Gazetecilere haber kaynaklarıyla iletişim kurarken hangi yöntemi tercih ettiklerini sorduk. WhatsApp ve sosyal medya mesajları hız ve kayıt avantajı sağlarken telefon ve yüz yüze görüşmeler, anlık tepkiler ile takip sorularının haberin derinleşmesindeki önemini koruyor. Gazetecilere göre tek bir yöntem yok… Peki hangi iletişimi tercih ediyorlar?
Genç muhabirler haber kaynaklarına ulaşmak için mesajlaşma uygulamalarına ve sosyal medyaya giderek daha fazla güveniyor. Haber için ulaşmaya çalıştığınız kişiyle yazışmak kolaylık ve kayıt avantajı sağlıyor; ancak kişinin ses tonunun, tereddütlerinin ve anlık takip sorularının kaybolması, haberin yüzeyselleşmesine yol açabiliyor. Üstelik mesaj attığınız biri tarafından reddedilmek veya görmezden gelinmek, telefonla aradığınız veya kapısına gittiğiniz birine kıyasla çok daha kolay. Kimi gazetecilere göre ise belirleyici olan kullanılan araç değil, haberin koşullarına uygun iletişim yönteminin seçilmesi.
Gazeteciliğin temelinde yalnızca bilgiye ulaşmak değil, o bilgiyi sorgulamak, doğrulamak ve derinleştirmek de var. Bunun en önemli yollarından biri, haber kaynağıyla kurulan iletişim. Dijitalleşme bu iletişimin biçimini de değiştiriyor. Özellikle mesleğe yeni başlayan muhabirler, kaynağı telefonla aramak veya yüz yüze görüşmek yerine WhatsApp ve sosyal medya üzerinden yazışmayı tercih edebiliyor.
REDDEDİLMEKTEN KORKUYORLAR
Genç gazetecilerin mesajlaşmaya yönelmesinde kaynağı rahatsız etmeme düşüncesinin yanı sıra reddedilme kaygısı ve iletişimi daha kontrollü kurma isteği de var. Örneğin Ege Bölgesi’nde serbest gazetecilik yapan Azat Özkahraman, mesajlaşırken kendisini daha rahat hissettiğini söylüyor:
“Arayıp karşı tarafı bölmektense sorumu yazmak ve uygun olduğunda cevap vermesini beklemek bana daha kolay geliyor. Bazen konuşurken sormak istediğiniz soruyu veya duyguyu tam olarak aktaramıyorsunuz. Mesajlaşmak bu açıdan daha rahat.” Özkahraman, özellikle daha önce tanımadığı bir kaynağı ararken “Ya telefonu açmazsa ya da ters bir cevap verirse?” kaygısı yaşadığını itiraf ediyor.
Bingöl Kent Haber muhabiri Eylem Özen ise mesajlaşmayı görüşmenin yerine geçen bir yöntem değil, profesyonel temasın ilk adımı olarak görüyor:
“İlk etapta mesaj atmayı daha uygun buluyorum. Geri dönüş yapılırsa telefonla görüşmeyi teklif ederim. Ancak mesajla haber yaparken gerekli hissiyatı alamazsınız. Telefonla veya yüz yüze konuştuğunuzda karşılıklı diyalog gelişir ve yeni sorular ortaya çıkar.”
İhlas Haber Ajansı muhabiri ve editör Kader Akçil’in ilk tercihi ise telefon görüşmesi:
“Aradığımda cevap alamazsam mesaj atarım. Bunun dışında sesli konuşmak her zaman ilk tercihimdir. WhatsApp’ın güvenli bir iletişim alanı olduğunu düşünmüyorum. Telefon görüşmesi daha net ve güvenilir bilgi almamı sağlıyor.”
Medya Ombudsmanı ve deneyimli gazeteci Faruk Bildirici’ye göre, yüz yüze ve sesli görüşmelerin giderek neden daha az tercih edildiği sorgulanmalı. Gazetecilerin tembellik, refleks kaybı veya acelecilik nedeniyle bu yöntemlerden uzaklaşmasını “acilen düzeltilmesi gereken bir sorun” olarak nitelendiren Bildirici, görüşme biçiminin haberin niteliğine göre belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.

MESAJLAŞARAK KUPKURU HABER YAZARSINIZ
Bildirici’nin dikkati çektiği sorunu, Irak ve Suriye gibi çatışma bölgelerinde görev yapan gazeteci Halil Azizoğlu detaylandırıyor. Kaynakla iletişimde yaşanan değişimi “ciddi bir eksen kayması” olarak tanımlıyor. Azizoğlu’na göre gazeteci açısından yalnızca kaynağın ne söylediği değil, bunu nasıl söylediği de önemli:
“Mesajlaşmada hissiyatı alamadığınız için yalnızca karşı tarafın yazdıklarına mahkûm kalıyorsunuz. Duygudan ve derinlikten uzak, kupkuru bir haber ortaya çıkıyor.”
Telefon görüşmesinin gazeteciye söylenenlerin yanı sıra söylenmeyenleri de fark etme imkânı verdiğini belirten Azizoğlu, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Kaynak telefonda bir süre düşünüp cevap verdiğinde gazeteci o anı yakalar. Mesajlaşmada ise soruyu defalarca okuyabilir, cevabını yazıp silebilir ve sonunda resmî bir metin gönderebilir. Telefonda sorulan ikinci veya üçüncü soru bambaşka haberlerin kapısını açabilir.”
