Basın meslek örgütleri, 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü dolayısıyla İstanbul’da bir araya gelerek, tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması çağrısı yaptı. Gazetecilere yönelik baskıların çeşitli biçimler altında artarak devam ettiği vurgulanarak, bu karanlık dönemin dayanışma ve örgütlülükle aşılacağı ifade edildi.
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Türkiye Yayıncılar Birliği, Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN Türkiye Merkezi, DİSK Basın-İş ve Çağdaş Gazeteciler Derneği, 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü kapsamında İstanbul’da ortak anma ve dayanışma etkinliği düzenledi.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen “Gazeteciliği yaşatmak için tutuklu meslektaşlarımızı serbest bırakın” başlıklı etkinlikte, basın meslek örgütü temsilcileri hem geçmişte yaşamını yitiren gazetecileri andı hem de gazetecilere dönük giderek artan baskılara karşı ortak mücadele çağrısı yaptı.
MUNYAR: GAZETECİYİ TUTUKLAMAK, TOPLUMU GÖZALTINA ALMAKTIR
Etkinliğin açış konuşmasını yapan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Munyar, basın özgürlüğünün yalnızca gazetecilerin değil, toplumun haber alma hakkının teminatı olduğunu vurguladı. Gazetecilerin kamu adına görev yaptığını belirten Munyar, gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamaların doğrudan toplumu hedef aldığını, gazetecilerin tutuklanmasının toplumu gözetim altına almak olduğunu ifade etti. Gazetecilerin görevlerini yerine getirirken kamu görevlileri tarafından kötü muameleye maruz kaldığını belirterek, bunun ifade ve basın özgürlüğünün ihlali olduğunu söyledi. Demokratik bir ülkede basının özgür olması gerektiğini dile getiren Munyar, “Meslektaşlarımızın haberlerinin kamuoyunda kaos ve panik yaratma amacı taşıdığı söylenebilir mi? Hayır. Kamu barışının somut biçimde bozulduğuna ilişkin bir durum söz konusu mudur? Hayır. Bu koşullar altında somut delillere dayanmayan tutuklama kararları hukuk devleti ilkeleri açısından ciddi sorunlar yaratır. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkesine zarar veren bu tür uygulamaların son bulmasını istiyoruz. İsmail Arı, Merdan Yanardağ, Bilal Özcan ve Alican Uludağ başta olmak üzere tutuklu 15 gazetecinin serbest bırakılmasını bir kez daha talep ediyoruz” çağrısında bulundu. Munyar konuşmasını, “Öldürülen Hasan Fehmi Bey başta olmak üzere öldürülen 67 meslektaşınızı sevgi ve saygıyla anıyoruz” diyerek bitirdi.
DURMUŞ: GAZETECİLERE YÖNELİK BASKI BİÇİM DEĞİŞTİRDİ
Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün tarihsel gelişimine dikkat çekerek, geçmişten bu güne mesleğin baskı altında olduğunu söyledi. Hasan Fehmi Bey’in katledilmesiyle başlayan sürecin günümüze kadar devam ettiğini belirten Durmuş, özellikle 1970-1980 döneminde ve 12 Eylül darbesi sonrasında gazetecilere yönelik şiddet ve baskının arttığını ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu:
“1980 darbesine kadar toplam 13 gazeteci katledildi. Abdi İpekçi, Ümit Kaftancoğlu, Ali İhsan Özgür gibi gazeteciler 6 yıl içinde öldürüldü. 1980 darbesinden sonra gazetecilere yönelik baskılar tavan yaptı. Tutuklanan gazeteciler, kapatılan gazeteler, yakılan kitaplar…. 1988’de Mevlüt Işık’ın öldürülmesi ile başlayan ve 1999 yılına kadar devam eden gazeteci suikastlerinde aralarında Çetin Emeç, Musa Anter, Namık Tarancı, Uğur Mumcu, Ferhat Tepe, Metin Göktepe, Ahmet Taner Kışlalı’nın da aralarında olduğu 41 gazeteci öldürüldü. Son olarak geçtiğimiz yıl belgeselci-gazeteci Hakan Tosun sokak çeteleri tarafından öldürüldü.”
TGS Başkanı Durmuş, son dönemde ise baskının biçim değiştirerek tutuklamalar ve davalar üzerinden sürdüğünü söyledi. “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasının gazetecileri susturmak için kullanıldığını belirten Durmuş, Alican Uludağ, Merdan Yanardağ, İsmail Arı gibi gazetecilerin bu suçlamayla tutuklu bulunduğuna dikkat çekti. Hukukun bağımsızlığını yitirdiği bir ortamda gazetecilerin hedef haline geldiğini, bu karanlık dönemin dayanışmayla aşılacağını vurgulayan Durmuş, yalnızca meslek örgütlerinin değil toplumun da haber alma hakkına sahip çıkması gerektiğini ifade etti.
KOCATÜRK: SESSİZ KALMAK DEĞİL, SORUMLULUK ALMAK ZORUNDAYIZ
Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Başkanı Kenan Kocatürk ise dünya genelinde ifade ve yayınlama özgürlüğünün baskı altında olduğunu anlattı. Gazetecilere, yazarlara ve yayıncılara yönelik baskıların yalnızca bireyleri değil tüm toplumu etkilediğini ifade eden Kocatürk, “Bugün burada olmak ve sessiz kalmamak bir tercih değil, sorumluluğumuz” dedi.
