Dosya

Bilenlere sorduk: Magazinin eski tadı niye yok?

Bugün artık televizyondaki magazin programlarının çoğu, hatta gazetelerin magazin ekleri bile ünlülerin Instagram’larından, konserlerinden, dizi görüntülerinden bir demet… Sabah programları, birtakım görüntüler üzerinden ahlâkçılık yapan ‘yorumcu’yla dolu.

2000’lerin başındaki, başlık başlık hatırladığımız magazin mevzularından eser yok; olanın da etkisi eskisi gibi değil… Her şey çok kontrollü, çok steril. Bir çiftin evindeki kahve makinesinin markasına kadar biliyoruz ama ‘tak’ diye boşanmalarının nedenine dair, tek satır akla yatar şey öğrenemiyoruz.

Peki hâlâ iyi magazin var mı, yok mu? Magazin ne durumda, bunun nedenleri neler ve nereye gider?
Perihan Mağden, Ali Eyüboğlu, Rıfat Ababay, Can Tanrıyar ve Kadir Kaymakçı’ya sordum. Hepsi, kimi aynı yerde birleşen zihin açıcı yanıtlar verdiler.

İşte bugünkü magazinin hal-i pür melâli…

‘Çok daha hijyenik ve kontrollü bir ünlü tipiyle karşı karşıyayız’

Yazar Perihan Mağden.

“Magazinin eski tadı yok, magazinin hiç tadı tuzu yok, magazin yok” diyen Perihan Mağden’e göre, ‘ünlü tipinin değişimi’ ve magazin habercilerininse yeni duruma uyum sağlayamaması en önemli nedenlerden biri…

Yotube’dan yayın yapan Şokopop, magazin arkeolojisi yapıyor. Çünkü artık gerçekten hiçbir şey olmuyor. O da magazin arkeolojisi, kazısı yapıyor. Dünyanın pek çok yerinde de, Hollywood’da da star çıkmıyor. Geçen gün kızımla konuşuyorduk “Nerede bir dönemin öyle ekstra güzel, muhteşem kadınları mesela” diye… Çok daha sıradan tipli, tiyatro okumuş, çok daha orta sınıf hijyenik ailelerin çocukları bu işi yapmaya başladı. Hollywood da neredeyse, ünlü çokularına iş temin etme endüstrisine dönüştü. Ya manken ya şarkıcı, ya film artisti her aileden 3’er 5’er kişi var.

‘Çağatay Ulusoy’dan Hülya-Tanju aşkı çıkmayacak’

Şimdi buradaki çocuklar da çok çok daha içe kapalı. Mesela Çağatay Ulusoy’dan bir Hülya Avşar-Tanju Çolak aşkı çıkmayacak. Hepsi çok çok dikkatli ve çok içe kapalılar.

Tabii şöyle bir şey de oldu; magazinciler Türkiye’de çok daha ‘kahveci abi’ kıvamındaydı, bir lümpen tavır vardı fakat yıldızlar da onlarla birlikte büyümüşlerdi ve onları idare etmeyi biliyorlardı. Uyumlu bir beraberlik vardı aralarında.

Ben yıllarca Acun’un (Ilıcalı), Hülya Avşar’a iş vermesini birlikte büyümelerine de bağlıyorum. O futbol muhabiriyken, o da Tanju Çolak ile gizli aşk yaşayan kadındı. Birlikte büyüdüler, bir kankalık vardı aralarında. Kankalarına çok daha samimi olabiliyorlardı. Ve zaten o dönemin isimleri, çok daha alt, orta sınıftan gelen, yırtıcı ve keskin tiplerdi. Mesela Seda Sayan için ünlü olmak o kadar önemliydi ki… Şimdi bir Fahriye Evcen için aynı şey söz konusu olamaz, Boğaziçi Tarih Bölümü mezunu kız. Yani oyuncu çocuklar bir sınıf atladı Türkiye’yle birlikte ve bu onlara bir hijyeniklik getirdi.

