MFRR’nin 2025 raporu, Türkiye’de gazetecilere yönelik baskının büyük ölçüde hukuki yollarla yürütüldüğünü ortaya koydu. Yıl içinde 131 gazeteci özgürlüğünden yoksun bırakıldı, en az 22’si mahkûm edildi.
Avrupa’da basın özgürlüğüne yönelik ihlalleri izleyen Media Freedom Rapid Response (MFRR) konsorsiyumu, 2025 yılına ilişkin hak ihlalleri raporunu yayımladı. Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ), Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF) ve Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) içinde yer aldığı platformun verilerine göre, 2025 yılında 36 Avrupa ülkesinde toplam bin 481 basın özgürlüğü ihlali kaydedildi. Bu ihlaller 2 bin 377 gazeteci ve medya kuruluşunu etkiledi.
Raporda yer alan ihlallerin başında yüzde 40’la sözlü saldırılar var. Bunu yüzde 24,3 ile gazetecilik faaliyetine müdahale, yüzde 23,2 ile gözaltı ve tutuklamalar, yüzde 14,7 ile fiziksel saldırılar izledi. 218 fiziksel saldırının 86’sı yaralanmayla sonuçlandı. Ölüm tehditleri 88 vakaya ulaştı; bu sayı 2020’deki 27 vakanın üç katından fazlasına işaret ediyor.

Rapor, bu tabloyu “sınırları ve siyasi sistemleri aşan kalıcı sorunlar” olarak tanımlıyor. Sözlü saldırıların, karalama kampanyalarının ve sistematik yıldırmanın Avrupa genelinde en yaygın ihlal türleri olmaya devam ettiği vurgulanıyor.
En dikkat çekici eğilimlerden biri de devlet aktörlerinin ihlallerdeki artan rolü. Hükümet ve kamu görevlilerinin sorumlu olduğu vakaların oranı 2021’de yüzde 10,9’du, 2025’te yüzde 17,7’ye çıktı. Polis ve güvenlik güçleri 190 vakada, yargı organları ise 124 vakada doğrudan sorumlu olarak kaydedildi. AB üyesi 27 ülkede hükümet ve kamu görevlileri tüm ihlallerin yüzde 20,9’undan sorumlu tutuldu.
Rapor, siyasi aktörlerin basın üzerindeki baskısının “giderek daha görünür ve doğrudan” hale geldiğini belirtiyor. İhlallerin önemli bölümünde kamu gücünün doğrudan devreye girmesi, baskının rastlantısal değil, kurumsal bir nitelik kazandığını gösteriyor.
Gazetecilere ve medyaya yönelik hak ihlallerinin en çok yaşandığı ülke Sırbistan oldu. Ülkede fiziksel saldırılar bir önceki yılın dört katına çıktı. Gürcistan 143 ihlalle ikinci sıraya yerleşti; hukuki saldırılar bir önceki yıla kıyasla neredeyse ikiye katlandı. Türkiye ise 137 ihlalle listede üst sıralarda yer aldı.
HAKAN TOSUN CİNAYETİ DE RAPORDA
Raporun en ağır bölümünü gazeteci ölümleri oluşturuyor. 2025 yılında üçü Ukrayna’da, biri Türkiye’de olmak üzere dört gazeteci hayatını kaybetti.
Ukrayna’da savaş muhabiri Aliona Hramova ile kameraman Yevhen Karmazin, 23 Ekim’de Donetsk bölgesindeki Kramatorsk’ta bir insansız hava aracı saldırısında öldü. Fransız foto muhabiri Antoni Lallican ise 3 Ekim’de yine Ukrayna’da bir drone saldırısında hayatını kaybetti; üzerinde “PRESS” yazılı yelek bulunmasına rağmen hedef alındı.

Türkiye’de öldürülen gazeteci ise Hakan Tosun. Tosun cinayeti üzerinden aylar geçmesine rağmen dosya aydınlatılmış değil.
Rapor gazetecilere yönelik ağır saldırılarda soruşturmaların hız ve şeffaflık açısından belirsizlik taşımasının, failler için caydırıcı bir ortam yaratmadığını belirtiyor. Cezasızlık, yalnızca geçmişe dönük bir adalet sorunu değil, yeni saldırılar için motivasyon üreten yapısal bir risk olarak tanımlanıyor.
Ekolojik tahribat ve yerel yolsuzluk haberleriyle tanınan gazeteci ve çevre aktivisti Hakan Tosun, Ekim 2025’te İstanbul’da saldırıya uğramış ve 13 Ekim’de hayatını kaybetmişti. Ocak 2026’da açıklanan ön otopsi raporunda Tosun’un ölüm nedeni ağır kafa travması, çoklu kırıklar ve yaygın hematom olarak belirlenmişti. Gözaltındaki iki şüphelinin ileri sürdüğü “uyuşturucu etkisi altındaydı” iddiası adli raporla çürütüldü; Tosun’un vücudunda uyuşturucu izine rastlanmadı.
Rapor, saldırının Tosun’un gazetecilik faaliyetleriyle bağlantısının henüz netleşmediğini özellikle vurguluyor ve bu sorunun yanıtlanmasının basın özgürlüğü açısından kritik olduğunu belirtiyor. Cinayetin karanlıkta kalması gazetecilere yönelik şiddetin caydırılmadığı bir ortamın göstergesi olarak değerlendiriliyor.
TÜRKİYE’DE 137 İHLAL YAŞANDI
Raporun Türkiye bölümünde gazetecilere yönelik 137 ihlal ve 259 mağduriyet yer aldı. Gözaltı, tutuklama ve hapis en yaygın ihlal türleri oldu. Yıl içinde 131 gazeteci gözaltı, tutuklama ya da hapis yoluyla özgürlüğünden yoksun bırakıldı; bunlardan en az 22’si hakkında mahkûmiyet kararı verildi.

