Görüş

Almanya seçimlerinde yayılan 7 tür yanlış bilgi

Yanlış bilgilendirme, Federal Meclis seçimlerinin sonucunu değiştirmedi, ancak yine de manşet olmayı başardı.

Federal Meclis seçimlerinden önceki aylarda, dezenformasyonun seçmenleri etkileyebileceğinden korkuluyordu. En kötü senaryonun gerçekleşmediği ortada, zira uzmanlar da genellikle bu bilgilerin seçim sonucunu büyük ölçüde etkilemediğini kabul ediyor.

Ancak yanlış bilgi yine de manşetlerdeki yerini aldı. Dahası, bu içerikler hâlâ seçimler hakkında ne tür yanlış veya yanıltıcı bilginin ortaya saçıldığı konusundaki anlayışımıza bir tür katkıda bulunuyor. Yanlış veya eksik bilginin önemli bir rol oynayabileceği bir sonraki seçim için daha iyi hazırlanıp hazırlanmak isteyip istemediğimiz ise kritik bir önem arz ediyor.

Şimdiyse, ortalık yatıştığına ve yanlış haberlerin Alman seçimi üzerindeki etkisini değerlendiren anlayışın, dolaşan yanıltıcı yayınların geniş spektrumuna genel bir bakış sunma zamanı geldi. Bunu yapmak için First Draft’ın yanlış ve dezenformasyon tipolojisindeki 7 tipi kullanacağım.

1. Hiciv veya parodi

Bir komplo teorisi bazen şaka olarak başlar. Nisan 2016’da, hiciv web sitesi Der Postillon, Almanya’daki siyasi tartışmaların tam kontrolünü eline geçirmek için sağ kanat popülist parti Alternative für Deutschland (AfD)’nin Şansölye Angela Merkel tarafından kendisi tarafından kurulduğunu ileri süren bir makale yayınladı. Birçok kullanıcı, bu hikayeye güldü ve yaklaşık 39.000 paylaşım, tepki ve yorum yayınladı. Yine de bazı kullanıcılar aldandı ve şu gibi yorumlar yayındı: “Gerçekten neyin saf olup, manipüle edilmediğini öğrenmek istemiyorum. Hepimiz devletin düşmanı olacağız … ” Hicivle karşılaşıldığında sıkça yaşandığı gibi, bazı okuyucular makalenin bir şaka olduğunu anlamadılar ve ciddiye aldılar. Mimikama.at web sitesi hikayeyi tartışmaya açtı.

Bu komplo teorisi paylaşıldı, çünkü şaka özgün bağlamından çıkarıldı. Zira Der Postillon’un orijinal makalesi, Merkel’in “imzasını” içeren bir sahte belgeyi de içeriyordu; Facebook’ta da insanlar makalenin yerine o belgenin görüntüsü paylaştılar.

2. Yanlış bağlantılar

Mülteci krizinde de toplum kutuplaşmaya devam ediyor ve abartılı başlıklar ateşli tartışmaları tetikliyordu. 10 Ağustos’ta Alman gazetesi Express’te “İspanya’nın Güneyi: Mülteciler kıyıya çıkıyor – Kayıtsız ve korku içinde sahilden gelenler” başlıklı bir makale yayınladı. Başlığa rağmen, makalenin tamamını okursanız, korku ya da panik yaşayan turistlerden bahsedilmiyor sahilde. Hikaye, sahnenin başlığına tam tersi bir videoyu içeriyor. Videoda, sığınmacılar bir tekneden ayrılıp kıyıya çıkarken orada olan rahat görünümlü ve sahilde yürüyen turistler gösteriliyor.

Tabloid medyayı izleyen Alman blog Bildblog.de de haberi şöyle eleştirmişti: “Fazladan birkaç tıklama için, express.de gerçek ile hiçbir ilgisi olmayan ve mülteci korkusunun yayılmasına neden olan bir başlık atıyor.” Express de daha sonra başlığı değiştirdi: “Sahile gidenler şaşkına döndü: Tekne sahile ulaştı – mülteciler karaya üşüştü.”

3. Yanıltıcı içerik

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Sosyal Demokrat Parti (SDP) ‘den rakibi Martin Schulz da birçok yanıltıcı hikayenin hedefi oldu. Bu makaleler çoğunlukla olgusal bilgilere dayanıyordu, ancak gerçekler çarpıtılmıştı.

4 Ağustos’ta, sansasyonel haber dalında ünlenen web sitesi Epochtimes.de şunu yazdı: “Almanların yüzde 50’den fazlası kesinlikle Merkel’i şansölye olarak istemiyor, ancak Schulz’u isteyenlerse daha az.” Bu açıklama, çevrimiçi bir siteye dayanıyordu.

