GAZETECİLİK GÜNDEM

Her mecranın Suriye’si başka: Haberlerde Şara, SDG ve “Terörsüz Türkiye”

Görsel, yapay zeka araçları ile oluşturulmuştur
Görsel, yapay zeka araçları ile oluşturulmuştur

Esad’ın devrilmesinin birinci yılı dolayısıyla, Türkiye’de yayın yapan beş medya kuruluşunun 1-31 Aralık 2025 tarihleri arasındaki Suriye haberlerine mercek tuttuk. Anadolu Ajansı, Yeni Şafak, Sabah, Sözcü, Evrensel ve Mezopotamya Ajansı’nın haberleri ile Suriye’yi takip eden altı gazetecinin paylaşımlarını analiz ettik. Bu analiz ile sahadaki gelişmeleri farklı farklı okuyan kurumların, nasıl farklı farklı Suriye tabloları çizdiğini gördük.

İSTİKRAR ARAYIŞI MI, BELİRSİZLİK Mİ?

Türkiye medyası, Esad’ın devrilişinin birinci yılını ve Suriye’nin geçici yönetiminin lideri Ahmed Şara öncülüğündeki yeni yönetimini nasıl haberleştirdi?

Haberler arasındaki ayrışma, önce kullanılan dil ve kavramlarda ortaya çıktı. Aynı gelişme mecralardan bazılarında “geçiş yönetimi”, “istikrar arayışı” ve “normalleşme” olarak tanımlanırken, bazı mecralarda “belirsizlik”, “hak ihlali” ve “katliam iddiası” ifadeleriyle aktarıldı.

Anadolu Ajansı, Suriye Geçici Yönetimi Lideri Ahmet Şara yönetimini ağırlıkla “devletleşme”, “tek merkezli ordu” ve “istikrar arayışı” söylemi üzerinden ele aldı.Umut”, “özgürlük” ve “kurtuluş” kavramları öne çıktı. Geçiş dönemine yönelik riskler ve çatışma başlıkları hiç görülmedi.

Yeni Şafak’ta ise Esad’ın devrilişinin birinci yılı, “kurtuluş”, “zafer” ve “birlik” vurgusuyla ele alındı. Yeni yönetimin meşruiyeti; kutlamalar, sembolik görüntüler ve lider mesajları üzerinden pekiştirildi.

Sözcü ise benzer gelişmeleri daha sınırlı biçimde ve çoğunlukla Türkiye’nin güvenlik kaygıları bağlamında ele aldı. Gazete, yeni yönetimin meşruiyeti tartışmasına hiç girmedi. Yeni yönetim için olumlu bir dil kurulmadı, ancak hedef de alınmadı. Esad’ın devrilmesi ve Şara’nın birinci yılı çoğunlukla “Türkiye açısından riskler”, “bölgesel belirsizlik” ve “yeni tehdit ihtimalleri” çerçevesinde değerlendirildi.

Evrensel Gazetesi ve Mezopotamya Ajansı, Şara yönetimine ilişkin haberlerinde Aleviler, Dürziler ve diğer azınlık grupların durumuna vurgu yaptı. Esad sonrası dönem, yalnızca bir iktidar değişimi olarak değil; azınlıklar açısından artan riskler ve şiddet iddiaları üzerinden ele alındı. Bu mecralarda yerel tanıklıklar, hak ihlali iddiaları ve sahadan aktarılan bilgiler öne çıktı.

Aralık ayında Türkiye medyasında Esad rejiminin devrilişinin üzerinden geçen bir yılda, 8 Aralık tarihi ortak bir tarihsel dönüm noktası olarak ele alınmadı. Şara yönetimi, ideolojik pozisyonlara göre ya meşrulaştırıldı, ya “güvenlik riski” olarak kodlandı ya da ülkedeki gelişmeler hak temelli bir sorun olarak çerçevelendi.

