Oyun

7 maddede PokémonGo kullanıcı deneyimi

Bir süredir deneyimlediğimiz en büyük yenilik, arttırılmış gerçeklik. Kimseye söyleyemeden oynadığım PokémonGo’nun ikinci haftasını da tamamlayınca buna emin oldum. Günün her saatinde aynı bağlılıkla oynayamadığım için bir takım özellikler gözümden kaçmış olabilir ama iki haftalık süre hem oyunla hem de genel olarak kullanıcı deneyimiyle ilgili pek çok konuda fikir sahibi olmanızı sağlıyor.

PokémonGo son dönemlerin en fırtınalı ama henüz tamamlanmadan piyasaya sürülen mobil oyunu olarak hayatımıza girdi. İnsanlar şehrin her köşesinde kafaları aşağı doğru, telefonlarına bakarak yürüyor ve bundan kimse rahatsız olmuyor. Oyun içerisinde müthiş bir bağlılık geliştirip tamamen kayboluyorlar. Kabul etmek gerekir ki, oyun henüz alpha ile beta arasında bir yerde ve hazır olmadığı halde insanlara sunuldu ama büyük bir etki yarattı. Yine de, PokémonGo’nun bu saatten sonra aynı heyecanlı kalabalığı yakalaması biraz zorlu olacak gibi görünüyor.

Kullanıcı deneyimi dersi 1: En başta çok iyi olmayabilir

‘En başta’ iyi olmayabilir dememin sebebini bilmeyenler için tekrar etmekte fayda görüyorum. Pokémon oyunları 90’lı yılların sonunda ortaya çıktı ve o dönem en iddialı oldukları konu, kullanıcı deneyimi açısından en iyiyi temsil etmeleriydi. Şu an oynadığımız oyun ise Niantic’in daha önce yapmış olduğu Ingress oyununun farklı mekaniklerle sunulmuş hali, hatta bir takım noktalar birebir aynı. 2016’ya geldiğimizde PokémonGo’nun çok daha iyi bir noktaya vardığını görebiliyoruz. “O zaman şu an deneyimlediğimizin nesi eksik?” diye soruyor olabilirsiniz. Birkaç şey söyleyebilirim: Oyundaki hatalar, çöken sunucular, tekrar giriş yapmak zorunda kalma, yavaşlama vs… Bunların en önemli nedeni, oyunun henüz hazır olmamadan başka pazarlara açılması ve kullanıcı sayısının beklenmedik düzeyde artması.

Arttırılmış gerçeklik pek çok alanda çığır açan ve henüz eşi benzeri olmayan bir yenilik. Mükemmel uyumu PokémonGo’da bulduğunu da söyleyebiliriz. İkinci olarak, oyun eskisiyle kıyaslandığında otomatik olarak güncellenebiliyor. Burada televizyonda izlediğimiz Pokémon animesinde bulunan jenerasyonla oyunda var olan jenerasyon farkından söz etmiyoruz. Bunun dışındaki tüm gelişmeler ise modern kullanıcı deneyiminin temelini oluşturuyor.

Kendi pazarında en iyi olması beklenen PokémonGo oyunu, ne yazık ki ironik bir şekilde sadece 3 yıldız alabilmiş. Bu orta derecelendirme PokémonGo’nun en ‘uygunsuz’ zamanlarda hata veriyor olmasından kaynaklanıyor olabilir. Kullanıcılar Pokéball’larını Pokémon yakalamak için hedef aldığında ‘error’ verebiliyor. Bu tür hatalar ve oyundaki donmalar sonucu oyuncuların duygusal olarak negatif etkilenmesi oyunu henüz 5 yıldızlı yapmamış olabilir. Sürekli bir şekilde oyuncuların deneyimlerinin gözlemlenmesi hangi durumlarda hataların ortaya çıktığına dair fikirleri netleştirecek ve bunları kayıt altına almak hataları azaltacak.

Kullanıcı deneyimi dersi 2: Dalıp gitmek konusunda seviye atladık

PokémonGo’nun tutkunu olmak, başarılı olmanızı sağlamak için bir diğer önemli etken olarak görülüyor ve oyunun bağlılığı sağlamak konusunda iyi durumda olduğunu gösteriyor. Oyuncular oyunun bir parçası gibi hissediyor ve onları sarmalayan bir hikâyenin ve sanal bir dünyanın parçası haline geliyor. Daha önceleri 3 boyutlu oyunlarla ön plana çıkan bir takım içerikler olmasına rağmen PokémonGo arttırılmış gerçeklik ile daha ileri bir düzeyde. Hatırlatmak gerekir ki, en iyi kullanıcı arayüzü kullanıcının fark etmediği arayüzdür.

Kullanıcı deneyimi dersi 3: ‘Hepsini yakalamalıyım’ düşüncesi özelliklerle örtüşmüyor

Görünürde kritik bir takım özelliklerin PokémonGo’da olmadığını fark ediyoruz. 90’ların sonundaki oyunda Kırmızı ve Mavi Pokémon oyuncuları vardı ve Pokémon takası bile yapmalarını sağlayan bir oyun oynuyorlardı. Şimdilerde ise, Pokémon takası yapamıyorsunuz. Hatta, oyuncuların karşı karşıya geldiği bir ortam bile söz konusu değil. Herhangi bir arkadaş listesi yok. İlk bakışta, bu yılın en çarpıcı oyununda uygulama içi sosyalleşmenin herhangi bir platformla desteklenmediğini görmek şok etkisi yaratıyor. Benzer bazı oyunlarda kullanıcıların yorumları bile (ki sanırım en temel özellik) zaman zaman otomatik bir şekilde çok kullanılan dillere çevriliyor ve uluslararası kullanıcı deneyimini eşit tutmaya çalışıyor.

