GAZETECİLİK

10 kentten 10 gazetecilik hikayesi

Günümüzde gazetecilik; baskı, güvensizlik, sahadaki zorluklar ve yargı tehdidi altında yürütülen bir meslek olsa da, etik değerler ve vicdanla insan hayatına dokunulduğunda hâlâ gerçek bir karşılık buluyor. 10 kentten 10 gazeteci; mesleği, en zor deneyimlerini ve geleceğe dair umutlarını anlattı…

Türkiye’de, basın emekçilerinin sosyal ve ekonomik haklarını düzenleyen 212 Sayılı Basın Yasası’nın 1961 yılında yürürlüğe girmesiyle birlikte 10 Ocak tarihi ‘Gazeteciler Günü’ olarak kabul edildi.

Yasanın yürürlüğe girme sürecinde dönemin 9 büyük gazete patronu, gazetecilere tanınan haklara karşı çıkarak, gazetelerini 3 gün boyunca yayımlamadı. ‘9 Patron Olayı’ olarak basın tarihine geçen bu boykota karşı gazeteciler kendi gazetelerini kurdu. Örgütlü bir hak mücadelesi yürüten gazeteciler, 1971 yılında kazanımlarının bir kısmını geri aldı. 10 Ocak artık bir bayram olmaktan çıkarak, ‘Çalışan Gazeteciler Günü’ adı altında anılmaya başlandı.

Bugün 212 Sayılı Basın Yasası yürürlükte olmasına rağmen, Türkiye’nin farklı kentlerinde görev yapan gazeteciler; sansür, sahadaki zorluklar, ekonomik, siyasal ve yargısal baskılar altında kamuoyunu bilgilendirmeye devam ediyor.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kapsamında, 10 kentten 10 yerel gazeteciye şu soruları yönelttik:

– Gazetecilikte vazgeçilmez gördüğünüz ilkeler nelerdir?

– Yerel habercilikte karşılaştığınız en zor deneyiminiz nedir?

-Bir gazeteci olarak size umut veren unsurlar nelerdir?

-Mesleğe yeni başlayan genç gazetecilere hangi mesajları vermek istersiniz?

Gazetecilerin bu sorulara verdikleri yanıtlar şöyle:

‘İYİ GAZETECİLİK HAYATI DEĞİŞTİREBİLİR

Güneş Ocağa – Diyarbakır

Gazetecilikte benim için vazgeçilmez olan şey, topluma karşı duyulan sorumluluk duygusudur. Güven kaybedildiğinde gazetecilik de anlamını yitirir, bu yüzden güvenilirlik benim için vazgeçilmez bir unsurdur. Bunun temelinde de tabi ki etik ilkeler ve değerlere bağlılık yer alıyor.

Güneş Ocağa: İyi gazeteciliğin bir hayatı değiştirebilmesi bana umut vermeye devam ediyor.

Beni derinden zorlayan pek çok şey yaşadım, yakın zamanda yaşadığım bir deneyimden söz edebilirim. Diyarbakır’daki Sanat Sokağı’nda bulunan Pine Kafe’nin sahibi, Kürtçenin günlük yaşamda daha fazla kullanılmasını teşvik etmek amacıyla kafe çalışanlarının Kürtçe hizmet vereceğini açıklamıştı. Bu karar, tamamen anadillerine sahip çıkmak, Kürtçeyi gündelik hayatta görünür kılmak ve Kürtçe konuşan müşterilerle daha sağlıklı bir iletişim kurmak niyetiyle alınmıştı. Bir gazeteci olarak bu durumu haberleştirdim. Haber yayımlandıktan sonra ne yazık ki sosyal medya platformu X üzerinden bazı kesimler kafeyi hedef almaya başladı. Bu sürecin ardından kafe sahibi Ramazan Şimşek hakkında ‘zincirleme şekilde örgüt propagandası yapmak’ suçlamasıyla ev hapsi kararı verildi. Haberi yaparken böyle bir sonucun ortaya çıkacağını hiç tahmin etmemiştim. Ortada yalnızca Kürtçe hizmet verilmesi vardı ve ben de bunu haberleştirmiştim. Herhangi bir propaganda söz konusu değildi. Yaptığım haberin ardından konunun bu noktaya gelmesi ve kafe sahibinin ev hapsine çarptırılması beni derinden üzdü. Vicdanımı yaralayan bu durum nedeniyle, açıkçası, ‘Keşke yapmasaydım’ diye düşündüm.

