Haber

Bülent Kılıç: Bir gazetecinin daha öldürülmesinin altından hangi hükûmet kalkabilir

Fotoğraf: Hacı Bişkin / Gazete Duvar

İstanbul’daki Onur Yürüyüşü’nde polis şiddetinin hedefi olan AFP muhabiri Bülent Kılıç, Journo’ya konuştu: “Metin Göktepe’nin öldürülmesi bu ülkenin basın tarihi için hâlâ büyük bir travma iken bir gazetecinin daha öldürülmesinin altından hangi hükûmet, savcı veya polis müdürü kalkabilir?”

Beyoğlu Kaymakamlığı, dün Taksim’de yapılacağı açıklanan Onur Yürüyüşü etkinliğinin yasaklandığını duyurduktan sonra LGBTİ+’lar ilçenin birçok noktasında toplanarak kararı protesto etmişti. Polis en az 50 kişiyi gözaltına alırken vatandaşın anayasal ve yasal haklarının ihlal edildiğini, keyfi güç kullanıldığını gösteren çok sayıda görüntü sosyal medyaya yansımıştı.

Onur Yürüyüşü’nü takip eden AFP’nin ödüllü muhabiri Bülent Kılıç da polis tarafından darp edilip boğazına basılarak gözaltına alındı. Ters kelepçe takılırken “Nefes alamıyorum” diye bağırışı videoya kaydedilen Kılıç ile serbest kaldıktan saatler sonra konuştuk.

“Ne bekliyorlar? Bir gazetecinin öldürülmesini mi?” diye soran deneyimli foto muhabiri, “Bugün bunu yapan kişiler, gazetecinin nefesini kesip öldürmeye çalışan polisler sokakta özgürce geziyorsa hiçbir gazetecinin can güvenliği yoktur bu ülkede” dedi.

‘O görüntü çekilmeseydi ben bugün içerideydim’

ABD’de George Floyd’un gözaltına alınırken öldürülmesine atıfta bulunan Kılıç, “Polisin diziyle boğazımızı, sırtımızı bastırması, nefesimizi kesmesi, nefretin, şiddetin ve kural tanımazlığın artık sınırı aştığını gösteren bir şeydir” ifadelerini kullandı.

Eylemler sırasında ses ve görüntü alınmasını yasaklayan Emniyet Genel Müdürlüğü genelgesini de hatırlatan Kılıç, “Orada iki üç insan ellerindeki cep telefonlarıyla görüntü çekmeseydi ben bugün ‘polis dövmekten’ içerideydim” diye konuştu. O polislerden şikâyetçi olduğunu belirten Kılıç, şu ifadeleri kullandı:

  • Burada kontrolü kaybedilmiş bir şiddet var. Ve bu şiddetin kontrol altına alınması gerekiyor. Bana yapılan bu saldırı organize miydi ya da bana saldıran kişinin hayatta sevgi görememesi gibi psikolojik bir sıkıntısı mı vardı, nasıl bir sorunu vardı, ben bunu bilemeyeceğim. Benim için önemli olan kontrolünü kaybeden şiddet karşısında tüm yetkililerin bunun kontrolünü eline alması lazım. Aşılmış bir sınır var… Basın savcısı tahminlerime göre yarın (28 Haziran 2021) çağıracak beni. Onlarla olan davam devam edecek ve sonuna kadar hakkımı savunacağım. Ceza almaları için bu işin peşini bırakmayacağım. Umarım bir sonuç çıkar.

‘Sokakta ölme riskini almak istemiyorum’

Gazeteci olarak savaşları ve birçok eylemi takip eden Kılıç, geçmişte mesleğini yaparken bizzat maruz kaldığı saldırıların resmi görevlilerden gelmediğini şu ifadelerle anlattı:

  • Eylemde dayak yediğim oldu. Karmaşada, savaşta saldırıya uğradığım oldu ama burada Türkiye Cumhuriyeti polisi beklemediğim bir anda canıma kast etmeye yeltendi. Savaşı muhabir olarak takip ederken alacağımız risk ortadadır. Nedir? Ölürüm. Ben bu riski alıyorum ama ben bir sokakta ölüm riskini almıyorum. Çünkü sokakta böyle bir risk almak istemiyorum. Sokakta böyle bir risk olmamalı.