‘Dizi yıldızlarının çoğu orta sınıf ailelerin çocukları’

Oyuncular, televizyon dizisi yıldızlarının çoğu, konservatuvardan vs. çok daha okumuş etmiş, orta sınıf ailelerin çocukları. O tarz genç, onlarla kanka olacak tarzda yeni model magazinci çıkmadı. Mesela Şokopop’u yapan oğlan magazinci olsa başka bir boyuta ulaşabiliriz. O tarz, o kalitede demek istiyorum.

Yepyeni bir nesil ünlü insan var; eski tip lümpen magazincilere niye kalplerini açsınlar. Mesela Çağatay Ulusoy -yeni nesil içine kapalı star örneği olarak onu veriyorum- o kadar prefabrik röportajlar veriyor ki, vermese de olur, broşür gibi. Geçen Ayşe Arman’a biraz açılmış, çünkü Ayşe Arman da bir tarz. İnsan biraz da birlikte büyüdüğü eşitine, reşitine açılır. Ve eskiden magazin ortamında bu vardı…

Instagram ve kontrollü paylaşım dönemi

Starların kaybedecek bir şeyi yoktu, alt sınıftan geliyorlardı, ilkokul-ortaokul mezunuydu çoğu, çok vahşi bir şekilde ünlü olmaya çalışıyorlardı. Şimdi işleriyle falan güzide olmaya çalışıyorlar ve siyaseten doğruculuk falan herkesin tarzı. Ve Instagram’da çok daha kontrollü bir vitrin çalışması yapıyor isimler.

“Bahçeye bakan spor salonu yaptırdım” diye paylaşım yapıyor mesela Volkan Demirel’in karısı, hop o hemen haber olarak giriyor. Kendi seçtiği haberleri, kendi seçtiği fotoğrafları sunmuş oluyorlar. Hollywood da bunu yapıyor. Instagram da magazinciliği öldürdü tabii.

Magazinciler sınıf atlayamadı

Türkiye sınıf atladı, magazinciler sınıf atlayamadı. Bir de çok düşük maaş alıyorlarmış magazin muhabirleri sanırım; niye o kadar zor işleri o paralara yapsınlar. Şimdi bütün medya da havuz oldu, oradan oraya aktarılıyor.

Ancak misal Onur Baştürk mesela, onun seviyesinde magazin figürleri yaratılması gerekiyordu. Yeni kuşaktan bunu yaratamadılar. Oysa yeni kuşak ünlüler ancak onlara açılabilir. Tabii Hülya-Acun arkadaşlığı gibi mesela diyorum… Yeni model ünlüler, bir başka model yeni magazinciye yeni bir şey verebilirler ancak o kadar ‘desperate’ (umutsuz) değiller ve o kadar star kumaşından değiller.

‘Oyuncular kullan-at tipine dönüştürüldü’

Mesela ben yeni dizileri seyretmiyorum, yeni oyunculardan haberim yok. Bir sürü insan, bir sürü oyuncu, o dizi boyunca, çoğunlukla da dizideki adıyla tanınıyor. Oyuncular da çok ‘kullan-at’ tipine dönüştürüldü.

Magazinin eski tadı yok, magazinin hiç tadı tuzu yok, magazin yok.

Mesela Sıla ile Ahmet Kural ile ilgili olarak, dayanamadım bir yazı yazdım mesela; çok ilginç ve önemliydi çünkü.

‘Sosyal medyadan kopyalayıp haber diye sunmakla olmaz’

Ali Eyüboğlu 27 yıldır Milliyet gazetesinde yazar-yönetici görevlerinde. Gazetecilikte 40, magazin haberciliğinde 37’nci yılı.

Magazinde pek çok dönemi görmüş, geçirmiş biri olan Ali Eyüboğlu’na göre, Televole’nin yarattığı güvensizlikle başlayan ‘düşüş’, ‘sosyal medyadan kopyala haber diye sun’ alışkanlığı ve ‘her akıllı telefonu olanın haber verdiğini düşünüp bilgi kirliği yaratması’ ile devam ediyor.