Mecra Doğrudan Alıntı / Söylem Ana Çerçeve / Vurgu Kaynak & Tarih
Anadolu Ajansı “Suriye’de 61 yıllık Baas rejimini deviren halk, geleceğe umutla bakıyor.” Meşruiyet ve Umut: Devrimin halk tabanlı olduğu ve devletleşme sürecinin başladığı vurgusu. 8 Aralık 2025
Yeni Şafak “Bir yılda küllerinden doğdu: Suriye engellere rağmen ayağa kalkıyor.” Zafer ve Birlik: Zorluklara rağmen kazanılan bir başarı ve “küllerinden doğma” metaforu. 8 Aralık 2025
Sözcü “Suriyeliler meydanlara akın etti. Kutlama yaptılar.” Nötr Aktarım: Yorum yapmaktan kaçınan, sadece sahadaki olayı bildiren habercilik. 8 Aralık 2025
Evrensel “HTŞ yönetiminde Suriye’de bir yıl: Katliamlar sürerken Erdoğan ‘devrim’ dedi.” Sorgulayıcı / Muhalif: Yönetimin meşruiyetini sorgulayan, hak ihlallerine odaklanan sert eleştiri. 8 Aralık 2025 (X)
Mezopotamya Ajansı “Esad’ın devrilmesiyle Suriye kaos ve belirsizlikle dolu yeni bir döneme girdi.” Kaos ve Güvenlik: Azınlık hakları, belirsizlik ve geleceğe dair endişe odaklı çerçeveleme. 25 Aralık 2025 (X)

SDG–ŞAM GÖRÜŞMELERİ VE “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”

1–31 Aralık 2025 tarihleri arasında Türkiye medyası; Suriye Demokratik Güçleri (SDG)–Şam görüşmelerini, 10 Mart Mutabakatını ve tüm bu süreci “Terörsüz Türkiye” söylemiyle nasıl ilişkilendirdi?

Öncelikle SDG için farklı farklı tanımlamalar yapıldı: “Suriye’de SDG adını kullanan terör örgütü YPG/PKK”, “PKK’nın Suriye kolu SDG/YPG”, “terör örgütü SDG/YPG, “DSG” gibi…

Anadolu Ajansı, Yeni Şafak ve Sabah’ta SDG, siyasal bir özne değil “terör örgütü”, “entegrasyona direnen yapı” ve “oyalama politikası izleyen aktör” olarak tanımlandı. Bu mecralarda SDG, merkezi otoriteye entegre edilmesi gereken, “sabrı zorlayan” bir güvenlik problemi olarak konumlandırıldı.

Sözcü’de ise SDG, doğrudan kriminalize edilmese de yoğun biçimde güvenlik ve istihbarat dili içinde ele alındı. Haberlerde “SDG’de 100 bin terörist var” gibi başlıklarla, sürecin siyasal boyutundan ziyade Türkiye açısından oluşturduğu tehdit vurgulandı. Buna karşılık Evrensel ve Mezopotamya Ajansı, SDG’yi “terör” kategorisine sıkıştırmadan; siyasal talepleri, kurumsal yapısı ve müzakere pozisyonu olan bir aktör olarak ele aldı. Bu mecralarda SDG’nin adem-i merkeziyetçilik, kadın birliklerinin korunması ve yerel yönetim talepleri özellikle vurgulandı.

Mecra Doğrudan Alıntı / Söylem Kurulan Çerçeve / Bakış Açısı Kaynak & Tarih
Anadolu Ajansı “Terör örgütü PKK/YPG, ‘ademi merkeziyetçiliği’ öne sürerek Suriye’de entegrasyon sürecine henüz yanaşmadı.” Güvenlik Sorunu: SDG’nin taleplerini birer “direnç” ve entegrasyon önünde engel olarak tanımlama. 28 Aralık 2025
Yeni Şafak “Ya entegrasyon ya operasyon: SDG için son 5 gün.” Askeri Ültimatom: SDG’yi yalnızca askeri bir hedef olarak gören, “son tarih” vurgulu tehdit dili. 27 Aralık 2025
Sözcü “SDG’de 100 bin terörist var.” İstihbari / Sayısal Tehdit: Yapıyı tamamen niceliksel bir terör unsuru olarak kodlama. 18 Aralık 2025
Evrensel “SDG’nin mevcut kurumsal yapısının korunduğu… ademimerkeziyetçi bir yönetim talebi var.” Siyasi Özne: SDG’yi kurumsal yapısı ve talepleri olan, müzakere edilebilir bir aktör olarak görme. 30 Aralık 2025
Mezopotamya Ajansı “SDG, adem-i merkeziyetçilik ve federalizm taleplerini sürdürürken merkezi otoriteye entegrasyon dayatılıyor.” Hak Temelli / Mağduriyet: Entegrasyon sürecini bir “dayatma” olarak gören, Kürt siyasal kimliği odaklı okuma. 31 Aralık 2025