Tüm baskılara, ekonomik zorluklara ve güvensizlik ortamına rağmen hala iyi gazeteciliğin karşılık bulduğunu görmek bana umut veriyor. Bunu da yaptığım haberlerle somut biçimde gördüm. Zaman zaman Diyarbakır’daki mahalle muhtarlarını arar, mahallelerinde herhangi bir sorun olup olmadığını sorarım. Merkeze bağlı Bağlar ilçesindeki Şeyhşamil Mahallesi yıllardır erkek bir muhtar tarafından yönetiliyordu. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından ilk kez bir kadın muhtar seçildi. Onunla bir diyalog geliştirdim, mahallesini anlattı. Çok yoksul olduklarını, dramatik hayatların yaşandığını söyledi. O an bunu fazla duygusallaştırmadım. Ta ki üç ay önce mahalleye gidene kadar… Muhtarın anlattıklarının az bile olduğunu gördüm. Girdiğim evlerden birinde, çöplerin içinde yaşamaya mahkum edilmiş dört nüfuslu bir aile vardı. Oğlunun tedavisi için her gün 25 kiloluk torbalardaki cevizi kıran, elleri cevizin kabuğunun rengine bürünmüş bir kadın… Bir bahçenin içinde, tek bir odada yaşam mücadelesi veren bedensel engelli ve zihinsel bir kadın… Eşleri tarafından terk edilmiş, bazı kötü niyetli insanların fuhuşa sürüklemeye çalıştığı ama çocuklarıyla kuru ekmeğe bile razı olan genç kadınlar… Kalemimle bu insanların hayatlarına dokundum. Yaptığım haberlerin ardından birçok hayırsever, belediyeler ve devlet kurumları bu hayatları duydu ve harekete geçti. İşte her şeye rağmen bana umut veren şey tam olarak bu: İyi gazeteciliğin hala bir hayatı değiştirebilmesi.

Bu meslek zor, yıpratıcı ve çoğu zaman karşılığı hemen alınamayan bir meslek. Ama eğer insanların hayatlarına dokunarak, pozitif katkılar sağlayabiliyorsanız ve vicdanınızın sesini dinlemekten vazgeçmezseniz, sonunda hem kendinize hem de topluma karşı başınız dik olur. Elbette çok zorluklar da yaşadım, çok yıpratıcı süreçlerden geçtim, yaptığım haberlerle insanların hayatlarına dokunabildiğimi gördüm. İşte bu, her şeye bedel.

‘EN ÇOK 6 ŞUBAT DEPREMİ HABERLERİNİ YAPARKEN ZORLANDIM’

Fatma Keber – Şanlıurfa

Gazetecilik mesleğinin benim için vazgeçilmez unsurları; merak, doğruluk arayışı, araştırma, haksızlığa karşı dik durabilme ve her şeyden önce dünyayı sorgulamak, yeni bilgiler peşinde koşmaktır. En başta ise halkın sesi olabilmek, onların sıkıntı ve sorunlarını kamuoyuna duyurabilmek ve buna çare olabilmektir.

Fatma Keber: Maddi zorluklar mesleği sürdürmeyi güçleştiriyor.

-Bu meslekte beni en çok zorlayan, 6 Şubat depremi haberleri oldu. Depremden 11 il etkilenmişti ve bu illerin arasında yaşadığım Şanlıurfa da vardı. Üstelik, Urfa’nın en ağır hasar alan ilçesinde yaşıyordum. İçinde yaşadığım apartman yıkıldı, son anda hayatta kalanlardandık. O büyük felaketten çocuklarımla sağ kurtuldum, kendimizi kapının önünde bulmuştuk. Nefeslendikten sonra feryat figan içerisinde olan insanlara koşmaya çalıştım. Bir anda her şeyi bıraktım, sadece çocuklarımla kendim kurtuldum diye sevinerek yalın ayak da olsa o an -çünkü kapının önündeki terliği geçirebilmiştim ayağıma- ve kar yağıyordu. Çevreden feryatlar, figanlar yükseliyordu. Ben çocuklarımı yanıma alarak devam ettim, mesleğimi icra etmeliydim. Halkın sesi olmaya çalışıyordum. O an kurtulabilecek insanların sesi olup, haber aktarmaya çalışıyordum. Yaşadığım en büyük zorluk buydu, mesleğimde.