Bir çok nedeni var magazindeki bu durumun… Birincisi Televole günleri, magazine olan güvene ciddi bir darbe vurdu. Televole dönemi bitip, normal magazine geçilmesinden sonra internet ve sosyal medya girdi hayatımıza… ‘Halk jurnalizmi’ ve sosyal medyanın etkisiyle, habercilere yatırım azalınca kaçınılmaz bir sondu bu…

Sadece bizde değil, bütün dünyada ünlüler sosyal medya sayesinde kendi medyalarını yarattı. Ünlüler açısından acayip keyifli bir durum tabii bu, kendi PR’larını istedikleri gibi yapıyorlar. Ünlüler, sosyal medyalarından ancak kendi ‘fan’larına ulaşırken, magazinciler o paylaşımları gazetelere ve televizyon ekranlarına taşıyarak, onlara hizmet ediyor. Ancak, maalesef, ünlülerin sosyal medyada paylaştıklarını kopyalayıp sözüm ona ‘haber’ yapanlar, kendi ayaklarına kurşun sıktıklarının farkında değil. Oysa gazetecinin yapması gereken, vitrine çıkarılanın değil, raflardakilerin hatta depodakilerin ne olduğunu da ortaya çıkarmak. Ancak bu tür bilgilere ulaşmak deneyim ve ‘network’ gerektiren bir şey. Yeni nesil magazincilerde bu olmayınca mahkûm kaldılar bu paylaşımlara…

‘Ne haber ölür, ne gerçek haberci’

Haberi geniş kitlelere taşıyan araçlar, teknolojik gelişmeyle birlikte değişebilir. Bu kaçınılmaz, ama kamuoyunun habere olan ihtiyacı değişmez. Elinde akıllı telefon olan herkesin ‘halk gazeteciliği’ne soyunmasıyla nasıl bir bilgi kirliliği oluştuğu da ortada. O nedenle ne haber ölür, ne de gerçek haberci… Önünde sonunda okur ve izleyici, sosyal medyada yazılanların değil, işin aslının ne olduğunu öğrenmek için yine rotasını gerçek habere ve habercilere çevirecektir.

‘Sosyal medyayı ve ünlülerini yadsımadan…’

Kendi adıma, sosyal medya hayatımıza girdiği günden itibaren “Halk gazeteciliği, haberciliği bitirecek mi?”, “Sosyal medya gazeteciliği öldürecek mi?” gibi sorulara yanıt aranan birçok konferansa katıldım. “Yazdıklarıyla konuşturan, konuşulanları yazan” bir köşe yazarı olabilmek için çok çaba sarf ettim. Sonuçta da kendime şöyle bir yol haritası çizdim: Magazinciliği ‘kamu merakı’ndan çok, ‘kamu yararı’ gözeterek yapan biriyim. O nedenle her daim haberciye özgül ağırlık kazandıran, objektif haberlerden yanayım. Şov dünyasının ünlü yıldızlarına sırtımı dönmeden, internet, Youtube, Twitter, Intsagram, Facebook gibi platformların yıldızlarını da tanıyıp, yazılarımı buna göre yazmaya başladım. Yazılarımı tanıtmak için sosyal medyayı da aktif kullanarak yeni bir okur ve takipçi kitlesine ulaştım.

‘Hâlâ bu işi iyi yapanlar’ için isim veremem ama maalesef iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar azaldı sayıları…

‘Muhafazakârlaşan, hoşgörüsüz bir toplumda yazdırmazlar artık’

Rıfat Ababay, Posta gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni.

Posta gazetesinde genel yayın yönetmenliği yaptığı 23 yıl boyunca (sordum Türkiye’de rekor ondaymış) insan haberini ön plana çıkaran, her daim birinci sayfada magazin haberi de veren Rıfat Ababay’a göre bugün magazin şu nedenlerle zor: Toplumun muhafazakârlaşması, hoşgörüsüzlük, ‘yakın ilişkiler’ ve ünlü tipinin değişmesi…

Ben 90’lı yıllarda ‘Klips’ adında bir dergi yapmıştım. Klips’e gelinceye kadar hep pembe-iyi şeyler anlatılırdı. Klips her şeyin iyi olmadığını gösterdi; bir çığır açıldı o dergiyle. O yıllarda 75 bin gibi rakamlar sattı ve yine o dönemde çok da iyi paralar kazanmıştı dergi. Ama şimdi dönüp bakıyorum, benim bugün Klips ya da ona yakın bir dergi yapmama imkân yok. Yapamam. Yaparsam başıma çok kötü şeyler gelir. Benim de, ekibimin de. O günkü Türkiye bunu taşıyabilirdi, bugünkü Türkiye taşıyamaz. Çünkü bugünkü Türkiye çok muhafazakâr oldu.