10 Mart Mutabakatı ve “Terörsüz Türkiye”

Suriye geçici yönetimi lideri Ahmet Şara ve SDG Komutanı Mazlum Abdi arasında imzalanan 10 Mart Mutabakatı, ülkedeki etnik ve dini azınlık haklarını güvence altına alarak SDG kontrolündeki bölgelerin Şam’a bağlanması ve SDG güçlerinin Suriye ordusuna entegre edilmesini öngördü. 2025 yılı sonuna kadar hayata geçmesi beklenen bir yıl, SDG’nin Şam’a entegrasyon muamması ile geçti: bir taraf “anlaştık” derken diğer “hayır anlaşmadık” dedi.

10 Mart Mutabakatı, Anadolu Ajansı, Sabah ve Yeni Şafak’ta büyük ölçüde “SDG’ye tanınmış bir süre” ve “sabır testi” olarak sunuldu. Mutabakatın ilerlememesinin sorumluluğu çoğunlukla SDG’ye yüklenirken; Şam yönetiminin tutumu, HTŞ’nin yaklaşımı ve bölgesel güçlerin rolü sınırlı biçimde ele alındı. Yeni Şafak’ta Yahya Bostan

SDG’nin Şam’a entegrasyonu Suriye’nin toprak bütünlüğünü, Suriye’nin toprak bütünlüğü de bölgenin istikrarını ve Türkiye’nin ulusal güvenliğini yakından ilgilendiriyor.” analiziyle iktidara yakın medyanın yaklaşımını özetledi.

Sözcü süreci sıklıkla “anlaşıldı–yalanlandı” ikiliği üzerinden, müzakerenin içeriğinden çok belirsizlik ve kriz ihtimalini öne çıkardı. Evrensel ve Mezopotamya Ajansı’nda ise Mutabakat, askeri baskının alternatifi olan siyasal bir zemin olarak ele alındı.

Türkiye’nin Suriye’ye “askeri müdahale seçeneği masada” ve “Terörsüz Türkiye” söylemi, Anadolu Ajansı ve Yeni Şafak’ta SDG’ye yönelik askeri ve siyasi baskıyı meşrulaştıran bir çerçeve olarak kullanıldı. Entegrasyon, zorunluluk ve operasyon ihtimali bu söylemle birlikte sunuldu. Evrensel ve Mezopotamya Ajansı’nda ise aynı söylem, Türkiye’nin kendi “iç sorunlarını Suriye sahasına taşıma riski” üzerinden eleştirildi; barışçıl ve kolaylaştırıcı bir rol çağrısı yapıldı.

SURİYE’DE ALEVİLER VE DÜRZİLER: “FEDERALİZM”, “KATLİAM” VE “AYRILIKÇILIK”

Alevi ve Dürzi toplulukların adem-i merkeziyetçilik ve federalizm talepleri ile bu grupların protestolarına karşı onlara yönelik saldırılar nasıl aktarıldı?

Ağırlıklı olarak Suriye’deki Alevi ve Dürzi topluluklara yönelik saldırı, protesto ve federalizm talepleri; “insan hakları” ya da siyasi talep olarak ele alınmadı. Aynı olaylar, medya mecralarına göre ya “provokasyon ve kaos”, ya “katliam ve sistematik şiddet”, ya da “mezhepsel çatışma” çerçevesi içinde sunuldu.

Alevilerle Sünniler arasında yaşanan çatışmalar ise çoğunlukla “kim kışkırtıyor?” sorusu etrafında ele alındı. Geçiş hükümetinin sorumluluğu, yönetim boşluğu ve azınlıkların güvenlik talepleri sınırlı biçimde yer buldu.  Anadolu Ajansı, Sabah ve Yeni Şafak’ta Alevi ve Dürzilere yönelik saldırılar ve protestolar ya tamamen dışarıda bırakıldı ya da “iddia”, “çatışma” diliyle veya “devrik rejim yandaşlarının saldırısı”, “PKK/YPG saldırısı” olarak aktarıldı.