Pazar araştırmacısı Civey tarafından yapılan anket, Almanların bir sonraki şansölyesi olarak kimin tercih edeceğini sordu. % 47.5’i çok partili bir sistemde Angela Merkel’i sağlıklı bir sandalye dağılımıyla istediklerini söyledi. Makaleyi dikkatli bir şekilde okursanız, Epoch Times sayılardan bahsederken, çoğu Almanın “kesinlikle Merkel’i istemediğini” öne sürmüş oluyor. Ancak anket hiçbir şekilde bu soruyu içermiyor. Makale, Facebook’ta yaklaşık 11.000  etkileşim topladı ve “ulusal hainler” anlamını taşıyarak Merkel ve Schulz Volksverräter’e seslenen bazı öfkeli tepkiler de bunların arasındaydı.

Yanıltıcı içerikler Alman dijital platformlarındaki tartışmalarda en yaygın sorunlardan biriydi: Yayımlanan en başarılı makalelerden biri, muhafazakar Avusturyalı Der Wochenblick gazetesinde “Angela Merkel 12 milyon göçmenin peşinde” başlığına sahipti. Alman haber atölyesi Der Spiegel hikayeyi ele aldı ve “gerçekçi bir temele” sahip olmadığını değerlendirdi. Buna rağmen, Wochenblick hikayesi Facebook’ta 40.000 beğeni, paylaşım, tepki ve yorum aldı ve Merkel’le ilgili bu yazı bu yılın sosyal medya platformunda en çok yankılanan makalelerinden biri haline geldi.

4. Yanlış bağlam

Muhafazakâr veya sağ kanat okuyuculara katılmanın kolay bir yolu, Almanya’daki anti-faşist ağ olan Antifa’yı eleştirmektir. Temmuz ayında düzenlenen G20 zirvesinde Hamburg’da yapılan protesto gösterileri sonrasında Antifa’ya yönelik kimi eleştirel mesajlar popüler oldu. Bir örnek, Twitter’da, elindeki taşı olan genç bir kadını gösteren bir fotoğraftı. Görüntü ayrıca Antifa logosunu ve “Flora” nın işgal evlerini savunmak istediğini öne süren bir sloganı da içeriyordu.

Fotoğraf sahte değildi, ancak bağlam dışına çıkarılmıştı. Fotoğrafdaki genç kadın, muhafazakâr Hıristiyan Demokrat Parti’nin (CDU) gençlik örgütünün temsilcisiydi. 2016 yılındaki bir videoda elinde bir taşla “Bütün aşırılıkçılar çöp” diyerek poz vermişti. Adı Antonia Niecke, ARD Faktenfinder’in istatistikçisi olarak bildirilmişti. Bu fotoğraf, genç muhafazakar siyasetçiyi taklit etmek için videonun ekran görüntüsünü kullanan sol görüşlü aktivistlerle başladı. Sağcı aktivistler daha sonra bunu Antifa’ya yapılan bir saldırıda kopyadılar ve hatta AfD bunu retweet etti.

5. Suçlayıcı içerik

ABD seçimleri sırasında, çeşitli sahtekâr haber siteleri tanınmış medya markalarına benzemeye çalıştı. Almanca konuşulan ülkelerde sahteciler farklı bir strateji kullanarak kamu makamlarını kimliğine bürünüyorlar. 2015’deki mülteci krizi sırasında, belediyelerden her vatandaşın evlerinde sığınmacıları ağırlamak zorunda kalacaklarını iddia eden sahte mektuplar vardı.

Suçlayıcı içeriklerle, Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti İçişleri Bakanı Herbert Reul tarafından alındığı iddia edilen sahte bir mektup da manşetlere taşındı. Bu sahte mektupta, mülteciler tarafından işlenen suçları görmezden gelme ve gizleme yönünde polise yönelik yeni düzenlemeler bulunuyordu.

Sahtecilik resmi bir belge gibi görünüyordu ve Facebook’ta hızla yayılıyordu. Tanınmış bir gazeteci olan Matthias Matussek ve  Merkel’in muhafazakar partisinden eski bir politikacı olan Erika Steinbach bile mektubu paylaştı. Reul, belgeyi “cüretli bir sahtecilik” olarak nitelendirdi. İçişleri Bakanlığı çabucak tepki gösterdiği halde, belge birkaç gün boyunca sosyal medyada dolaşıma devam etti.