Rapor, Türkiye’de basın özgürlüğünü “derinleşmiş yapısal sorunlar” çerçevesinde ele alıyor ve baskının münferit olaylardan ziyade sistematik bir karakter taşıdığını ifade ediyor. Hukuki mekanizmaların gazetecilik faaliyetini sınırlamak için düzenli biçimde kullanıldığı vurgulanıyor.
RTÜK kaynaklı ihlallerin oranı 2024’te yüzde 2,2’den, 2025’te yüzde 10,2’ye çıktı. RTÜK, SZC TV ve TELE1 başta olmak üzere televizyon kanallarına para cezaları ve yayın durdurma kararları uyguladı; lisans iptali tehdidi bu dönemde bir baskı aracına dönüştü.
Rapora göre gazeteciler üzerindeki baskının temel araçlarından biri hukuki mekanizmalar oldu. Dezenformasyon yasası, terörle mücadele mevzuatı ve “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamaları başlıca baskı araçları olarak yer aldı. Sabah baskınları ve uzun tutukluluk süreleri yıldırma yöntemi olarak kaydedildi.
Timur Soykan, Barış Pehlivan, Nevşin Mengü, İsmail Saymaz, Fatih Altaylı ve Enver Aysever; yorum ya da siyasi analiz nedeniyle gözaltına alınan, tutuklanan ya da kovuşturmaya maruz kalan isimler arasında yer aldı. Seyahat yasakları, imza yükümlülükleri ve ev hapsi de gazetecilere uygulanan kısıtlamalar arasında kaydedildi.
EN YAYGIN İHLALLER 19 MART PROTESTOLARINDA YAŞANDI
Rapor, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlayan protestolar sırasında gazetecilere yönelik müdahalelere özel yer verdi. Gözaltılar, haber takibinin engellenmesi ve polis müdahaleleri bu dönemin en yaygın ihlalleri arasında yer aldı.
Rapor, kriz anlarında basın özgürlüğünün daha da kırılgan hale geldiğini ve kamu otoritesinin müdahalesinin arttığını belirtiyor.
Protesto ve siyasi kriz dönemlerinde X, Instagram, YouTube, TikTok, WhatsApp, Telegram ve Signal’e bant genişliği kısıtlaması uygulanması dijital ihlal olarak kayıtlara geçti.
TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ hakkında casusluk soruşturması başlatılması ve ardından kanala kayyım atanması; Leman dergisinin bir karikatür sonrası kapsamlı bir baskıyla karşı karşıya kalması da raporda yer aldı.
Rapor, bu tür müdahaleleri yalnızca bireysel gazetecilere değil, medya kurumlarının sürdürülebilirliğine yönelik doğrudan müdahale olarak değerlendiriyor.
MÜNFERİT DEĞİL SİSTEMATİK
MFRR’nin 2025 raporu, Avrupa’daki basın özgürlüğü ihlallerini tek tek olaylar olarak değil, tekrar eden ve giderek derinleşen bir eğilim olarak sunuyor. Devlet aktörlerinin ihlallerdeki payının artması, hukuki araçların sistematik biçimde kullanılması ve cezasızlığın sürmesi bu eğilimin temel unsurları.
Türkiye, 137 ihlal, protesto dönemlerindeki müdahaleler ve Hakan Tosun’un ölümü üzerinden bu tablonun en ağır örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Rapora göre Türkiye’de basın özgürlüğü yalnızca daralmıyor, baskı kurumsal bir nitelik kazanıyor.
100’DEN FAZLA FİLİSTİNLİ GAZETECİ ÖLDÜRÜLDÜ
Raporun coğrafi kapsamı Avrupa ile sınırlı. Ancak Filistin’de gazeteciler için tablo çok daha ağır. Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) verilerine göre, Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de 100’den fazla Filistinli gazeteci öldürüldü. Uluslararası basın örgütleri bu dönemi gazeteciler için son on yılların en ölümcül çatışma süreci olarak tanımlıyor. Birçok vakada gazetecilerin açık biçimde “PRESS” ibaresi taşımasına rağmen hedef alındığı belgelendi.
‘Yabancı Fon’ söylemi kriminalizasyon aracı haline geldi
MFRR raporuna göre 2025 yılında “foreign agent” yasaları ve yabancı fon anlatılarıyla bağlantılı 72 ihlal kaydedildi. Vakaların yarısından fazlasında hükümet ve kamu görevlileri doğrudan rol aldı. Rapor, özellikle bağımsız medyanın kamu kaynaklarından dışlandığı ülkelerde uluslararası fonlara erişimin siyasi aktörler tarafından dış müdahale ve ulusal güvenlik tehdidi söylemiyle kriminalize edildiğini belirtiyor.