Sözcü’nün haber dili, ağırlıklı olarak mezhepsel gerilim vurgusu üzerinden şekillendi. Evrensel ve Mezopotamya Ajansı ise bunları doğrudan katliam ve sistematik şiddet olarak tanımlanırken; sahadan aktarılan tanıklıklar, kadın ve çocuklara yönelik kaçırma ve cinsel şiddet iddiaları ile Birleşmiş Milletler raporları haberlerde yer buldu.

Anadolu Ajansı, Sabah ve Yeni Şafak’ta Alevi ve Dürzilerin dile getirdiği “federalizm” ve “kendi kaderini tayin” talepleri, büyük ölçüde bölünme, ayrılıkçılık, provokasyon ve çerçevesinde ele alındı. Evrensel ve Mezopotamya Ajansı’nda ise bu talepler ayrılıkçı bir tehdit olarak değil; azınlıkların güvenliği, eşit yurttaşlık ve siyasal temsiliyet arayışının bir parçası olarak ele alındı. Bu haberlerde, geçiş hükümetinin saldırılardaki sorumluluğu açık biçimde dile getirilirken; çözüm olarak askeri yöntemler değil, federal ve demokratik bir siyasal düzen önerildi.

Suriye’de Alevi ve Dürziler: Medya Temsilleri

Mecra Doğrudan Alıntı / Söylem Kurulan Çerçeve / Bakış Açısı Kaynak
Sabah “Federasyon bahanesiyle kaos: Suriye’de provokatif eylemler patlak verdi.” Güvenlik Tehdidi: Talepleri hak arayışı değil, devletin birliğine yönelik bir “provokasyon” ve “kaos” unsuru olarak görme. Sabah (X), 27 Aralık 2025
Sözcü “Suriye’de Alevilerle Sünniler arasında sokak çatışmaları başladı! Kim kışkırtıyor?” Mezhepsel Fay Hattı: Olayı siyasal bir hak arayışından ziyade, Türkiye’deki hassasiyetlere de dokunan bir “mezhep kavgası” olarak sunma. Sözcü, 27 Aralık 2025
Evrensel “HTŞ güçleri, protesto düzenleyen Alevilere ateş açtı: Ölü ve yaralılar var.” Devlet Şiddeti: Yeni yönetimin (HTŞ/Şara) baskıcı niteliğine ve silahsız protestoculara yönelik şiddete odaklanan eleştirel dil. Evrensel, 30 Aralık 2025
Mezopotamya Ajansı “HTŞ iktidarında iki binden fazla Alevi katledildi.” Sistematik Şiddet: Olayları tekil çatışmalar değil, azınlıklara yönelik sistematik bir “insan hakları ihlali” ve kıyım olarak tanımlama. MA (Evrensel Alıntılı), 2025

FİDAN–GÜLER–KALIN’IN ŞAM ZİYARETİ: DİPLOMASİ, GÜVENLİK VE “SDG ÇIKMAZI”

Son olarak Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın 22 Aralık’taki Şam ziyaretini kim nasıl gördü?

Ziyaret ağırlıkla “SDG’ye yönelik uyarı” ve “baskı” ile Kürt meselesindeki sertleşmenin bir uzantısı olarak ele alındı. Ziyaretin barışçıl, uzlaştırıcı ya da müzakereye dayalı bir potansiyel taşıyıp taşımadığı sorusu ise haberlerin önemli bir kısmında ya sınırlı kaldı ya da haber ve analizlerden dışlandı.

Anadolu Ajansı Şam ziyaretini ağırlıklı olarak diplomatik bir başarı ve Türkiye’nin Suriye’de belirleyici bir aktör olduğu söylemiyle ele aldı. Ziyaretin içeriği, SDG’nin entegrasyonu ve “terör tehdidinin bertaraf edilmesi” başlığı etrafında çerçevelendi. Sabah’ta ziyaret, sembolik görüntüler ve “normalleşme” vurgusuyla aktarıldı. Hakan Fidan’ın Şam’da verdiği pozlar ve yapılan sosyal medya paylaşımları, ziyareti diplomatik bir zafer gibi sunan bir dil üretti.