1990’da mesela “Güler Sabancı kime âşık, Ali Koç kiminle evlenecek?” gibi başlıklar atıyorduk kapağa. Nazmiye Demirel’in yüzünü bilgisayarda erkek, Süleyman Demirel’inkini kadın yapmıştık misal. Bugün böyle şeyler yapılamaz, Türkiye kaldıramaz. Magazinde çok büyük sınırlandırmalar var bugün. Bu da lezzetini kaçırır işin, olmaz. Hoşgörü yok bugün artık. Nazmiye-Süleyman Demirel işini anlatma nedenim de magazine gösterilen hoşgörüdür. Türkiye muhafazakârlaştı, hoşgörü yok ve bugün yazdırmazlar; maalesef ilişkiler yüzünden, yazamazsın.

Basının durumu, ilişkileri ortada

Misal yine ben Klips’i yaparken, Erol Simavi’ydi patron. İsviçre’de kendi hâlinde yaşardı, kimseyle de alâkası yok. Ben orada tek başıma çalışır, her şeyi de yazardım. Bugün basının durumu, ilişkiler ortada; zaten özne duyduğu an, o oradan, bu buradan girer yazdırmazlar, yazamazsın.

Çetin Emeç’i düşün… Efsanevi Çetin Emeç, o da benim gibi günlük gazeteye magazinden gelmiştir. Hafta Sonu Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni idi. Hafta Sonu’nun bugün yapılması mümkün mü?

Hafta Sonu gazetesinden Tarık Aktuğ, Ecevit hükümetinin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’i o dönemin artistlerinden Aynur Aydan’ın apartmanından çıkarken fotoğraflıyor, gazeteye manşet oluyor. Bugün böyle bir haberi yapma şansın var mı? Hasan Fehmi Güneş ertesi gün istifa etmişti. Bugün Hasan Fehmi Güneş işi basılmaz, Televole yapılamaz.

Posta’nın son dönemlerinde biz de pek çok fotoğrafı basamadık, haberi veremedik. Kendi kendimizi sansürlüyoruz; daha muhafazakârlaşan topluma göre şekilleniyoruz biz de. Oysa magazin sadece aşk, meşk haberi de değil, ‘people’, insan, toplum haberidir; Posta’da biz hep insandan yola çıkarak her haberi vermek istedik ama her şey zorlaştı.

‘Muhabir sistemden öcünü alıyor’

Bugün içe geçmiş ilişkiler nedeniyle bazı haberlerin asla yapılamayacağını söylüyorum ama bir de şu var. Eskiden bir dia olurdu, o alındı mı sen onu haber yapamazsın. Bugün biri fotoğrafını çekiyor, bir yere kaydedip üç arkadaşına gönderiyor, bakıyorsun garip bir zamanda başka bir kanaldan o haber ya da fotoğraf çıkıyor; muhabir de sistemden öcünü böyle alıyor.

Magazin yalnızca aşk haberi değildir. Onun esprisi vardır, muhabbeti vardır. Klips ve Hafta Sonu üzerinden anlatmaya çalıştım kimse şaka da kaldırmaz bugün…

Sosyal medyanın ana varlık nedeni magazin. Orada da bir magazin var ama gazetede, dergide basılı ya da onların sitelerinde çıkmayınca ben pek magazin kabul edemiyorum.

‘Bugünkü ünlüler evlenme meraklısı’

Bir de Türkiye’nin ünlü isim sıkıntısı var artık. Bir dönemin Türkan Şoray’ı, Cüneyt Arkın’ı, Zeki Müren’i yok; ama şimdi başka tür ünlüler var. Futbolcu ünlümüz azdı şimdi çok var, dizi oyuncuları zamane ünlüleri. Ve şimdikiler çok kontrollü. “Ağzımızdan bir şey kaçırırız” diye röportaj da yapmıyorlar.

