GAZETECİLİK

Türkiye medyasında üç gazete üç dönem

1990’lardan günümüze Türkiye medyası, ekonomik krizler, özelleştirmeler ve siyasal baskılarla şekillendi. Evrensel, Referans ve Radikal gibi gazeteler, farklı yayın politikaları ve ideolojik konumlarıyla bu dönüşümün hem tanığı hem de aktörü oldu. Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakkı Özdal ile üç gazete üzerinden değişen ülke panoraması ve medyayı konuştuk.

1990’lı yıllar bir yandan ekonomik dalgalanmalar, yüksek enflasyon ve özelleştirmelerle, diğer yandan güvenlik politikalarının sertleştiği bir dönem olarak kayda geçti. Medya ise büyük holdinglerin bünyesinde toplanıyor, sermaye–siyaset–medya üçgeni giderek belirginleşiyordu.

Evrensel Gazetesi 1995’te, böyle bir tablonun içine doğdu. Varlığı, yalnızca bir yayın faaliyeti değil, aynı zamanda politik bir tercih anlamına geliyordu. Sık sık davalarla, toplatma kararlarıyla ve resmi ilan kesintileriyle karşı karşıya kaldı. Buna rağmen yayın çizgisini sürdürdü.

O yıllarda gazetecilik, özellikle eleştirel yayınlar açısından yine yüksek riskli bir alandı. Gözaltılar, soruşturmalar ve ekonomik baskılar mesleğin parçası haline gelmişti. Buna karşın genç gazeteciler için 90’lar aynı zamanda güçlü bir mesleki formasyon dönemi oldu.

Gazeteci Hakkı Özdal, mesleğe başladığı 90’ları şöyle tarif etti: Bu dönem önemli noktalara tekabül ediyor. İlki, 12 Eylül’den sonra bastırılan toplumsal muhalefetin yeniden ortaya çıkma eğilimi göstermesi. Enflasyonun yüksekliği bir yana, 12 Eylül’ün etkilerine rağmen kendisini arayan bir toplumsal yapı da var. Yargısız infazların yaşandığı, gazetelerin basıldığı; Yaşar Kemal’lerin, Can Yücel’lerin yargılandığı, İsmail Beşikçi’nin hapse atıldığı yıllardı. Bir de arkadaşımız ve meslektaşımız Metin Göktepe öldürülmüştü.”

Özdal’ın işaret ettiği tablo, yalnızca bir siyasal baskı dönemini değil, toplumsal hareketliliğin yeniden filizlendiği çelişkili bir eşiği anlatıyor. Bir yanda darbe sonrasının güvenlikçi devlet refleksi, diğer yanda sendikalardan üniversitelere uzanan arayış ve itiraz dalgası…

Bu çifte gerilim, 1990’ların gazeteciliğini de belirledi. Haber yapmak, yalnızca bilgi aktarmak değil. Kimi zaman doğrudan risk almak anlamına geliyordu. Baskı koşulları haberin değerini ve sorumluluğunu daha görünür kıldı. Birçok gazeteci için gazetecilik yalnızca bir meslek değil, kamusal sorumluluk alanıydı.

Evrensel muhabiri Metin Göktepe’nin haber izlerken polisler tarafından  gözaltına alınarak işkenceyle öldürülmesi, meslektaşları üzerinde yıldırıcı bir etki bırakmadığı gibi daha iradeli ve kararlı olmalarına yol açtı: “Genç ve dinamik bir ekibimiz vardı. Pek çoğu daha sonra sermaye gazetelerinde de önemli görevler üstlendi.”

PİYASALARDA CANLANMA VE REFERANS

2001 krizinin ardından uygulamaya konulan IMF programı, bankacılık reformları ve mali disiplin politikalarıyla ekonomi yeniden yapılandırıldı. 2002’de Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde iktidara gelen AKP, Avrupa Birliği üyelik sürecini hızlandıran reform paketleriyle hem uluslararası sermayeye hem de iç piyasaya “istikrar” mesajı verdi.

Bu yıllar doğrudan yabancı yatırımların arttığı, özelleştirmelerin hızlandığı da bir dönemdi. “Sıcak para” girişi, büyüme rakamları ve borsa hareketliliği ekonomi gazeteciliğini önemli bir hale getirdi.

Referans Gazetesi böyle bir iklimde kendini var etti. Doğan Medya Grubu’na ait olan gazete, sermayenin nabzını tutma iddiasındaki bir yayın olarak pozisyon aldı. Finans çevreleri, holdingler, özelleştirme ihaleleri ve küresel piyasa dinamikleri gazeteciliğin ana gündem başlıkları haline geldi. Türkiye’de ekonomi-politik gündemin haber merkezlerinin kalbine yerleştiği o dönemin simgesel adımlarından biri olarak kayda geçti.

Özdal o süreci şöyle tarif ediyor: “2001 krizinin ardından ekonomik bir canlanma vardı. Doğan Grubu, dönemin ihtiyaçlarını sezen ve boşlukları doldurabilecek büyük bir birikime sahipti. 2009 yılında Radikal Gazetesi ile birleşene kadar Referans’ta önemli haberler yapıldı.”