Anadolu Ajansı ve Yeni Şafak’ta Hakan Fidan’ın “SDG’nin entegrasyona niyeti olmadığı” ve “İsrail ile koordinasyon” içinde olduğu sözleri öne çıkarıldı.

Sözcü’nün Şam ziyaretine yaklaşımı mesafeli oldu. Ziyaret, ne açık biçimde bir diplomatik başarı olarak sunuldu ne de kapsamlı bir eleştiriye tabi tutuldu. Bunun yerine, Fidan’ın basın toplantısında yaşanan teknik aksaklıklar ve “sözünün kesilmesi” gibi sembolik anlar öne çıkarıldı.

Evrensel’de Şam ziyareti, Türkiye’nin Kürt meselesinde başlattığı yeni sürecin Suriye sahasında tıkandığını gösteren bir gelişme olarak ele alındı. Ziyaret, SDG’nin tasfiyesini dayatan bir stratejinin parçası olarak yorumlandı. Yine Evrensel’de Yusuf Karadaş’ın analizde, iktidarın HTŞ ile kurduğu ilişki ile SDG’ye yönelik baskı arasındaki tercih üzerinden eleştirildi. Ziyaretin hemen ardından Halep’te HTŞ–SDG çatışmasının yaşanması, sürecin kırılganlığına işaret eden kritik bir gelişme olarak değerlendirildi.

3 Mecrada 2 Bakanın Şam Ziyareti

Mecra Doğrudan Alıntı/ Söylem Kurulan Çerçeve / Bakış Açısı Kaynak
Anadolu Ajansı “SDG’nin İsrail ile koordinasyonu büyük engel.” Dış Tehdit / Meşrulaştırma: Suriye’deki yerel bir aktörü “İsrail işbirlikçisi” olarak kodlayarak, olası sert politikaları kamuoyu nezdinde haklı çıkarma çabası. AA, Aralık 2025
Evrensel “Ziyaret, SDG’ye yönelik tasfiye politikasının işareti.” Baskı / Siyasal Dayatma: Diplomasiyi bir uzlaşı aracı değil, bir yapının (SDG) tasfiyesi için kurulan bir “kıskaç” olarak okuyan eleştirel tutum. Evrensel, 30 Aralık 2025
Sözcü (Ziyaret sınırlı ve bağlamsız aktarıldı) Mesafeli / İç Politika Odaklı: Dış politikadaki bu devasa adımı, Suriye’nin geleceğinden ziyade “iktidar içindeki krizler” veya Hakan Fidan’ın profili üzerinden görme eğilimi. Sözcü, Aralık 2025

PALMİRA’DAN YALOVA’YA SURİYE HABERLERİNDE İŞİD!

Aralık ayında IŞİD odaklı gelişmeler nasıl sunuldu? Türkiye medyasında incelediğimiz mecralarda “İŞİD” menşeli saldırılar “cihatçı terör”, “SDG’nin sorumluluğu” ya da “küresel komplo” anlatılarının parçası oldu.

İŞİD haberleri ağırlıkla bağımsız ve küresel bir cihatçı tehdit olarak ele alınmadı. Aksine, saldırılar ve operasyonlar büyük ölçüde SDG’nin konumu, Türkiye’nin güvenlik politikaları ve bölgesel güç dengeleriyle ilişkilendirilerek haberleştirildi.

Aralık ayının ortasında Palmira’da iki ABD askeri ve bir sivil tercümanın öldürüldüğü saldırı, önce “İŞİD saldırısı” olarak duyurulurken, daha sonra saldırganın HTŞ bağlantısının ortaya çıkması, Suriye sahasında haber ve analiz yapmanın karmaşıklığını da gösteren bir örnek oldu. “Cihatçının cihatı ile savaşı” sözleriyle Fehim Taştekin, HTŞ ve İŞİD arasındaki büyük husumet ve ayrışmayı ve “terör örgütü: İŞİD ya da HTŞ” anlatısıyla açıklanmasındaki güçlüğü ortaya koydu.

İŞİD–SDG İLİŞKİLENDİRMESİ: TÜRKİYE MERKEZLİ GÜVENLİK ANLATISI

Yeni Şafak’ta ve köşe yazılarında İŞİD saldırıları, daha geniş bir jeopolitik komplo anlatısı içine yerleştirildi. Palmira saldırısı, İŞİD’den ziyade İsrail–YPG hattına bağlandı. Bu çerçevede İŞİD, terör faili değil sahaya sürülen bir araç olarak ele alındı. Bu bakış açısından terör saldırılarının engellenmesine çare, SDG’nin tasfiyesi oldu.