Kocatürk, haber alma ve okuma özgürlüğünü savunmaya devam edeceklerini vurgulayarak, tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması çağrısını yineledi.
KÖZ: ÖZGÜRLÜK GİZLENEMEZ
Türkiye Yazarlar Sendikası 2. Başkanı Mustafa Köz ise konuşmasına anlattığı bir hikâyeyle başladı. Hapishaneye sokulmasına izin verilmeyen kuş resmini ağaçtaki beneklerle yeniden çizen bir çocuğun hikâyesini aktaran Köz, özgürlüğün engellenemeyeceğini şu sözlerle vurguladı:
“Annesiyle babalarını ziyarete giden bir çocuk babasına bir resim hediye etmek istiyor. Ağaçta uçuşan kuşların olduğu resmî hapishaneye götürüyorlar. Cezaevi yönetimi resmi özgürlük çağrıştırdığı için içeriye almıyor. Çocuk bir sonraki görüşte bir resim daha çiziyor. Bu defa ağaca benekler çiziyor. Alıyorlar bu defa resmi. Hapishaneden çıkarken annesi o beneklerin ne olduğunu soruyor çocuğa. Çocuk, ‘onlar ağaca saklanan kuşların gözleriydi’ diyor.”
“Şimdi bizleri o ağacın dallarına gizleyen, gizlenen kuşlar gibi görmek istiyorlar. Oysa biz özgürlüğün gizli bir şey olmadığını biliyoruz” diyen Köz, gazetecilerin ve yazarların düşünce ve ifade özgürlüğü mücadelesini sürdüreceğini ifade etti.
ZARİÇ: GAZETECİLER FARKLI YÖNTEMLERLE SUSTURULMAYA ÇALIŞILIYOR
PEN Yazarlar Derneği 2. Başkanı Hakkı Zariç, gazeteci cinayetlerinin faili meçhul olarak kaldığını ancak sorumluların bilindiğini söyledi. Geçmişte olduğu gibi bugün de gazetecilerin farklı yöntemlerle susturulmaya çalışıldığını belirten Zariç, tutuklamaların aynı amaca hizmet ettiğini ifade etti. Gazetecilerin tutuklanmasının yalnızca basın mensuplarını değil, okurları da cezalandırmak anlamına geldiğini belirterek, ortak mücadele çağrısı yaptı.
KIZGINKAYA: DEMOKRASİ GAZETECİSİZ OLMAZ
Çağdaş Gazeteciler Derneği Danışma Kurulu Üyesi Tevfik Kızgınkaya, gazetecilerin susturulmasının doğrudan demokrasiye zarar verdiğini anlattı. “Eğer bir ülkede gazeteciler özgür değilse demokrasi var mıdır?” diye soran Kızgınkaya, meslek örgütlerinin dayanışma içinde olması gerektiğini vurguladı.
Gazetecilerin işsiz bırakılmaması, tutuklanmaması ve öldürülmemesi için ortak mücadelenin önemine dikkat çekerek, halkın da bu sürece dahil edilmesi gerektiğini ifade etti.
DEDEOĞLU: GAZETECİLERE DAHA FAZLA SAHİP ÇIKMALIYIZ
DİSK Basın-İş Genel Başkanı Tuğrul Dedeoğlu ise basın özgürlüğü ihlallerine ilişkin güncel verileri paylaştı. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin her ay açıkladığı basın ihlalleri raporuna değinen Dedeoğlu, mart ayında gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama, erişim engeli ve soruşturmaların arttığını belirterek şöyle konuştu:
“Mart ayında 5 gazeteci gözaltına alınmış, üç gazeteci tutuklanmış. Biliyorsunuz Silivri’de gazeteciler dava takip ediyorlar. Fakat bu davaları takip etmeleri de bilerek ve isteyerek beş kez engellenmiş durumda. Mart ayında yine toplamda 53 hesaba ve 75 içeriğe erişim engeli getirilmiş. Mart ayında üç gazeteci hakkında yeni soruşturma başlatılmış, beş gazetecinin dosyası davaya dönüşmüş, üç gazeteciye toplam dokuz yıl, bir ay hapis cezası verilmiş.”
Geçmişte öldürülen gazetecileri hatırlatan Dedeoğlu, faillerin bilinmesine rağmen hesap sorulamadığını ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu: “Şöyle geçmişe baktığımızda biliyorsunuz ki Hakan Tosun, Musa Anter, Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Karan Fink, Nazım Taştan, Cihan Bilgin… Bu saydığım gazetecileri öldürdüler. Kimin öldürdüğünü ve neden öldürüldüğünü çok iyi biliyoruz. Ama bunu söyleyemiyoruz ve yazamıyoruz. Ne yazık ki bu ülkede ne ifade özgürlüğü var ne de basın özgürlüğü var. Yapmamız gereken; haberin peşinden koşan gazeteci arkadaşlara daha fazla sahip çıkmak ve bu durumu büyük bir dayanışmaya dönüştürmek.”


