümde, karakterlerden biri şöyle söylüyor: “Genç olmak, yalnız olmak demek zaten. Y ya da Z kuşağı, hiç fark etmiyor.” Ben de aynı şekilde düşünüyorum. Ama doğum tarihlerine göre bu şekilde sınıflandırmalar yapılmasına karşı değilim. Gençlikteki trendleri, yaşadıkları çağ biçimlendiriyor elbette. 30 yıl öncesinin gençliği bambaşkaydı. Şimdi bambaşka. 20 yıl sonra yine başka olacak. Bu değerlendirmeler tabii ki, normal şartlarda yaşayan ülkeler için. Savaşların içinde savrulan talihsiz ülkelerin gençliği için değil. Onlar sadece hayatta kalabilmek derdinde. Normal şartlarda, gençlik şahane ama bir o kadar da acılı bir dönem. Bir taraftan dostlukların inanılmaz hızlı kurulabildiği ve derinleştiği, diğer taraftan ise yalnızlığın hep başrolde olduğu bir dönem. Çünkü gençlik, insanın en açık, en duvarsız, en hakikatli olduğu zaman dilimidir. Yani, yaralanmaya çok müsaittir insan. Cep telefonlarına ve sanal dünyaya bu kadar çok gömülmelerinin nedeni belki de budur. Gerçekten yaşanmayınca, gerçekten yaralanma riski çok azalıyor ☺️

Kitapta; aile ve okulun asıl öğretmesi gerekenin “duygular, sevgi ve merhamet” olduğu söyleniyor. Fakat kitabın ana karakteri bunların kendisine aşılanmamasından yakınıyor. Bugünün gençleri için de durum aynı mı?
Elbette. Kitabın ana karakteri bugünün gençlerinden biri zaten. O bölümde şu vurgulanıyor: Acıktığımızda yemek yeriz, uykumuz geldiğinde uyuruz. Bunlar, öğrenmemiz gerekmeyen şeyler. Güdüler. Ama sevmek, empati yapmak, merhamet gibi duygular öğrenilebilir şeylerdir. Şayet bir çocuğun / gencin bunları öğreneceği ortamlar yoksa (aile/okul), süratle şiddet ve hoşgörüsüzlük yoluna sapabilir. Bir genç aile ortamında da, okul ortamında da sürekli itilip kakılıyorsa, sürekli aşağılanıyorsa, sevgi görmüyorsa, maalesef hayır gelmiyor o gençten. Ülkedeki duruma buradan bakmak lazım. Sokaklarda her an kavga eden, birbirlerine hiç saygı duymayan, kendi gibi olmayana hoşgörüsüz, empati yoksunu, merhametsiz, kaba saba bu insanlar uzaydan gelmediler. Evlere şenlik aile kurumumuzun ve adeta cahil yetiştirmek üzere tasarlanmış eğitim sisteminin sonuçlarıdır bunlar. Son derece hasarlı bir toplumsal yapıdayız. Eğitim sisteminde bir türlü tırı vırı konu yerine, başkalarına saygı, hayvanlara sevgi, çevrecilik, ilk yardım gibi konular olmalı. Oysa bizde öğretilen tek şey ‘tüketim’.  Çakma hayatların mottoso: Tüketebildiğin kadar varsın! Ama ne yazık ki onun karşısında hayatın esas mottosu var: Üretebildiğin kadar mutlusun!