Bu yaklaşımla, Türkiye’de Yalova’da gerçekleşen İŞİD saldırısında da faillerin SDG kontrolündeki El Hol Kampı’ndan geldiği vurgusu öne çıkarıldı. İŞİD, SDG’nin kontrol edemediği ya da göz yumduğu bir tehdit olarak konumlandırdı.

Evrensel’in haber ve yorumlarında ise İŞİD operasyonlarının, SDG’nin statü kazanmasının önüne geçme hesaplarıyla ilişkilendirildiği vurgulandı. Bu yaklaşımda İŞİD, sahadaki güç mücadelelerinde kullanılan bir “araç” olarak ele alındı. Aynı zamanda İŞİD ile HTŞ arasındaki geçişkenliğe dikkat çekilerek, Suriye sahasında sorumluluk ve fail tartışmalarının tek bir örgüte indirgenemeyeceği belirtildi.

GAZETECİLERİN GÖZÜNDEN: SURİYE HABERCİLİĞİNDE KÖR NOKTALAR

Suriye, sahayı takip eden gazetecilerin değerlendirmelerine nasıl yansıdı.

Al Monitor yazarı Amberin Zaman, Evrensel yazarları Hediye Levent ve Fehim Taştekin, NûMedya24 yazarı Faik Bulut, Yeni Yaşam yazarı Doğan Cihan ve araştırmacı-yazar Hamide Rencüş’ün köşe yazıları, söyleşileri ve sosyal medya paylaşımları derlendi.

Evrensel yazarı Hediye Levent’e göre, “Türkiye’de basın provokasyona açık. Sahadaki gelişmeleri detaylı bir şekilde aktarmayan ya da yüzeysel.” Azınlıklara yönelik saldırılar, güvenlik krizleri ve toplumsal gerilimler çoğu zaman sosyal medya ve yerel tanıklıklar üzerinden görünür olabiliyor.

Esad sonrası için “Suriye gerçekliği biraz asitle paramparça edilmiş bir kilimi andırıyor” diyen Evrensel yazarı Fehim Taştekin ise Türkiye medyasında haberlerin çoğunlukla tek yönlü ve sığ değerlendirmelere indirgendiğini tespit ediyor.

Suriye sahasını bizzat takip eden Yeni Yaşam yazarı Doğan Cihan, “Türk Medyasının Suriye Yanılgısı” başlıklı paylaşımında; “ülkenin etnik, mezhepsel ve siyasi çeşitliliği; yerel aktörlerin öncelikleri ve uluslararası müdahalelerin etkisi bütünlüklü biçimde analiz edilmiyor” diyor.

SURİYE HABERLERİNDE “GÖRÜLMEYENLER”

Gazetecilerin ortaklaştığı bir diğer eleştiri, Türkiye’de Suriye haberlerinin çoğu zaman aktörlere göre “pozisyon alma” üzerinden kurulması. Bu durum, özellikle azınlıklara yönelik saldırılarda belirginleşiyor. Hediye Levent Alevilere yönelik saldırıların medya dilinde nasıl çarpıtıldığını şöyle anlatıyor:

“Alevilerle Sünniler arasında bir mezhep savaşı varmış gibi anlatılıyor. Oysa sahada bir mezhep savaşı yok; sistematik bir güvenlik ve yönetim sorunu var.”

Hamide Rencüs, Lazkiye ve sahil bölgesinde yaşanan katliamların “iliştirilmiş gazetecilik” yoluyla görünmez kılındığını savunuyor: “Colani, iliştirilmiş gazetecilere ‘steril’ bir sahil kenti sundu. Sahil halkını keserken, onlar her şey yolundaymış gibi haberler yaptılar.”

İŞİD haberlerinde de benzer bir sorun dikkat çekiyor. Fehim Taştekin ve Doğan Cihan, Palmira saldırısı örneğinde olduğu gibi, “fail” anlatısının aynı mecrada dahi hızla değişebildiğini vurguluyor. Doğan Cihan durumu özetliyor: “Palmira’daki saldırıyı IŞİD değil, HTŞ yaptı. Medya bu farkı bilinçli ya da bilinçsiz biçimde bulanıklaştırıyor.”