Bir de eskinin ünlüleri evlenmek istemezlerdi; bugünküler evlenme meraklısı, hepsi evliler şimdi. Fahriye Evcen’inden Beren Saat’ine hepsi küçücük kızlar evlendiler. Ünlüler evlendikleri zaman magazin figürü esprilerini de kaybediyorlar. Ünlü bir rüya ve hülyadır. Kıvanç’ın (Tatlıtuğ) dizilerinin tutmamasının nedenlerinden biri bu, bence.

‘Magazin en güzel dönemlerini yaşıyor yeter ki doğru yere bakmayı bilin’

Televole’nin yaratıcısı Can Tanrıyar 43 yıldır medyada.

“Televole dönemini özlüyor musunuz?” Herkese bu soruyu sordum. O dönemin hoşgörüsünü, hareketliliğini, rahatlığını özleyen çok. Ama Televole’nin özlendiğini pek söyleyemem. Ama ilginç olan programın yaratıcısı Can Tanrıyar’ın bile özlememesi. Tanrıyar, bugünkü hıza, teknolojiye hayran, “Magazin ölmedi, sadece doğru yere bakmak lazım” diyor. Oğlunun başında olduğu Uçankuş TV üzerinden anlatıyor…

Magazin ölmedi; aksine en güzel dönemlerini yaşıyor. Acun ile Şeyma boşanmasında mesela biz tüm programları kaldırdık, iki gün sürekli yayın yaptık Uçankuş TV’de. Diyeceksiniz ki “Televizyonu açtık doğru düzgün yoktu.” Yanılgı orada zaten. Her şey var ama başka kanallarda. Eskiden magazin izlediğimizi düşündüğümüz kanallar tematik birer dizi kanalı artık. Magazin de çok az, spor da. Ama spor da ölmedi.

‘Her şeyi kendi kanalından izlemek lazım’

Dünyadaki gelişme, geç de olsa Türkiye’ye de yansıdı; her şeyin ayrı kanalı var artık. Kanalların şekli değişti, eskiden bir kanalda her şey vardı, şimdi sporun, magazinin ayrı kanalları var. Ama insanlar eski alışkanlıklarıyla, hâlâ bir olay olduğunda ATV’de, Show TV’de de görmek istiyor. Ancak tekrar söylüyorum onlar tematik dizi kanalı, oradaki magazin programları da iddiası olmayan şeyler. Her şeyi branşı o olan yerden izlemek lazım.

Ben bugünü eskisiyle mukayese bile etmiyorum. Eskiden haftada bir gün, iki saat program yapıyorduk, çok kötü bir durumdu bu. Şimdi eskisiyle alâkası yok açık ara öndeyiz.

‘O dönem böyle olsa Televole armut toplardı’

Şu anda da skandal çıkıyor sürekli. Çok uzun bir zaman önce de değil, yakın bir zamanda  gazeteler 4.5 milyon satıyordu, şimdi hepsinin toplamı 450 bin zor ediyor, o dönemde magazine ayrılmış böyle bir kanal olsaydı, biz Televole olarak armut toplardık. Salı günü çektiğimiz şeyi, ertesi pazartesi yayınlıyorduk. Yayın şekilleri çok değişti. Üstelik ben sosyal medyayı kastetmiyorum, bizim yaptığımız yayın şeklini kastediyorum. Bazı televizyonlarda hâlâ hafta sonu magazin programı var, anında her şeyi izleyen insanlara bu inanılmaz bayat geliyor, reytingi de düşürüyor bu. Her şeyi hemen istiyor insanlar.

‘İnsanlar ünlülerin Instagram hesabının gerçeği yansıtmadığını biliyor’

Ünlülerin kullandığı Instagram hesapları birkaç sene öncesine kadar çok önemliydi, şimdi evet insanlar yine izliyorlar da, biliyorlar ki artık hiç doğru bir şey paylaşmıyorlar. Yani asıl olaylar için, yaptıklarını görmek için de sosyal medyada başka kanalları izlemek lazım. Uçan Kuş TV’nin sosyal medya hesaplarından göreceğiniz şeyi, Çağatay Ulusoy kendisi paylaşmaz misal.