Başta maddi zorluklar biz gazetecileri çok büyük umutsuzluğa sürüklüyor ve tabii ki görev yaptığımız, değer verdiğimiz gazetelerin kapanması tamamen umut ışığıyla yaşamaya sevk ediyor. Mesleğimizde şu an çok umut verici bir şey var dersem dürüst konuşmamış olacağım bir gazeteci olarak, ama yine de umut diliyorum.

Zorlanacaksın, zorlanacaksın ama mesleği seviyorsan, maddiyatı düşünmeyeceksen, doğruluğa, adalete önem veriyorsan başla derim.

‘YERELDE OTOSANSÜR YORUYOR’

Cihat Öztürk – Gaziantep

Haberin heyecanı, hakikatın peşinde koşma isteğidir. Haberi yazarken tüm ideolojiden arınıp, kamu adına mesleği icra etme işidir. Bu meslekte haberimi özgün ve özgür şekilde yazabilme isteğim vazgeçilmezdir. Vazgeçilmezlerimizle beraber, vazgeçeceğim şeyler de özgürlük ortamının olmamasından ötürü bulunduğum ortamdan ayrılışımdır.

İŞKUR (Türkiye İş Kurumu) Müdürü ile yaptığım röportajda, sorduğum sorulara net cevaplar aldık. Ben de mesleğim gereği haber değeri taşıyan kısımları yazdım. Başlık olarak, müdürün sıkça dile getirdiği konu olan vasıfsız elemanlara iş beğendirememelerini ön plana çıkardım. Akşamın bir saatinde, “İş beğenmiyoruz” başlığı yerine kendisinin habere bir başlık vereceğini söyledi ve basın birimlerinin habere bakmasını istedi. Ben “Ne münasebet?” diyerek bunu kabul etmedim. Araya kurum amirleri koymaya çalıştı, ama ben haberde sıkıntı olmadığını söyleyip haberi sonuna kadar savundum. Yerelde otosansür yoruyor. Önceden acaba dediğimiz şeyler sürekli artıyor. Bu yüzden gazeteciliğin alanı, buna benzer durumlardan ötürü daralıyor. İşkur Müdürü bir daha görüş vermeme konusunda aba altından sopa gösterir gibi tavırlar sergiledi.

Cihat Öztürk: Gazetecilikte ısrar etmek, ahlaki bir duruştur.

Mesleğe ve çalışma koşullarına dair aslında pek umudum yok. Yerelde köle gibi çalıştırılan işçiler var, ama her şeye rağmen gazetecilikte ısrar etmek ahlaki bir duruştur.

Emin misin bu mesleği yapacağına? Arkana bile bakmadan kaçmalısın.

‘HAK ETTİĞİMİZ ÜCRETLERİ ALAMIYORUZ’

Ferit Binzet – Adıyaman

Bu meslekte benim için vazgeçilmez olan; en iyi haberi, fotoğrafı ve kaliteli video çekimlerini verilere dayalı, sağlam kaynaklardan alınan bilgilerle birlikte yazabilmek.

Ferit Binzet: 15-20 yıl öncesindeki gibi habercilik yapabilmeyi ve birçok şeyin değişmesini çok istiyorum.

Ben, bir gazetecinin oğlu olarak mesleğin hem mutfağında yetişmiş hem de okulunu okuyarak hâlen bu işi yapan bir gazeteciyim. Özellikle 6 Şubat depremlerini Adıyaman’da yaşadım; ailemden 40’tan fazla kaybımız oldu. Her gün sahadan görüntüler çekip haberler yaptım, canlı bağlantılarla Adıyaman’daki son durumu ve değişen ihtiyaçları tüm dünyaya duyurma şansım oldu. Ağlayarak çektiğim görüntüler, acı içindeki insanların gözlerindeki bakışlar ve hüzün hâlâ gözlerimin önünden ve zihnimden gitmiyor. Depremde ayrıca 7–8 meslektaşımızı da kaybettik.

Yaşadığım tüm zorluklara rağmen, 15–20 yıl öncesindeki gibi habercilik yapabilmeyi ve hayatımın daha iyi olması için birçok şeyin değişmesini çok istiyorum. Buna inanıyorum; değişmesini istediğim şeyleri yazamasam da umudumla yaşamaya devam ediyorum.