Amberin Zaman ise İŞİD’e karşı verilen mücadelenin gerçek aktörlerinin sistematik biçimde görmezden gelindiğine dikkat çekiyor: “Türk kanallarında IŞİD analizleri yapılıyor ama SDG’nin adı bir kez bile anılmıyor. Oysa en büyük darbeyi IŞİD’e SDG vurdu.”

Gazeteci-yazar Faik Bulut, Şam yönetiminin izlediği katı merkeziyetçi yaklaşımın Suriye’nin farklı bölgelerinde “ademi merkeziyetçilik taleplerini kaçınılmaz kıldığını” vurguluyor. Bulut’a göre bu gerilim, sahadaki gerçekliğin temel dinamiklerinden biri olmasına rağmen, Türkiye medyasında çoğu zaman “ayrılıkçılık” ya da “tehdit” başlığına indirgeniyor.

Bulut, Türkiye’nin Suriye Kürtleri (Rojava) üzerinde kurduğu siyasi ve psikolojik baskının da medya dili aracılığıyla sistematik biçimde yeniden üretildiğini belirtiyor: “Başta Hakan Fidan olmak üzere, Türkiye siyasi-psikolojik baskı yapmak amacıyla demeç üzerine demeç veriyor.”

SDG–Şam müzakereleri ve 10 Mart Mutabakatının 2026 yılının başında hâlâ belirsizliğini koruduğu bir tabloda; merkeziyetçilik–ademi merkeziyetçilik gerilimi, entegrasyon–federasyon tartışmaları ve “Terörsüz Türkiye” söylemi, Türkiye medyasında büyük ölçüde güvenlik ve tehdit dili üzerinden ele alınmaya devam ediyor.

Gazetecilerin değerlendirmeleri, Türkiye’de Suriye haberciliğinin sahaya erişim eksikliği, güvenlik merkezli dili nedeniyle derinlikli analiz üretmekte zorlandığını ortaya koyuyor.

 

Gazeteci Gözüyle Türkiye’de Suriye Haberciliği

Gazeteci Doğrudan Alıntı İşaret Ettiği Temel Sorun
Hediye Levent “Türkiye’deki basın ne yazık ki provokasyona açık, sahadaki gelişmeleri detaylı aktarmayan, yüzeysel haberler var.” Yüzeysellik & Provokasyon: Bilgi eksikliğinin yarattığı manipülasyon riski.
Doğan Cihan “Ülkenin etnik, mezhepsel ve siyasi çeşitliliği bütünlüklü biçimde analiz edilmiyor.” Analiz Eksikliği: Suriye’nin çoğulcu yapısının (etnik/mezhepsel) yok sayılması.
Fehim Taştekin “IŞİD kalıntılarının terörü Yalova’da Türkiye’nin …Suriye politikasının ne kadar berbat bir politika olduğunu hatırlattı.  Bu konuları yazan gazeteciler, yazarlar üzerinde baskı kuruluyor.” Medya üzerindeki baskı:

Suriye ve Türkiye’de İŞİD tehdidinin medyada yer bulmasının engellenmesi

Hamide Rencüs “Sahil bölgesindeki katliamlar iliştirilmiş gazetecilikle sterilize ediliyor.” İliştirilmiş Gazetecilik: Olayların sadece belirli bir tarafın izin verdiği ölçüde ve taraflı aktarılması.
Faik Bulut “Rojava ve Kürtler üzerindeki baskı, medya diliyle meşrulaştırılıyor.” Meşrulaştırma: Güvenlik odaklı dilin, insan hakları ihlallerini örtbas etmesi.

FARUK BİLDİRİCİ: “GELİŞMELER BİRİNCİ ELDEN VE GAZETECİ NESNELLİĞİYLE AKTARILAMIYOR”

Türkiye medyasında Suriye haberciliğini değerlendiren medya ombudsmanı Faruk Bildirici’ye göre, sorunlar yapısal ve kronik. “Ülkemiz medyasında Suriye gibi komşu ve iç karışıklıkları Türkiye’yi de etkileyen” ülkeleri izlemedeki iki temel problem sahadan kopukluk ve resmî söyleme bağımlı, tek taraflı editoryal yaklaşım.