Oyundaki 3 ayrı takım ve her takımın lider olarak kalmaya çalıştığı ‘Gym’ sistemleri var. Arkadaş listesi olmamasına rağmen ‘Gym’de lider tablosunda takımınızı temsil edebiliyorsunuz.

Kullanıcı deneyimi dersi 4: Detaylı bir kişiselleştirme imkânı sunulabilir

Özellikle mobil uygulama geliştiriyorsanız, günümüz kullanıcısının elinin altında istediğine ulaşabilme imkânının olduğunu unutmamak gerekiyor. Geleceğin teknolojisine yakın olduğunu her anlamda hissettiren bir oyunda, oluşturduğunuz karakterin saç şeklini değiştiremiyorsunuz, gözlük takamıyor ya da aksesuar kullanamıyorsunuz. Örneğin, turuncu bir outfit seçmenize rağmen oyunun ilerleyen zamanlarında mavi takıma girdiyseniz bile kıyafetiniz turuncu kalıyor. Takımdan da çıkamıyorsunuz.

Bu detaylar her ne kadar ufak gibi görünse de, bir ürünün kullanıcı deneyimi için en ufak detay bile sonsuz bir etki yaratabiliyor. Şimdilik PokémonGo oyuncuları sadece karakterlerine isim verebiliyor, gerçeğe yakın bir ten rengi seçebiliyor ve sunulan giysilerden seçebiliyor. PokémonGo, oyunculara karakterlerini oluşturmaları için neredeyse hiç özgürlük alanı sunmuyor.

Kullanıcı deneyimi dersi 5: Yaygın kullanılan eylemler öne çıkarılabilir

PokémonGo’nun karakter sayfasında aşağı kaydırarak yapabileceğiniz dört ayrı işlem bulunuyor: favori, tekrar isimlendirme, güçlendirme ve dönüşüm. Yine de, en sık kullanılan eylem transfer. Bazı noktalarda düşük güçlü Pokémon’ları yok etmeniz gerekiyor çünkü sahip olabileceğiniz Pokémon sayısı sınırlı. Yaratıklarınızdan birini ‘Profesör’e transfer etmek için şeker alıyorsunuz. Bunu yapmak için de, aşağı kaydırmanız, butona basmanız ve sohbet ekranındaki seçeneği onaylamanız gerekiyor.

Bunu nasıl çözeceğiz? Transfer butonunu yukarı yerleştirerek onay kutucuğunu kaldırabiliriz, fakat bu durumda da bir ‘Geri al’ ya da ‘Profesörden geri al’ butonunun eklenmesi gerekiyor. Bunun test edilmesi şart ama yine de oyun deneyimini daha iyi bir noktaya taşıyacağını düşünüyorum. Buna ek olarak, tamamen transfer de olmalı gibi görünüyor. Mesela, 40 adet ‘zubat’ yakaladıysanız teker teker transfere basmanız gerekiyor. Bu sadece PokémonGo için değil başka herhangi bir uygulama ya da oyun için de hesaba katılması gereken bir şey: Sık kullanılanları başa almak, diğerlerini sonra sıralamak, çoklu eylem seçenekleri sunmak…

Kullanıcı deneyimi dersi 6: Oynarken öğrenme

Pek çok oyun bugünlerde kullanım kılavuzu ya da kurallar listesi gibi bir içerik sunmuyor. Bu anlaşılabilir bir durum çünkü oyuncular da sayfalarca metni okumadan hemen oynamak istiyor. Oyuna dâhil olduktan sonra nasıl oynanacağını öğrenmek tercih edilebilir. Ne yazık ki, bu durum PokémonGo için çok elverişli bir şey değil gibi. Temelde çok uygulanabilir ve işlevsel görünen bir özellik olarak, Profesör Willow hikâye anlatıcılığını yapıyor ve temel kuralları öğrenmenizi sağlıyor. Kötü olan yanı şu ki, profesör detaylarla ilgili sizi bilgilendirmiyor. İki hafta oynamış olmama rağmen zaman zaman ‘PokeBall’umun neden kavis çizdiğini anlayamıyorum. Pençe izleri diğer bir soru işareti ama en azından bunu İnternet’te açıklayan belli yazılar var.

Kullanıcı deneyimi dersi 7: Diğer oyunlarla benzerlikleri avantaja çevirme

Çığır açan bir yenilik için benzer önceki deneyimler kullanıcı deneyimini oluşturmak konusunda yardımcı oluyor. PokémonGo harita tabanlı uygulamaların nasıl çalıştığı ile ilgili önceki öğrenmelere dayalı bir içerik sunuyor. Butonlar diğer uygulamalardakilere benziyor, bir Pokémon’ununuzu star yapmak için ekstra bir bilgilendirmeye ihtiyaç duymuyorsunuz. Hikâye içerisinde yer verilmesine de gerek yok gibi görünüyor. 90’lardaki Pokémon oyununu oynamayanlar bile Pikachu’nun farkına varabiliyor.

Genel olarak baktığımızda elbette bu 7 ders dışında tartışılması gereken noktalardan söz edebiliyoruz fakat iki haftalık deneyimin sadece oyuna ayrılan kısmında göze çarpan noktaların bununla sınırlı olduğunu söyleyebilirim. Ürünün ve içeriğin kişiselleştirilmesi, hataların minimuma indirilmesi, oyunun arayüzünde sosyalleşmeye imkân sağlayan alanlar oluşturulması, oyuncunun deneyimleyerek öğrenmesinin sağlanması PokémonGo’yu ortaya çıkaran ekibin üzerine çalışması gereken en temel noktalar.

Sinan Aşçı

Galatasaray Üniversitesi Medya ve İletişim Çalışmaları Programı doktora öğrencisi.

Journo E-Bülten