Görüş

40 yıl sonra Abdi İpekçi: Benim Abdi Başkanım

Türkiye, tarihinin en karanlık günlerini yaşıyor. Medya ağır baskı altında. Toplum hiç olmadığı kadar kutuplaştı ve hatta iç savaş ihtimalinden bahsediliyor… Abdi İpekçi, işte böyle bir dönemde yaşadı ve buna rağmen tarafgirliğe bulaşmadan sadece gazetecilik yaptı.

Düşünün; 1954’ten 1979’a kadar (25 yıl boyunca) ülkenin en çok satan gazetelerinden Milliyet’i yönetiyorsunuz ve bu süreç siyasi istikrarsızlık, sokak çatışmaları, askeri müdahalelerle geçiyor. Abdi İpekçi de -kimi meslektaşlarının yaptığı gibi- bir siyasi kampın sözcülüğüne, kahramanlığına soyunamaz mıydı? İşte, İpekçi’yi özel kılan şeylerden en önemlisi bence buydu; gazeteciliği her şeyin üstünde tutması. Gündelik siyasetin uğultusuna kapılmaktansa mesleğin sükûnetiyle karar alması…

Onunla şahsen tanışamadım ancak 1958-1960 arası başkanlığını yaptığı Türkiye Gazeteciler Sendikası’na yönetici seçildiğimden beri hakkında okumaya gayret ediyorum. Aramızdan kopartılışının 40. yılında, ‘kitaplardan tanıdığım’ Abdi İpekçi’yi -özellikle bizim kuşağa- anlatmak isterim:

Tarafsız ve dürüst

Abdi Bey bir kere mâkul bir insan. Öfke, nefret ve şiddete uzak. Toplum ortadan ikiye bölmüşken bile çok sesliliğe, empatiye, diyaloğa, uzlaşmaya inanıyor. Milliyet’in sayfalarını sağ görüşlü yazarlara açması bunun iyi bir örneği. Siyaseten aşırılıktan hazzetmiyor. Hem sağ hem de sol fanatikler tarafından hep eleştirilmesi nasıl bir gazete yaptığı hakkında fikir verebilir. Gazeteci Hasan Cemal, onu “İktidarla muhalefetin haberlerini eşit büyüklükte kullanırdı” diye anlatıyor.

Profesyonel

İpekçi elbette demokrasiden, özgürlüklerden, insan haklarından yana taraftı ama her şeyden önce editoryal bağımsızlığa ve iyi gazeteciliğe inanırdı. Patron ya da hükümetin ona değil talimat vermek, telkinde bulunması bile düşünülemezdi. Dava insanı değil, ‘profesyonel gazeteci’ydi. Türk basınına gazeteciliğin evrensel kurallarını ve etik ilkelerini getirdi. Meslektaşlarına o zamana dek görülmemiş sosyal haklar kazandıran ve bugün 212 olarak bilinen Basın Kanunu’nun mimarlarındandı.

Bâb-ı Âli’nin yenilikçisi

Gazeteci Hasan Pulur’un dediği gibi ‘Türk basınının okulu İpekçi’dir.’ Abdi Bey tavrıyla, tarzıyla bir okuldur ve bu okulun temeli yenilikçiliktir. Ayrı bir dış haber sayfası, ayrı bir ekonomi sayfası, arka kapağa alınan spor sayfası ve başka pek çok yenilik bu yaratıcı aklın neticesidir. İnovatif fikirlere her zaman açık olan İpekçi, tutuculuğun hiçbir türlüsünü hoş görmezdi.

Dünyalı

Abdi İpekçi dünyalı ve dünya çapında bir gazeteciydi. Hem muhabirlerini farklı ülkelerdeki sıcak gelişmelere gönderdi hem Türk basınının uluslararası mesleki platformlarda temsil edilmesine öncülük etti. İpekçi’yle en uzun süre çalışan gazeteci olan Sami Kohen, ondan bir kez bile “Çok masraflı, gitmeyelim” sözünü işitmediğini söylüyor. İpekçi’nin öldürülmesinin ardından dünyanın önde gelen gazetecilerinin yazdıkları ve söyledikleri, bıraktığı izin büyüklüğünü gösteriyor.

* * *

Elbette kendisini şahsen tanıyanlar benden çok daha iyi anlatacaktır. Hep daha iyi gazetecilik için uğraşmış ve Türkiye basını için milat olmuş Abdi İpekçi’ye ‘evlatların seni unutmadı’ demek için mütevazı bir çaba benimki. Hamasetin ve sloganların her yanı sardığı bir dönemde Abdi Başkan’la tanışmalara vesile olduysam ne mutlu.


* Nükhet İpekçi’ye teşekkürlerimle.

Mustafa Kuleli

Mustafa Kuleli

1985, İzmir doğumlu. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Türkiye medyası için basılı, görsel ve dijital alanda çalıştı. 2013’teki Gezi eylemleri sonrasında Gazeteciler Sendikası’na Genel Sekreter seçildi ve 28 yaşında ülkenin en genç sendika yöneticisi oldu. Şubat 2014’te fiziksel saldırıya uğradı ancak olay aydınlatılamadı. Sendikal faaliyeti nedeniyle işten atıldıktan sonra tüm zamanını TGS’ye vermeye başladı. Sendika’nın yeni imaj, dil ve söylemini geliştirdi. Gazetecilik sitesi Journo’yu ve gazetecilere yeni medya becerileri kazandıran TGS Akademi’yi kurdu. 2019 yılında rekor bir oyla Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) yönetimine girdi.