Bugün gazetecilik, meslek olmaktan çıkmış gibi görünüyor. Elinde telefonu olan herkes kendini gazeteci sanıyor. Sosyal medya ve sektördeki kirlilik gerçekten üzüntü verici. Zaten yerelde ve ulusalda artık hak ettiğimiz ücretleri de alamıyoruz; ancak buna rağmen bu mesleğin içinden çıkamıyor, ondan uzak da duramıyoruz. “Bilgi insana azap verir” diye bir söz vardır. Biz gazeteciler de her şeyden haberi olan, her şeyi bilen insanlar olarak bu söze uyuyoruz. Ben bu mesleği yapmak isteyenlere ve meslektaşlarıma tek bir şey söylüyorum: “Kaleminizi satmayın.”

‘VAZGEÇİLMEZ İLKEM, GERÇEKLERİ YAZMAK’

Faik Akgün – Elazığ

Bu meslekte benim için vazgeçilmez olan, bazıları tarafından görülmesi istenmeyen gerçekleri ortaya koyarak, halk adına bu gerçekleri yazmaktır.

Beni en çok zorlayan deneyim, Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara’nın tarikat baskısıyla intihara sürüklenmesiydi. O dönemde işsiz bırakıldığım için Enes Kara ile ilgili daha kapsamlı araştırmalar yapmam engellenmişti. Yitip giden bir hayatla ilgili tüm noktaları aydınlığa kavuşturamamak, yaşadığım en zor deneyim oldu.

Faik Akgün: Vazgeçilmez ilkem, halk adına gerçekleri yazmak.

Halkın, kendisini aydınlatmak için bazen özgürlüğünden, bazen de hayatından vazgeçmek zorunda kalan gazetecileri unutmadığını görmek, bana sönmeyecek bir umut ışığı olmaktadır.

Gazetecilik, halk için gerçekleri ulaştırmak amacıyla yürünen ve çoğu zaman muktedirler tarafından dikenli hâle getirilen kutsal bir yoldur.

‘YERELDE BENİ EN ÇOK ZORLAYAN, KAZA HABERLERİ’

Muhammed Yavaş – Çanakkale

Muhammed Yavaş: Yerel gazetecilik yapmanın kendine özgü zorlukları var.

Gazetecilik mesleğinde benim için en vazgeçilmez değer, elbette doğruluk ve dürüstlüktür. Hayatım boyunca bu iki kavramdan asla taviz vermedim ve vermem; benim tek etik ilkem budur.

Yerelde gazetecilik yapmak, birçok açıdan beni zorluyor. Çünkü küçük yerlerde herkes birbirini tanıyor ve biliyor; ben de 30 bin nüfuslu bir yerde gazetecilik yapıyorum. Bu nedenle herkesin birbirini bildiği bir ortamda çalışıyorum. Örneğin, Çanakkale yolu üzerinde bir kaza haberi geldiğinde, olay yerine ulaşana kadar aklımda sayısız soru işareti dönüyor: Acaba tanıdığım biri mi, kuzenim mi, babam mı, eniştem mi? Olay yerine gidene kadar kimlerin etkilendiğini öğrenemiyorum. Ancak olay yerinde, görevliler ve yetkililerden bilgi alarak durumu netleştirebiliyorum. Bu nedenle, yerelde beni en çok zorlayan haberler genellikle kaza ve ölüm haberleri oluyor.

Tüm zorluklara rağmen bana umut veren şey, bölgede tanınıyor ve seviliyor olmamdır.

Her ne olursa olsun, dürüstlükten, doğruluktan ve adaletten vazgeçmesinler. Bizim meslekte itibar önemlidir.

‘EN ÇOK CİNSEL İSTİSMAR HABERLERİ BENİ ZORLUYOR’

Muharrem İnaç – Siirt

Gazetecilik mesleğinde benim için vazgeçilmez olan, doğruluk ve kamu yararına hizmet etmektir. Hakikati aramak, toplumu doğru bilgilendirmek ve güç odaklarını denetlemek, gazeteciliğin temel taşlarıdır. Türkiye’de olduğu gibi zor koşullarda bile bu ilke olmadan meslek anlamını yitirir.

