İzlenim

Sabiha Gökçen’de pasaport çilesi: ‘Personel kısıtlı hanımefendi’

Sabiha Gökçen Havalimanı’nın yurtdışı terminaline ayak bastığınızda “Welcome to Turkey” tabelasıyla karşılaşıyorsunuz. Her uluslararası havalimanında olan, standart bir tabela bu elbette. Tek fark ise tabelada yazan ülkeyi o esnada pek hoş görememeniz.

Uçaktan indikten sonra pasaport kuyruğuna ilerlerken birden durmanız gerektiği konusunda sayısız uyarı almaya başlıyorsunuz:

“Pasaport sırası arka tarafta!”
“Kaynak yapmayalım, arkaya geçelim.”
“Sıra arkada, sıra arkada!”

Aslında uçaktan inen insanların yaptığı hatalı bir şey yok ortada. Çünkü normal şartlarda uçaktan indikten sonra pasaport kuyruğuna yürürsünüz. Sabiha Gökçen’de ise buna gerek kalmamış. Dev hizmet yapmışlar: Kuyruk, uçaktan indiğiniz an ayağınızın ucunda!

İnsanlar şaşkınlık içinde geri yürüyerek bir sıra bulmaya çalışıyor ama, heyhat! Öyle bir sıra yok. Yurtdışına çıkışta da kuyruğun neredeyse girişe kadar uzandığını hatırlıyorum ama nedense dönüşte böyle bir manzarayla karşılaşacağımı hiç akıl edememişim. Durumun verdiği bezginlik ile etrafıma baktığımda bir kere daha şaşırıyorum:

Kimse sesini çıkarmıyor.

Ne bir yetkili arayan var ne de “Bu ne hâldir kardeşim” diyen… Havaalanı işletmesinin internetten bulduğum telefonunu arıyorum. Santraldeki kadın, durumun kendileriyle alakası olmadığını, havaalanı polisini aramam gerektiğini söylüyor. Bu kez santralin verdiği karakolu arıyorum. Telefonun ucundaki sese durumu anlatıp nasıl böyle bir karmaşa yaşandığını soruyorum:

“Personelimiz kısıtlı hanımefendi.”

Yani yeterli sayıda polis memuru yok. Kime şikâyet edebileceğimi sorduğumda ise telefon yüzüme kapanıyor.

‘Burası aylardır böyle’

Yetkili arama çabamı çaresizce sürdürüyorum. O sırada kuyrukta tartışmalar başlıyor. İnsanlar birbirine ya da hasbelkader bulduğu bir yetkiliye bağırıyor. Bizim önümüzde, biri kucağında biri yanında iki çocuklu genç bir kadın var. Daha önce de bu kadar beklediğini belirterek, sessizlik ve yorgunluk içinde sıranın kendisine gelmesi için sabrediyor. Ne hikmetse konuşacak bir yetkili bulduğumu sanıyorum. Genç adam, gayet sakin… O kadar sakin ki, zannedersiniz etrafında yaşanan bağrışma başka bir evrende geçiyor:

“Aylardır burası böyle, bizim de elimizden gelen bir şey yok.”

Kimsenin elinden gelen bir şey yok çünkü polis memuru yok. 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana her gün aynı çilenin yaşandığını anlıyorum. Genç yetkilinin de kuyrukta bekleyen çoğunluğun da sakinliğinin sebebi aynı: Alışmışlar.

Arka sıralardan yine tartışma sesleri geliyor. 60 yaşlarında bir kadın, kendisini ‘sıraya ortasından girmek’ ile suçlayan orta yaşlı bir adama laf anlatmaya çalışıyor:

“Dizim ağrıyor benim.”
“O zaman uçaktan inmeden sandalye isteseydiniz, önden geçerdiniz.”
“Akıl edemedim.”
“Bakın burada yüzlerce insan sıra bekliyor.”
“Matematik öğretmeniyim ben!”

‘Yardım eden olur inşallah’

Bu şekilde sayısız tartışma yaşanırken bazı insanlar akıllı telefonlarından canlı yayın yapıyor. Onlardan biri, bir yetkilinin sert tepkisiyle karşılaşıyor:

“Beni çekemezsin!”

Kısa bir kavganın ardından ikili, birbirlerini şikayet etmek üzere sanırım karakola gidiyor. Bu hengâmenin içinde sıra ilerlediğinde kaç gişenin dolu olduğunu sayıyorum. 18’e yakın kabinde yalnızca beş polis memuru var. Sıra nihayet bize geliyor. Kuyruktan geçtikten sonra bir arkadaşım kulak misafiri olduğu olayı anlatıyor:

“Memurla konuşan biri kuyrukta çoluk çocuk, yaşlı insanların perişan olduğunu söyledi. Memur da, ‘Yardım isterlerse yardım eden olur inşallah’ yanıtını verdi.”

Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan yurtdışına çıkacak ya da ülkeye gireceklere ben de inşallah sabır diliyorum.

Burcu Karakaş

Burcu Karakaş

Gazeteci.
Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Boston Üniversitesi’nde gazetecilik ve Ortadoğu üzerine aldığı yüksek lisans eğitimini, “Devlet Söyleminde Kürt Meselesi: Diyarbakır Askeri Cezaevi Üzerine Bir Çalışma” başlıklı teziyle tamamladı. “Erkeklik Ofsayta Düşünce”, "Manşetleri Gör Aklını Kaçırırsın: 90'lı Yıllarda Gazetecilik", "Yalan Dünya: Reytingler, Tıklar ve Şimdi Reklamlar" adlı üç kitabı bulunuyor.