Hakkı Özdal, sosyalist gelenekten gelen bir gazeteci. Peki nasıl olup da sermaye tarafından finanse edilen bir gazetede çalışmıştı? Bu nasıl bir deneyimdi?

“Referans’ın politika sayfasının editörlüğünü yaptım. Sosyalizm bir sermaye çözümlemesidir son noktada, bu yüzden benim için bir anlama sorunu olmadı. Kapitalist işleyişin medya tarafına tanıklık etmek, orada işlerin nasıl yürüdüğünü görmek önemliydi.  Fakat özellikle altını çizmek isterim: Referans bizim gazetemiz değildi, ama Evrensel bizim gazetemizdi. Referans, içinde mürettebatın olduğu bir gemiydi.”

Bu sözler, 2000’li yılların medya düzenine dair iki ayrı hakikat barındırıyor: Bir yanda küresel sermaye akışlarıyla genişleyen, kurumsallaşan ve profesyonelleşen bir medya yapısı; diğer yanda aidiyet, ideolojik konumlanış ve gazeteciliğin kamusal sorumluluğu üzerine süren tartışma. Özdal’ın anlatımı, bu iki dünyanın aynı dönemde, aynı masada nasıl yan yana durabildiğini gösteriyor.

RADİKAL: LİBERAL–SOL TANDANS

Radikal Gazetesi, 1996’da Doğan Grubu bünyesinde yayımlanmaya başladığında Türkiye siyasetinde liberal–sol bir duruşu temsil eden nadir yayın organlarından biri olarak öne çıktı. Özellikle 2000’li yıllarda hukuk, demokrasi, insan hakları ve medya özgürlüğü ekseninde analizleriyle dikkat çekti. Ergenekon ve Balyoz operasyonları gibi siyasal gerilimlerin haber ve yorumlarının merkezi haline geldi.

Radikal, Türkiye’de liberal–sol kamuoyunun sesi olmayı amaçladı. 20 yıl boyunca varlık gösteren gazete, 2016’da kapandı. Kapanışı, yalnızca bir yayın organının sona ermesi değil, Türkiye’de ana akım medyanın daralmaya başladığının da bir işareti gibiydi.

Hakkı Özdal, Radikal Gazetesi’nde çalıştığı dönemde “editöryal müdahale” sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Editoryal açıdan yönlendirmeler vardı. Fakat sermaye gazetelerinin hepsinde durum aynıydı.”

Özdal ayrıca, Doğan Grubu’nun, dönemin iktidar müdahalelerinden bolca nasiplenen medya kuruluşlarından biri olduğunu vurguladı: “Binalarında müfettişler sıklıkla incelemeler yapıyordu.”

Radikal Gazetesi’nin kapanması bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Hakkı Özdal bu bağlamda şunları söylüyor: “Haberleri okunmayan bir basına ihtiyaç vardı, istenen başarıldı. Geldiğimiz noktada gazeteler yayımlanıyor fakat satmıyor.”

TEK SESE KARŞI EVRENSEL

Bugün Evrensel Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni olan Hakkı Özdal, geçmişle bağlarını koparmadıklarını vurguluyor. Bugünün Türkiye medya ortamı ise tamamen farklı bir tablo sunuyor. Sermaye medyasının birkaç grubun elinde toplandığı “iktidarın tek elden yönettiği” bir dönem yaşanıyor. Geriye kalan hak temelli çizgide yayın yapan eleştirel medya ise ağır baskılarla karşı karşıya. Gazeteciler soruşturmalara, davalara ve tutuklamalara maruz kalıyor. Okur ile haberin buluşması da giderek daha maliyetli ve zor bir hal almış durumda.

Evrensel 90’larda olduğu gibi bu dönem de ağır baskılarından nasibini alıyor. Özdal’ın anlattıkları, Evrensel’in bu sistematik engellerle nasıl mücadele ettiğini ortaya koyuyor:
“Yürümekte olan davalarımız var. Basın İlan Kurumu’ndan destek alamıyoruz. Arkadaşlarımız hak kazansalar da basın kartı alamıyor. Taktir edersiniz ki haber çok pahalı bir şey. Bir muhabiri uçakla, otelde konaklatarak bir yerlere göndermek pahalı iş. Fakat yine de genç ekibimizle elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.”

Vercihan Ziflioğlu

Uzun yıllar ulusal ve uluslararası medyada görev yaptı. Başta İsveç olmak üzere çeşitli ülkelerden gazetecilik ödülleriyle onurlandırıldı. Röportajlarıyla, Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından çeşitli yıllarda verilen iki ödülün sahibi oldu. Farklı disiplinlerde ve dillerde 10 kitap kaleme aldı. Eserlerinin birkaçı yabancı dillere tercüme edildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi.

Journo E-Bülten

ÖNE ÇIKANLAR