Bu mesleği yaptığım süre boyunca beni en çok zorlayan deneyim, yerel bir hikaye olarak hazırladığım cinsel istismar haberleri oldu. Bu haberlerde en zorlayıcı kısım, mağdurlarla telefon veya yüz yüze görüşmeler yapmaktı; çünkü onların yaşadıkları travmayı yeniden hatırlatmak ve o acıyı dinlemek insanı derinden sarsıyordu. Örneğin Diyarbakır’da, babası tarafından yıllarca cinsel istismara uğrayan Nilay Esmer ile yaptığım röportaj hâlâ aklımdan çıkmıyor. Bana, jandarmanın babasını yakaladığı günü işaret ederek “O gün benim kurtuluşumdu” dediği cümle, kulaklarımda çınlıyor ve muhtemelen ömrüm boyunca çıkmayacak. Bu görüşmeler hem meslekî hem de insani olarak taşıyabileceğim en ağır yüklerden biriydi.

Muharrem İnaç: Gazetecilik, hakikatin bekçisidir.

– Tüm zorluklara rağmen bana bugün umut veren şey, gazetecilerin hâlâ sahada cesurca hikayeler peşinde koşması, okuyucuların gerçeğe olan susuzluğunun bitmemesi ve her baskıya rağmen yeni seslerin, yeni platformların ortaya çıkmasıdır. Karanlığın en yoğun olduğu yerde bile, birileri kalkıp “Bu doğru değil” dediği sürece, bu meslek varlığını sürdürecek ve bir gün mutlaka daha özgür bir zemine kavuşacaktır.

Mesleğe yeni başlayan bir gazeteciye tek cümleyle şunu söylerim: “Doğruluktan ve etikten asla vazgeçme; çünkü gazetecilik, hakikatin bekçisidir.”

‘NİTELİKLİ HABERCİLİK TEMEL BİR İHTİYAÇ’

Songül Karadeniz – Muğla

Toplumsal faydaya yönelik bir haber hazırladığımda kendimi daha yararlı hissediyorum. Bu da aslında mesleğin vazgeçilmez unsuru olan ‘kamu yararı’ kavramını önceliklendirerek ekoloji ve hak odaklı habercilik alanında mesleğimi sürdürme çabamın temeli. Bu kavram mesleği seçmemdeki temel unsurdu. İşsizlik ve serbest gazetecilikteki deneyimlerime rağmen bu zamana kadar bu meslekte kalma konusunda direnmenin nedeni de buydu. Uzun süre serbest gazetecilik yaptım, hâlâ da yarı zamanlı olarak serbest gazetecilik yapıyorum ama bunun yanında Gündem Fethiye’de yarı zamanlı muhabirlik ve haber editörlüğü yapıyorum. Gazetecilik sadece halka haber vermek değildir, halka farkındalık yaratabilecek konularda da haber vermektir.

Songül Karadeniz: Vazgeçmemek ve kendimizi sürekli yenilemek mesleğin doğasında var.

En zorlayıcı unsur ilk başlarda pandemi olmuştu. Mezun olduktan sonra doğup büyüdüğüm ve ailemin yaşadığı Bodrum’a geri döndüm. İş başvuruları yaptığımda ne yazık ki uzakta olduğum için bir dönüş alamamıştım. Bu süreçte kendimi geliştirmek için hem birçok etkinliğe ve eğitime katılmıştım hem de iş başvuruları yapmayı sürdürmüştüm. Sonrasında bir arkadaşım aracılığıyla haber editörlüğü işi buldum. Pandemi döneminde bulduğum bu işi online şekilde evden çalışarak sürdürdüm ve çalıştığım iki aylık süreçte mobbing ve sansüre maruz kaldım. Sonrasında buradaki işi bıraktım ve altı ay figüranlık yaptım. Gazeteciliğin egemen olan biçimde yapılmasından soğuduğum bir süreçti. 6 aylık aradan sonra tekrar gazeteciliğe döndüm ama bu seferki dönüşüm bağımsız ve serbest olmak koşuluyla birlikte gerçekleşti. Bu nedenle en zorlu süreç hem medyadaki bu otoriterleşmenin yarattığı baskı hem de ekonomik sorunlar oldu. Bunlar ne yazık ki mesleğimizi yaparken fazlasıyla zorlayıcı oluyor.