6. Manipule edilmiş içerik

Merkel’in partisi olan CDU, “İyi ve mutlu yaşadığımız bir Almanya için” sloganını kullandı. Doğu Almanya döemindeki Sosyalist Birlik Partisi (SED) tarafından aynı sloganı kullandığı izlenimi veren bir resim dolaşıma sokuldu, bu parti konferansını tanıtan bir posterdi. Angela Merkel’i komünist liderle bağdaştıran ve onu Alman halkının diktatörü ve düşmanı olarak niteleyen öfkeli seçmenlerle bir araya geliyordu. Mimikama.at’daki Fact-Chequers, resmin orijinal kaynağını çabucak buldu ve sahte fotoğrafın maskesini düşürdü.

7. Fabrikasyon içerikler

Geleneksel gazeteciliği taklit eden tamamıyla hayal ürünü haber öyküleriyse seçime pek etki etmedi. Aşırı partizan Facebook grupları, fabrikasyon dokümanları kullanıyor ve politikacıların söylemediği şeyleri alıntı şeklinde servis ediyorlardı.

Bu tür içerikler ve alıntılar sıklıkla geniş bir kitleye ulaşmıyor ancak anti-Müslüman ve mülteci olmayan Facebook gruplarının üyesi olan Alman kullanıcıları bu tür içeriği çok sık görüyordu. Bu gruplar, yüzlerinin yanına çirkin ve yanlış olan alıntılarla birlikte adayların fotoğraflarını sergilediler. Örneğin eski ama yaygın bir sahte alıntıda, Angela Merkel’in “Paris’te olduğu gibi saldırıları islamofobiyi başlatmak için kullanmamalıyız, ancak onları Müslüman vatandaşlarımızın entegrasyonunu riske atmamak için hayatımızın bir parçası olarak kabul etmeliyiz” dediği gösteriliyordu. Ancak, Merkel’in hiç böyle bir ifadesi olmamıştı.

Diğer bir sahte içerikse, sosyaldemokrat SPD başkan yardımcısı ve entegrasyon komisyon üyesi Aydan Özoğuz’u hedef alıyordu. Özoğuz’a ait bir fotoğrafın yanında bulunan alıntı ise şöyleydi: “Genel olarak, çocuk evliliğini yasaklamamalı ve Müslüman vatandaşlarımızın endişelerine müdahale etmemeliyiz. Şeriat mahkemelerinin sorumluluğu bu.” AfD’nin bir üyesi Özoğuz’un “Anadolu’da bertaraf edilmesini” önerdikten kısa bir süre sonra bu sahte alıntı da Facebook’ta kısa sürede yayıldı.

Sağcı popülistler de kimi sahte alıntılarla hedef alındı. Örneğin, Frauke Petry’nin (yeni seçilen Bundestag üyesi) “dünya düz” dediğini gösteren hiçbir kanıt bulunmuyor. Mimikama.at bu sahte alıntının, kullanıcıların kendi yazılarını oluşturmalarına izin veren bir web sitesinde yayınlandığını ortaya koydu. Zira bu içeriklerin altında, içeriğin yapay olduğu yönünde bir feragatname bulunuyor. Ancak, okuyucular her zaman makalelerin tamamını okumuyor ve sıklıkla aldatılıyorlar. First Draft ile seçime öncülük edilen yanlış ve haksız bilgilere ilişkin haber odalarına günlük olarak rapor vermek üzere Correctiv.org’da çalışan teyitçilerse, bu sahtekarlık sitesindeki bir takım makaleleri özel olarak ayıkladılar.

Sonuç

Dezenformasyonun hacmi ve kötü niyetliliği, Fransa’daki seçimlerin başında olduğu seviyeye Almanya’da hiç yaklaşamadı. Fakat bazı eğilimler ortaya çıktı. Yine de, birçok dezenformasyon mültecilere ve Müslüman göçmenlere odaklanırken, politikacılar da bireysel olarak çoğu kez sahte haberlerin mağduru ve hedefi oldular. Müslüman karşıtı Facebook grupları ve yerel topluluklardaki dar gruplar ise misenformasyon ve dezenformasyonun en çok yayıldığı alanlar oldu.


Journo için Sarphan Uzunoğlu tarafından çevrilmiştir.

Kaynak: FirstDraftNews

Ingrid Brodnig

Ingrid Brodnig

Ingrid Brodnig, Avusturyalı bir gazeteci ve yazar. Yeni kitabı "Lies on the Internet" 2017'de yayınlandı. Brodnig'in kitabı, dijital tartışmada yanlış bilgilendirmenin rolünü ve popülistlerin sosyal medya üzerindeki etkisini açıklıyor.