“Kendi muhabirlerinin orada bulunmaması” Türkiye medyasını sahaya dayalı gazetecilikten uzaklaştırarak yabancı ajanslara, resmî açıklamalara ve ikincil kaynaklara bağımlı hale getiriyor. Bu bağımlılık, haberlerin hem eksik kalmasına hem de yönlendirilmiş bir çerçeveyle sunulmasına neden oluyor. Türkiye medyası Suriye’de gelişmeleri “birinci elden ve gazeteci nesnelliğiyle izlenip aktarılamıyor.”

Özellikle SDG ve Şam yönetimine ilişkin haberlerde, medya ağırlıklı olarak devlet yetkililerinin açıklamalarına dayandığı, karşı tarafın görüşlerinin ya hiç verilmediğini ya da görünmez kılınmasıyla kamuoyu sahadaki gerilimler, diplomatik kırılmalar ve ilişkilerdeki olumsuzluklar hakkında eksik ya da çarpıtılmış bilgiye maruz kalıyor. Dahası, “Bu tür haberler, tek yanlı olmakla kalmayıp çoğu kez propagandist bir dil içeriyor.”

Bildirici’ye göre, “Suriye’deki gelişmelerin izlenmesinde gazetecilik gözlemlerine, birikimine ve nesnelliğine ihtiyaç var. Bağımsız ve siyasi kaygılardan uzak haberciliğin değeri Suriye konusunda da kendini gösteriyor.”

Bu ihtiyacı karşılamada kendisinin sosyal medyayı ve sahayı yakından takip eden bağımsız gazeteciler Fehim Taştekin, Hediye Levent ve Faik Bulut gibi isimleri takip ettiğini söyleyen Bildirici, “çünkü etnik gruplara yönelik saldırı gibi olaylar ilk önce oralardan duyuluyor” diyor.

Türkiye’de Suriye Haberciliği: Söylem Haritası

Analiz Konusu Devlet / İktidar Medyası Dili Muhalif / Hak Odaklı Medya Dili
SDG’nin Konumu Terör / Güvenlik Nesnesi: Tasfiye edilmesi veya etkisiz hale getirilmesi gereken bir yapı. Siyasal Özne / Aktör: Masada olması gereken, kurumsal kimliği ve talepleri olan muhatap.
Şam Ziyareti Çözüm ve Düzen Hamlesi: Suriye’nin toprak bütünlüğü ve bölgesel istikrar için stratejik adım. Tasfiye ve Baskı Girişimi: Yerel özerk yapıları tasfiye ve güvenlik tehdidiyle baskı.
Azınlık Eylemleri Provokasyon ve Kaos: Dış güçlerce kışkırtılan, birliği bozmaya yönelik tehlikeli hareketler. Hak Arayışı ve Direniş: Demokratik taleplerin ve merkezi yönetimin baskılarına, ihlallerine karşı tepkinin yansıması.
Gelecek Tasavvuru Merkezi Entegrasyon: Güçlü bir merkezi otoriteye tam bağlılık ve üniter yapı vurgusu. Adem-i Merkeziyetçilik: Yerel yönetimlerin yetkilendirildiği, çoğulcu ve federal bir model.

İncelenen beş mecra, altı gazetecinin değerlendirmeleri ve Faruk Bildirici’nin bu tespitleri birlikte ele alındığında, Suriye odaklı haberlerin çoğunun ülkenin etnik, mezhepsel ve siyasi çeşitliliğini, yerel aktörlerin öncelikleri ve uluslararası müdahalelerin sahadaki etkilerini bütünlüklü biçimde analiz etmede eksik kaldığını gösteriyor.

Etiketler

Derya Kap

Hak temelli habercilik alanında çalışan freelance gazetecidir. Kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları ekseninde içerikler üretir. 3 yıldan bu yana "Türkiye’de Erkeklikler" video serisi ve erkeklik odağındaki haberleriyle; erkeklik pratiklerini, şiddetin gündelik biçimlerini ve toplumsal cinsiyet ilişkilerini gazetecilik perspektifiyle görünür kılmayı amaçlar.

Journo E-Bülten

ÖNE ÇIKANLAR