En umutlandığım şey, aslında ne kadar çok zorlanmış olsam da verdiğim emeklerin bir şekilde karşılığını almaya başladığımı görmek. Çünkü nitelikli haberciliğin de temel bir ihtiyaç olduğunu ve belli bir okur kitlesinin de buna ilgi gösterdiğini gördüm. Başlangıçta o kadar çok emek harcayıp bir şeyler olmuyormuş gibi hissediyordum ama bir noktada, bazen de emeğimizin karşılığını biraz da olsa alabildiğimizi görmek umut veriyor. Sadece maddi karşılıktan bahsetmiyorum; manevi olarak da yaptığınız işin değer görmesi gerçekten çok kıymetli.

Hepimizin mezun olduktan sonraki yolu, serüveni farklı oluyor. Öncelikle bizim, mesleğimizi nasıl sürdürmek istediğimizi ve önceliğimizi belirlememiz gerekiyor. Meslek ilkeleri kolayca telaffuz edilebilen bir şey; esas mesele uygulamak. Bu nedenle inandığımız habercilik anlayışını geliştirmek için çabalamamız gerektiğini düşünüyorum. Bir de vazgeçmemek. Bir de tabii ki olmazsa olmaz dediğimiz konular var: Kendimizi sürekli yenilemek, geliştirmek. Akademik eğitimden bahsetmiyorum; birçok meslek örgütü ve STK tarafından mesleki eğitimler veriliyor, bunları takip etmek gerektiğini düşünüyorum. Kendimizi yeniliklere açarken, mesleğimizin ilkelerini de göz ardı etmeden çağın dinamiklerini anlamaya çalışmamız gerektiğini düşünüyorum.

‘GAZETECİLİK VİCDANLA YAPILAN BİR İŞTİR’

Ali Haydar Gözlü – Tunceli

– Gazetecilik benim için önce vicdanla yaptığım bir iş ve bu işi yaparken birilerini mutlu etmekten ziyade toplumun huzurunu gözetmek benim için önemlidir.

Ali Haydar Gözlü: Okurların ilgisi ve gazetecilerin baskılara rağmen cesur sorular sormaktan vazgeçmemesi, beni mesleğimiz adına umutlandırıyor.

– Mesleği yaptığım süre boyunca beni en çok zorlayan deneyim, gazeteciliğe başladığım ilk yıllarda tanıklık ettiğim çatışma ve şiddet ortamı oldu. Yaşadığım coğrafya ve kent itibarıyla, şiddete maruz kalan insanların hikâyelerini haberleştirmek zorunda kaldım. Zamanla bu durum bana ‘normalleşmeyi’ öğretti gibi görünse de, aslında içimde derin bir yıkımın başlangıcıydı.

– Okurun hâlâ doğru bilgiye ihtiyaç duyması ve genç gazetecilerin tüm baskılara rağmen cesur sorular sormaktan vazgeçmemesi beni bu mesleği yapmam noktasında umutlandırıyor.

– Hızlı olmak zorunda değilsin, ama dürüst olmak zorundasın; gerisi zamanla gelir.

‘GAZETECİLİK UMUTLA YAPILAN BİR MESLEK’

Hikmet Durgun – Mersin

Gazetecilik; halka doğruları aktardığım ve toplumu bilgilendirdiğim, ayrıca gerçeklerin açığa çıkarılmasını sağladığım için vazgeçilmezdir benim için.

Hikmet Durgun: Tüm olumsuzluklara rağmen haberlerimizle olumlu değişimlerin de geleceğine inanıyorum.

Mesleği yaparken, güçler arasında istemeden birilerinin savaşına kurban edildiğimiz oldu; yönlendirmelere farkına varmadan kurban olmamız da. Haberleri yaparken bazen tüm tarafları dinlemeden haber yaptığımız oldu.

Gazetecilik, umutla yapılan bir meslektir. Tüm olumsuzluklara rağmen, haberlerimizle olumlu değişimlerin de geleceğine inanıyoruz. Bir ülkede gazetecilik ne kadar güçlü olursa, umutlar da o kadar gerçekleşir.

– Gazeteci herkesle ilişki içerisinde olabilir, ancak herkese eşit mesafede, tarafsız ve objektif olmalıdır.

Etiketler

Beril Caymaz

1997 Şanlıurfa Suruç doğumlu. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümü 2019 yılı mezunu. Okurken aynı zamanda okul gazetesinde muhabir ve sayfa sorumlusu olarak çalıştı. Bubi Sanat adlı düşünce platformunda deneme çalışmaları yayımlandı. Serbest gazeteci olarak mesleğini sürdürüyor.

Journo E-Bülten

ÖNE ÇIKANLAR