Bu noktada Bülent Kılıç’ın aklına gelen isim, Metin Göktepe oluyor. Evrensel gazetesi muhabiri Göktepe, cezaevinde öldürülen iki tutuklunun cenazelerini gazeteci olarak takip ederken 8 Ocak 1996’da İstanbul’da yüzlerce kişiyle birlikte gözaltına alınmış ve bir spor salonunda polis memurları tarafından dövülerek katledilmişti.

“Göktepe’nin öldürülmesi bu ülkenin basın tarihi için hâlâ büyük bir travma iken bir gazetecinin daha öldürülmesinin altından hangi hükûmet, savcı veya polis müdürü kalkabilir” diye soran Kılıç, “Nice gazetecinin öldürülmesinin travmasını aşamayan Türkiye’de, onlar kalkıp listeye birini daha mı eklemeye çalışıyor? Bu cesaret var mı gerçekten merak ediyorum” dedi.

Bülent Kılıç

‘Gazeteciye dokunursan seni yakarım’ denilmeli

“Hangi cesaretle bir gazetecinin boynuna basabiliyorlar, bu cesareti veren güç ne, kim” diye soran Kılıç, gazeteciliğe saldırının ve şiddetin önüne geçilmek isteniyorsa o polislerin hemen açığa alınması ve cezalandırılması gerektiğini vurguladı.

Cezasızlık algısının şiddeti ve hukuksuzluğu büyüttüğünü belirten Kılıç, “Polise ‘Gazeteciye dokunursan seni yakarım’ diyen bir amirinin olması lazım. Demokraside bu böyle olur. Ama maalesef bizde eylemciden önce gazeteci de dayak yer” diye konuştu.

‘Halk gazetecisine sahip çıktı’

Olayın ardından toplumdan büyük bir destek gördüğünü ekleyen Kılıç şunları söyledi:

  • Halk, gazetecisine sahip çıktı. İnsanlarımızla gurur duyuyorum. Ben insanların hakları aşılmasın, insanların hakkı gasp edilmesin, o sınır korunsun diye sokakta görevimi yapıyordum. Saldırı karşısında halk bana sahip çıktı. Büyük bir dayanışma söz konusu oldu. Umarım bu dayanışmanın getireceği ses birazcık önemle alınmasını en azından yürürlükte olan ama yazılı olmayan bu cezasızlık kuralının yıkılmasını sağlar… O polis gibi insanların polis olmaması gerekir. O insanlar bugün polis olabiliyorsa ve bana saldıran Narkotik Polisi bugün sokakta görev (!) yapabiliyorsa hiçbir gazetecinin can güvenliği yoktur.

İçişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Ersoy, olaydan saatler sonra Kılıç’ın gözaltına alınışını sosyal medyada savunmuştu.

“İzinsiz gösteri sırasında polise direnenleri gözaltına almak zorbalık değildir… Esas zorbalık, toplumda iktidara tepki uyandırmak adına, hiçbir sınır tanımadan kurumlarımıza fütursuzca, her türlü yalana sarılarak saldırıp sonrasında özür dileyecek erdemi gösterememektir” diyen Ersoy’un paylaşımını, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da retweet etmişti.

Bu görüntüler rahatsız edici olabilir: Polis şiddeti nasıl haberleştirilmeli?

Haksızlığı kaydetmeye devam: ‘Bu genelge hukuksuz’

Jiyan Cin Erkılıç

Gaziantep Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Serbest gazeteci olarak çeşitli televizyon, gazete ve haber sitelerine içerik üretiyor.

Journo E-Bülten