‘Mesleğin şu anki hızına âşığım’

Meslekte 43-44’üncü yılıma giriyorum. Değişikliğe ayak uydurmak hiç kolay olmadı ama şu anki duruma o kadar âşığım ki, bana bu hız o kadar inanılmaz bir keyif veriyor ki… Her gün işteyim. Kanalı oğlum Anılcan yönetiyor, yayına hiç karışmıyorum. Teknik işlerle uğraşıyorum. Bilal Özcan, Tayyar Işıksaçan gibi bu işe gönül vermiş insanları bu çatı altında topluyorum mesela. 5-6 yıldır hiç görünmek istemiyorum. Ama tabii en iyi muhabirlerinden biriyim, en bomba haberler bana geliyor.

Acil bir olay patlarsa en hızlı haberi yine ben yazarım, bana yazdırıyorlar. Bir haber 10 dakika geç girsin, deliriyorum; bu hıza çok alıştım, beni çok heyecanlandırıyor. Geçen Ali Dinçkök vefat etti mesela, çok eski ahbaplığım vardır. Kimse doğruluğundan emin olamadı ama çok severim, eski dostluğumuz da var gerçekten merak ettim. Çözmem iki dakika sürdü. Papermoon’u arayıp şefe “Başın sağolsun” dedim, “Sağol abi” dedi, bitti! Gazetecilik böyle bir şey.

‘Cep telefonunun artık her şey olduğuna inanıyoruz’

Bizde 4’er saatlik programlar kalmadı. 10-15 dakikalık programlar var. Cep telefonunun artık her şey olduğuna inanıyoruz. Bizimkiler artık bir flaş haber oldu mu, Instagram hikâyelerine koyuyor oradan paylaşılan Uçankuş TV linki 5 dakika. Tabii ki hâlâ televizyon izleyen var ama biz televizyonumuza göndermeyi sosyal medya üzerinden yapıyoruz.

Spor ve siyasette Twitter, magazinde Instagram’

Spor ve siyaset konusunda tepkiyi Twitter’dan alıyoruz. Magazin konusunda ise en iyi tepki Instagram’dan geliyor. Ama insanlar çok tutucu, başka yere gitmek istemiyorlar Instagram’sa Instagram’da kalıp her şeyi oradan öğrenmek istiyor insanlar, linke tıklayıp başka bir yere girmek istemiyorlar, Instagram daha AB bir kitle. Ben bu görüşlerimi sitemiz için yaptırdığımız araştırmalardan söylüyorum. Facebook tamamen ayrı bir yapı.

‘Frikik-havuzbaşı dönemi bitti. Kadınlar meta olmaktan çıktı’

Televole döneminde frikikler vs. çok meşhurdu artık bu da değişti. ‘Mankenler’ kavramı da yok artık. Güzellik yetmiyor artık. Havuz başı görüntüleri diye bir şey vardı eskiden. Kadınlar meta olmaktan çıktı. Buradaki sunucularda da aranan bir numaralı özellik haberleri kendi yazıyor olmaları.

Meşhur olmak isteyen hâlâ çok kişi var, buraları da zorluyorlar. Ama sistem herkesin kendini eğitmesini istiyor. Sorgulama değişti. Mini etek giyip ekran karşısına geçilemez bugün, ben bunun Türkiye için de iyi bir şey olduğunu düşünüyorum.

‘Magazin orada duruyor sadece bizim eski keyfimiz yok!’

Kadir Kaymakçı, köşe yazarı.

Basında magazinden gelip başka alana geçen çok. Kadir Kaymakçı’da durum tam tersi. 25 yıllık gazetecilik hayatının bugüne yakın 10 yılı magazin mutfağında geçti. Şimdi Habertürk’ün internet sitesinde köşe yazarlığını sürdürüyor. Kaymakçı, ‘Bu yeni model ‘Magazin XS’in yanında Televole, ankesörlü telefon gibi kaldı’ diyor.

Televole dönemini özleyen kim? Ben özlüyor muyum? Emin değilim! Televole’nin herkesin dilinde olduğu günlerde benim bugünkü yaşımda olanlar da magazinin nasıl yozlaştığını yazıp çiziyordu. Onlar da 60’ların 70’lerin magazinini özlüyordu. