İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklanması ile başlayan tepki eylemlerinde 10 gazeteci gözaltına alındı ve şu ana kadar 7’si tutuklandı. “Haksız, hukuksuz bir biçimde tutuklanan yüzlerce insan varken siz içlerinden sadece 7 gazeteciyi mi dert ediyorsunuz” diye bir soru akla gelebilir doğal olarak…
Elbette, temel insan haklarından biri olan protesto hakkını kullandığı için gözaltına alınan, tutuklanan tüm vatandaşlarımızı dert ediyoruz ve derhal serbest bırakılmalarını talep ediyoruz. Bu yazıda dikkat çekmek istediğimiz mesele, gazetecilere kurulan kumpas…
Günlerdir devam eden ve milyonlarca insanın katıldığı protestoları onlarca gazeteci takip etti, ediyor. Pazartesi sabahı gözaltına alınan gazetecilerin isimlerini duyduğumuzda, hepsinin hemen hemen tüm toplumsal olaylarda bulunan fotoğraf çeken, görüntü alan meslektaşlarımız olduğu dikkatimizi çekmişti. Vatandaşa uygulanan orantısız şiddeti görüntüleyen ve aktaran gazetecilerin özellikle hedef seçildiği, polis şiddeti görüntülerinin toplum geneline ulaşmasını engellemek ve protestoları takip eden diğer gazetecilere gözdağı verilmek istendiği aşikardı.
Basın mensuplarının gözaltına alınmalarının, hatta bununla yetinilmeyip tutuklanmalarının hukukla açıklanabilir bir tarafı yok. Türkiye’de yargı bağımsızlığından bahsedilemeyeceğini artık çocuklar bile biliyor. Ancak dün Çağlayan Adliyesi’nde bu garabetin geldiği nokta, bir kez daha açığa çıktı. Meslektaşlarımızın serbest bırakılmasını beklerken, talimatla çalışan yargının bir anlamda belgeleri önümüze kondu.
Savcı, kararını talimatla mı değiştirdi?
Sabah 10.30’da Çağlayan Adliyesi önünde meslektaşlarımız için dayanışma eylemi yaptık. Eylemden yaklaşık yarım saat sonra, savcının adlî kontrol şartı ile meslektaşlarımızı serbest bırakacağı bilgisi verildi avukatlarımız tarafından. Hatta birçoğu için serbest bırakma evraklarının hazırlandığı söylendi. Dahası öğrendiğimize göre kimi meslektaşlarımız serbest bırakma işlemleri için asansöre dahi bindirilmişti. Yani nezarethaneden çıkış işlemleri yapılıyordu. Bu bilgiden iki saat sonra kadar, savcının karar değiştirdiğini ve tüm gazetecileri tutuklama talebi ile sulh ceza hâkimliğine sevk ettiğini duyduk. Karar değişikliğinin usule aykırı olduğuna ilişkin avukatların hazırladığı ve imzaladığı tutanağı dün sendikamızın sosyal medya hesaplarından duyurmuştuk.
Savcının hukukla açıklanamayan bu kararı sonrasında yeniden Çağlayan Adliyesi’nin yolunu tuttuk. Meslektaşlarımızın mahkemede ifadeleri tamamlandıktan sonra haklarında yapılan suçlamayı görünce bir şok yaşadık. Daha vahimini bu suçlamanın gerekçesi olarak ortaya konan fotoğrafları görünce yaşadık.
Yasin Akgül, Zeynep Kuray, Bülent Kılıç, Hayri Tunç, Kurtuluş Arı, Gökhan Kam, Ali Onur Tosun’un eylemlere katıldıkları iddia ediliyordu. 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri yasasının 32. maddesi 1. fıkrasını ihlal ettikleri yani kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmadıkları gerekçesiyle tutuklandılar.
Savcı, iddialarını desteklemek amacıyla, meslektaşlarımızın eylemcilerin arasında fotoğraf çekmek için hazırlık yaptıkları veya yazı yazdıkları sırada çekilmiş fotoğraflarını kullanarak eylemci olduklarını iddia ediyor. Bir meslektaşlarımıza ise eylemcilerin önünde yürüdüğü ve onları yönlendirdiği suçlaması isnat ediliyor. Oysa gazeteciler genellikle eylemlerde önde yürür ve görüntü almaya çalışır. Çünkü arka saflarda kalarak haber takip edemezsiniz.
Dosyalarına “delil” olarak konan fotoğrafları görünce, gazetecilere kurulan kumpas ortaya çıkmış oldu. Öyle “ilginç” açılardan çekilmişlerdi ki… Gazetecilerin hiçbirinin elindeki fotoğraf makinesi, kamerası ve mikrofonu gözükmüyordu. Boyunlarında takılı olan basın kartları seçilmiyordu. Oysa o anlarda çektikleri fotoğraf ve videolar, başta çalıştıkları kurumlar olmak üzere pek çok basın yayın kuruluşu tarafından kullanmıştı. Polis, ödüllü foto muhabirlere, fotoğrafla tuzak kurmuştu adeta. Vurgulamak gerekir ki tutuklanan meslektaşlarımız, hemen hemen tüm toplumsal olaylarda haber takibi yapan gazeteciler olup meslekî kimliklerinin emniyet personelince bilinmeme ihtimali yoktur.
Polisin kumpas kurduğu, savcının hukuku ayaklar altına alarak tutuklama talep ettiği ve adeta bir tasdik makamı gibi çalışan sulh ceza hâkimlerinin tutukladığı meslektaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya da çağrımız var! Bu kumpası kuranlar hakkında işlem başlatılması ve memuriyetlerine derhal son verilmesi gerekiyor!
İLGİLİ:
Gazeteci Bülent Kılıç unutulmayan iki fotoğrafının hikâyesini anlatıyor
Bülent Kılıç: Bir gazetecinin daha öldürülmesinin altından hangi hükûmet kalkabilir