HABERİN DAMARI BAZEN LAF ARASINDA YAKALANIYOR
Ağrı’da uzun yıllardır gazetecilik yapan Hüseyin Arslan da haberciliğin yalnızca ekran başından yürütülemeyeceğini savunuyor:
“Gazetecilik yalnızca masada değil, sahada ve kaynağın sesini duyarak yapılır. Yazışmayla çoğu zaman resmî bir açıklama alırsınız. Telefonda ise bir soru sorarsınız, karşı taraf kem küm ediyorsa haberin esas damarını yakaladığınızı anlarsınız.”
Arslan, rutin bir yol çalışması için aradığı muhtarın konuşma sırasında söylediği bir cümlenin kendisini belediyedeki araç krizine götürdüğünü anlatıyor. Ona göre bu tür ayrıntılar, önceden hazırlanan yazılı sorulara verilen cevaplarda kolaylıkla gözden kaçabiliyor.
Teferruat gazetesinin imtiyaz sahibi Selçuk Taşdemir de yazılı iletişimin kaynağa cevabını filtreleme imkânı verdiğini belirtiyor:
“Yazılı mesajlaşma, kaynağa cümlesini defalarca tartması ve cevabını farklı filtrelerden geçirmesi için zaman tanıyor. Ortaya steril fakat ruhsuz bir metin çıkıyor. Telefon konuşması ise o anın doğallığını taşıyor.”
Taşdemir’e göre ses tonundaki küçük bir değişim bile kaynağın baskı altında olup olmadığına ilişkin ipucu verebilir. Yazışmada takip sorularının gecikmesi veya cevapsız bırakılması ise görüşmenin derinleşmesini engelleyebilir.
Spor editörü Burak Ayaydın’a göre kaynakla kurulan yakın ve doğrudan iletişim hem ayrıntılara ulaşmayı hem de bilgiyi doğrulamayı kolaylaştırıyor:
“Sohbet ilerledikçe kaynağın başlangıçta anlatmayı düşünmediği bilgiler de ortaya çıkabiliyor. Kaynaklarımla kurduğum ilişki, haberlerin doğrulanma sürecini de hızlandırıyor.”
“BUNLARIN HEPSİ YALNIZCA BİRER ARAÇ”
Medyascope’un Haber Koordinatörü Kaya Heyse ise iletişim yöntemi seçimini gazetecinin sorumluluğu olarak değerlendiriyor. Heyse’ye göre belirleyici olan telefon, WhatsApp veya e-posta kullanılması değil, gazetecinin kaynağa ve habere yaklaşımı:
“Telefon, WhatsApp, e-posta ya da yüz yüze görüşme… Bunların hepsi yalnızca birer araç. Gazeteci, haber kaynağına hangi yöntemle ulaşacağına haberin koşullarına göre karar verir. İsterse kaynağına mektup da yazabilir. Önemli olan kullanılan araç değil, gazetecinin habere ve kaynağa yaklaşımıdır”.
Peki bu tartışmada, geleceğin gazetecilerini yetiştiren akademi nerede duruyor? Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, görüşme yöntemini genellikle gazetecinin tercihine bıraktığını, ancak kendisi haber kaynağı olarak yazılı cevap vermeyi daha uygun bulduğunu belirtiyor. Ama şu hatırlatmayı da yapıyor: Gazetecinin iletişim yöntemini bütünüyle kaynağın tercihine bırakması her zaman doğru değildir:
“Eğer kaynağa zor sorular sormayı planlamışsanız yüz yüze veya telefonla görüşme en ideal yöntemdir. Bilgi edinme amaçlı bir görüşme yazılı da sözlü de yapılabilir. Bazı kişiler yazarak cevap vermeyi zaman kullanımı açısından tercih etmez, ‘sor, cevaplayayım’ yaklaşımındadır. Bu kişilerden de mutlaka yazılı cevap almaya çalışmak doğru değildir.”
EN KÖTÜSÜ GÖRÜŞME YÖNTEMİNİ SAKLAMAK
Faruk Bildirici ile Süleyman İrvan, bu noktada birleşiyor. Bildirici de yalnızca bilgi almak amaçlıysa, yazışarak soru sormakta sakınca görmüyor. Öte yandan, kriminal ya da suçlama içeren konularda e-posta veya WhatsApp gibi araçlarla yazılı soru yöneltmek, gazetecinin istediği sonuca ulaşmasını zorlaştırabilir:
“Fakat bir yolsuzluk veya usulsüzlük iddiasını konu alan haberlerde yazışmak, hakikate ulaşmayı zorlaştırır. Çünkü suçlanan kişi soruya hazırlıklı yanıt verir ve yeni, daha ayrıntılı sorulardan kaçınma olanağı bulur. Etik açıdan hangi yöntem uygulanırsa uygulansın, şeffaf olmak, görüşme yöntemini okurdan veya izleyiciden gizlememek gerekir. En kötüsü, yazışarak yapılan bir görüşmeyi yüz yüze gerçekleştirilmiş gibi sunmaktır.”