Günümüzde birçok uzman, okullarda eğitimin ‘ezberci’ olduğunda hemfikir. Kitapta da, bu sistemin öğrenciler üzerindeki etkisi açıkça görülüyor. Sizce Z kuşağı eğitim sisteminden nasıl etkileniyor?
Elbette ki çok kötü etkileniyor. Neden ülkemizden orijinal bir şey çıkamıyor? Neden ne bilimde, ne sanatta, ne sporda yerimizde sayıyoruz? Ezberci sistem yüzünden. En başta söylediğim gibi, eğitim sistemi ilk iş olarak ‘yaratıcılığı’ öldürüyor. Yaratıcılığı ölen insan ölmüştür zaten, yaşı kaç olursa olsun. Bizim çocuklarımız aptal mı, defolu mu? Hayır! Tam tersine, pırıl pırıl hepsi, dünyanın tüm gençleri gibi. Doğru yönlendirilseler, doğru eğitim alsalar, spor yapabilseler, sanatla uğraşabilseler, bizden de şahane işler çıkar dünyaya. Ama olmuyor işte. Herkesi yutuyor bu eğitim sistemi. Boşu boşuna ailelerin parası gidiyor, gençlerin de hayatı.  Tekrar söylüyorum: Bizdeki sistem, gençleri ciğerlerini patlatırcasına yarıştırarak, ilk gelenleri seçme, diğerlerini çöpe atma sistemi. Oysa, her hayat değerlidir. Einstein ne demiş: “Herkes dahidir. Ama bir balığın değerini ağaca tırmanma kapasitesi ile ölçmeye kalkarsanız, kendisini hayatı boyunca aptal ve başarısız hissedecektir.” Bizde yapılan işte tam bu! Bir sürü yetenekli, zeki, duyarlı genç ziyan olup gidiyor. Yetenekleri öfkeye ve karamsarlığa dönüşüyor. Bir kere, nedir bu herkes üniversitede okuyacak saçmalığı? Üniversite diploması olmayana ikinci sınıf insan muamelesi yapılıyor. Oysa üniversite eğitimi bir ‘uzmanlık’ eğitimidir. Ama bizde durum saçma sapan. 4 yıl mühendislik okuyor, sonra gidip turizmde çalışıyor. Bu arada hiçbir meslek eğitimi yok. Oysa biz üç tarafı denizle çevrili, (yükselen bir değer olarak) organik tarıma çok elverişli, şartlar oluşturulsa turizmle devler liginde oynayabilecek bir ülkeyiz. Ama yok! Tarımda olsun, balıkçılıkta olsun, turizmde olsun, iyi yetişmiş eleman çok çok az. Çünkü doğru düzgün meslek okulu yok. Ama her yer üniversite dolu.  Market gibi üniversite açılmış her yere. Öyle üniversite mi olur? Tümüyle bir kandırmaca bu. Aileler de, çocuklar da kandırılıyor.

Öğrenciler için hayatın dersler ve eğlenceden ibaret olduğu belirtiliyor. Onların hayatlarının anlamı varsa yoksa sosyal medya. Z Yalnızlığı’nda, gençlerin sosyal hayata katılımı yok denecek kadar az ve sivil toplum işlerinden bir hayli uzaklar… Galiba bu durumdan rahatsızsınız ?
Soruyu biraz düzeltmek lazım sanırım. Romanda olaylar eğitimin paralı olduğu bir okulda geçiyor.  Öğrencilerin hayatları, derslerden ve AVM’lere takılmaktan ve cep telefonlarından, Facebook’tan, Instagram’dan ibaret.  Eğlence dediğiniz o. Yani, daha çok vakit öldürmek, gerçek eğlence değil. Romanda vurguladığım şey, ülkede gençlerin sosyal hayata ve sivil toplum faaliyetlerine katılımının ürkünç derecede az olduğu. Bizde hastanelerde, çocuk yurtlarında, tarlalarda, çevre örgütlerinde gönüllü çalışan genç sayısı çok azdır. Bu konuda son derece hastalıklı bir bakış açısı var ailelerde: Aman genç insan hayatın zorluklarıyla mümkün olduğunca geç tanışsın, aman incinmesin, aman daralmasın… Yemekleri bile önlerine konur. Sonra üniversite bitince, bu gençler sap gibi ortada kalır. Hayatla ilgili hiçbir şey bilmiyorlardır çünkü. İşin tuhaf tarafı, maddi durumu iyi olmayan aileler, çocuklarına karşı daha da korumacı. Aman sırf ders çalışsın, dikkati dağılmasın, başarsın diye diye sadece diplomaya yönlendirirler çocuğu. Sonra o diploma hiçbir işe yaramaz tabii. İşsizlik, düşük maaşlar, hayal kırıklıkları genç insanı bekler. Lafın kısası, ülkede zengininde de yoksulunda da müthiş bir hayattan kopukluk, üretimden ve yaratıcılıktan uzaklık, beceriksizlik var.

Yalnızlığından yakınan bir kız, çevresindeki tüm insanlarla sürekli bir savaş içerisinde. Kendi kendiyle sürekli tartışıyor, özgüven ihtiyacı çok fazla.  Ailesinin ekonomik durumundan ve gergin aile ilişkilerinden dolayı kendini her şeyden soyutluyor. Bu noktada, kitabı yazarken,  bu genç kızı yaratmak nasıl bir süreç oldu?
Duyarlı bir genç insan karakteri yaratmak istedim. Etrafını saran anlamsızlıkları apaçık gören ama bunlarla nasıl mücadele edeceğini bilemeyen biri. Mücadele için güç, çoğunlukla ‘sevgi’den ve dayanışmadan gelir. Her insanın çocukluk, gençlik yıllarında onu çok etkileyen, sevgisi ve anlayışıyla yönlendiren birisi vardır. Bu bazen annedir, bazen baba, bazen bir abi, bir arkadaş, bazense bir öğretmen. Benim romanda bu, öğretmen oldu. Romandaki kızın temel sorunu, arkadaşsızlık, dostsuzluk. Hakiki bir dostluk arıyor. Sahtesiyle yetinmek istemiyor. Sevginin peşinde yani. Sorunuza gelince… Roman karakterleri genelde arıza tipler olur. Yani, hiçbir şeye takılmayan, her şeye boyun eğen bir karakterden iyi roman çıkmaz ☺️ O yüzden benim karakterim de arıza bir tip. Tüm değerli ve iyi insanlar gibi. Dünyadaki güzel şeylerin hepsini ‘farklı’ olanlara, uyumsuz olanlara borçluyuz.

