1 Mayıs, Türkiye’de gazeteciler için artan ekonomik baskı, güvencesizlik ve ifade özgürlüğü sorunlarıyla karşılanıyor. Gazeteciler, mesleki haklarını ve bağımsız haberciliği savunmak için bu yıl alanlara “Haberin bedeli çok, maaşın hükmü yok” pankartıyla çıkıyor.
Dünyanın dört bir yanında 1 Mayıs, İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele Ve Dayanışma Günü’nde ortak mücadele sesi yükselirken, Türkiye’de gazeteciler için bu gün, giderek ağırlaşan ekonomik koşullar ve artan hukuki baskılar gölgesinde karşılanıyor. Mesleki bağımsızlığın daraldığı, güvencesizliğin yaygınlaştığı bir ortamda gazeteciler hem geçimlerini sürdürebilmek hem de kamuoyunu bilgilendirme görevlerini yerine getirebilmek için mücadele ediyor. Bu nedenle 1 Mayıs, gazeteciler açısından yalnızca bir anma ya da kutlama değil, aynı zamanda hak, özgürlük ve insanca çalışma koşulları talebinin güçlü biçimde dile getirildiği bir gün olmayı sürdürüyor.
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Gökhan Durmuş ile bu yılki 1 Mayıs’ın önceki yıllara göre öneminin ne yönde değiştiğini gazetecilerin hangi taleplerle alana çıkacağını ve bu mücadelenin hangi başlıklarda yoğunlaştığını konuştuk.

Dünya genelinde 1 Mayıs emek mücadelesinin sembolü ama Türkiye’de gazeteciler hem ekonomik hem de hukuki baskı altında. Sizce bugün gazeteciler için 1 Mayıs’ın anlamı ne kadar değişti?
1 Mayıs Uluslararası, Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü özü itibarıyla anlamını hiç değiştirmeyen, işçi sınıfının mücadele günüdür. AKP her ne kadar 1 Mayıs’ı resmi bayram olarak ilan etmiş olsa da işçi sınıfı açısından ortada bayramlık bir durum yok. Uzun çalışma saatleri, düşük ücret, iş cinayetleri, sendikasızlık ve güvencesizlik hala tüm sektörlerin en önemli sorunları. Türkiye genelinde sendikalılık oranı sadece yüzde 14.45. Gazeteciler içinde genel koşullardan bağımsız bir tablo olduğunu söyleyemeyiz. Derin bir yoksulluk içerisinde olan gazeteciler, sendikasız, güvencesiz çalışma çalışmanın hakim olduğu sektörü değiştirmeye çalışıyorlar.
1 Mayıs bütün gazeteciler açısında özgürce çalışabildikleri, hak ettikleri itibarı ve ücreti alabildikleri günleri kurabilmeleri için yürüttükleri mücadelenin bir günü olacak. Bu sebeple tüm gazeteci 1 Mayıs’ta talepleri ile alanlara çıkmaya davet ediyoruz.
“TUTUKLU MESLEKTAŞLARIMIZI
SERBEST BIRAKIN”
Gazeteciler bu yıl 1 Mayıs’a hangi taleplerle çıkacak? Somut olarak hangi başlıkları öne çıkaracaksınız?
Bu yıl başta İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Kocaeli ve Eskişehir olmak üzere tüm illerde meydanlara “Haberin bedeli çok, Maaşın hükmü yok” pankartı ile çıkacağız. İş güvencesi ve sendikal haklara saygı, basın ve ifade özgürlüğü, tutuklu meslektaşlarımızın serbest bırakılması taleplerimiz ile meydanlarda olacağız.
Özellikle son yıllarda medya alanının da daralmasıyla, gazeteciler düşük ücret, güvencesizlik ve baskı altında çalışıyor. Sendika olarak bu kesime dair en acil talebiniz nedir?
Asıl olarak bu tablonun değiştirmesi gerekiyor. Bireysel olarak o işyeri bu işyeri diyerek bütün bir sektör değiştirilemez. Zaman zaman kamuoyuna da yansıyan hak ihlallerinin çözümü sendikal mücadeleden geçiyor. Medya patronlarıyla gazeteciler arasında bir pazarlık gücü olmadığı koşullarda bu tabloları yaşamaya devam edeceğiz. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü gününde kamuoyuyla da paylaşacağımız Basın Özgürlüğü raporumuz için yaptığımız anket çalışmasında da ortaya çıktığı gibi sendikasız çalışan işyerlerinde maaş ortalaması açlık sınırında. Medya sektörünün yaşadığı ekonomik zorluklar buna bir etken ama asıl sorun sendikasız çalışma biçimi. Değişmesi gereken nokta burası.