Kitapta en çok üzerinde durmak istediğiniz ve vurgulamak istediğiniz nokta neydi?
John Lennon’ın vurguladığını. “Ben 5 yaşımdayken annem bana hayatın anahtarı mutluluktur demişti. Okulda bir gün öğretmen ilerde ne olmak istiyorsunuz diye bir ödev verdi.  Mutlu olmak istiyorum diye yazdım. Öğretmen ödevi anlamadığımı söyledi. Ben de ona, hayır asıl siz hayatı anlamıyorsunuz dedim.” Benim kitapta vurgulamak istediğim de bu: Çocuklar ve gençler mutlu olsunlar istiyorum. Mutluluk içermeyen bir hayat kadar saçma sapan bir şey olamaz. Ama nedir o mutluluk diye sorarsanız, öyle basit bir şey değil o. Üretmekten, yaratmaktan, dost olmaktan, barıştan gelen bir mutluluktan söz ediyorum.

Kitapta, konuşmalar arasında bahsedilen filmler, kitaplar ve müzikler okuyucu için bulunmaz nimet. Okurun kitabı bitirince bahsedilen bu eserlere göz atması büyük olasılık. Genç okurları böyle değerli eserlere yönlendirirken, seçim kriterleriniz neydi?
Gencin ufkunu açacak, değerli kitaplardan, filmlerden, müzisyenlerden, romanın şurasında burasında kısa kısa bahsettim. Okuyan gençlerin merakını çekerse ve neymiş bunlar diye bakarlarsa sevinirim tabii. Dünya edebiyatında son yıllarda böyle bir trend var. Bir romanda bir sürü roman adı, film adı geçebiliyor. Hepsi birbirine göndermeler yapıyor. Benim çok hoşuma giden bir trend bu. Yazdığım son iki romanda bunu bolca uyguladım.


z-yalnizligiNeslihan Acu kimdir?

İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden 1982 yılında mezun oldu. Yazmaya üniversite yıllarında başladı. Yaptığı çevirilerden bazıları, dönemin edebiyat ve çeviri dergilerinde yayımlandı. İzmir Life dergisinde röportajcı olarak çalıştı. Çeşitli internet sitelerinde ve gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. 2011 yılında TV8’de, Kitap Kulübü adlı kültür sanat programı hazırladı ve sundu, pek çok yazarı konuk etti. İlk romanı Meltem K’yı Kim Öldürdü’yü (2004) Kadından Donkişot Olmaz (2005), Ne Güzel Bir Hiçlikti Aşk (2006), Kuzgunun Şarkısı (2007), Artık Ayrılsak Diyorum (2010) ve İyi Tanrının Çocukları (2015) izledi.
Kadından Donkişot Olmaz ve Kuzgunun Şarkısı adlı romanları Bulgarca ve Rumence’ye çevrildi. Journo’da yazan Acu’nun ilk gençlik romanı, Z Yalnızlığı (2016).
Gerçek bir sinema tutkunu ve çizgi roman koleksiyoncusu olan yazar, İzmir’de yaşıyor.

Buse Alkan

Buse Alkan

zamanmekan.com isimli, kültür sanat yayıncılığı yapan bir İnternet sitesi kurdu.

Kadir Has Üniversitesi'nde Yeni Medya bölümünden bu yıl mezun oldu. İçerik üretim alanında çalışıyor.

Journo.com.tr için içerikler üretiyor ve röportajlar yapıyor. Milliyet Gazetesi'nde stajyer muhabirlik yaptı. Ayrıca, okulda öğrenci film projeleri ve televizyon programlarında freelance editor olarak çalışıyor.

İlgi alanları ise; İstanbul, kültür sanat, insan odaklı habercilik, kadın odaklı habercilik, veri gazeteciliği, veri görselleştirme, SEO ve big data