Gazeteciler arasında sendikalaşma hâlâ sınırlı. Korku mu, güvencesizlik mi yoksa başka faktörler mi örgütlenmenin önünde engel?
Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller sektördeki sendikasızlık oranın bu kadar yüksel olmasının en temel nedeni. Örnek verecek olursak 2019 yılında örgütlediğimiz Hürriyet Gazetesinde yetki davası 7 yıldır devam ediyor, 2021 yılında örgütlediğimiz Halk Tv’de yetki davası hala devam ediyor. Hukukun egemenlerin yanındaki duruşu meslektaşlarımız içinde bir korku yaratmıyor demek doğru olmaz. Ancak gazeteciler korku duvarları yıkarak hem kendilerine hemde tüm işçi sınıfı mücadelesine örnek olabilirler. Hem basın özgürlüğü açısından hemde ekonomik koşular bakımında o kadar dipteyiz ki isyan etmekten başka seçeneğimiz yok. Meşhur bir söz vardır işçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedecek birşeyi yok, bu bizler içinde geçerli. Artık gazetecilerin bu zincirleri kırmak için mücadelenin içine girmesi gerekiyor.
“HALKA DOĞRU HABERİ ULAŞTIRMAK İÇİN…”
Türkiye’de hâlâ tutuklu gazeteciler var. Gazetecilik faaliyetinin suç sayılması noktasında geldiğimiz yer sizce ne ifade ediyor?
Habere düşman bir iktidar var 24 yıldır başımızda. 24 yıldır gazeteciliği bitirmek için denemediği yol kalmadı. Soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar, kapatmalar, işsiz bırakma politikaları, yasal engeller hepsi halkın doğru habere ulaşmasını engellemek için yapılıyor.
Bu rağmen gazeteciler mesleklerinin de doğası gereği yeni bir yol bulup gazetecilik yapmaya devam ediyorlar, devamda edecekler.
Basın tarihimiz faili meçhuller, tutuklamalar, kapatmalar ile dolu ama buna rağmen gazetecilik yapmakta ısrar eden bir mücadele anlayışımızda kuşaktan kuşağa aktarılarak geliyor.
İktidarlar gazetecilik faaliyetini ne kadar suç gösterirlerse göstersinler, halka doğru haberi ulaştırmak için elimizden geleni yapacağız.
Kamuoyunda ‘dezenformasyon yasası’ olarak bilinen düzenleme, gazeteciler açısından ciddi tartışma yarattı. Bu yasa çalışan gazetecileri nasıl etkiliyor? Otosansürü artırdı mı?
TCK 217/A yani halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu son bir yıldır özellikle gazeteciler üzerindeki kullanılan yeni bir sopaya dönüştü. Kanun maddesine, suça baktığımız zaman cezalık koşulların oluşmadığını gördüğümüz bir çok gazeteci dosyasında hakimlerin şikayet edene göre karar verdiğine tanık oldu. Bir gazeteci bilgiyi belgelerle doğrulayarak haber yapar. Örneğin belgelerle ortaya konmuş bir yolsuzluk haberinde kamu barışı, ülke sağlığı nasıl bozulabilir? O yüzden rahatlıkla söylüyoruz ki mahkemeler dosyaya değil şikayeti kimin yaptığına bakıyorlar.
Ancak bu suçlama sadece gazetecilerle sınırlı kalmıyor. Binlerce vatandaş sosyal medya paylaşımları nedeniyle soruşturmaya uğruyor tutuklanıyor. Bir işçi eyleminde yaptığı konuşma nedeniyle tutuklanan sendikacıdan, doğasını, zeytin ağaçlarını korumak isteyen köylüye kadar herkes açısından tutuklama gerekçesi yapılabiliniyor. Basın ve ifade özgürlüğü önünde bir engele dönüşen TCK 217/A derhal iptal edilmelidir.
İktidar, bu düzenlemeleri ‘kamu güvenliği’ ve ‘yanlış bilginin önlenmesi’ gerekçesiyle savunuyor. Sizce Türkiye’de gerçekten bir dezenformasyon sorunu mu var, yoksa bu kavram gazeteciliği sınırlamak için mi kullanılıyor?
Gazeteciler isteseler dahi durduk yere dezenformasyon yapamazlar. Dezenformasyon yapabilmek için bir bilginin gazeteciye ulaşması gerekir. Gazeteciler meslek etik kuralları gereği doğrulama yapmadan haber servis etmezler. Dezenformasyonu iktidar, siyasetçiler yaparlar. Buna alet olan gazeteciler olabilir ama bu bütünen bir meslek grubunu zan altında bırakamaz.


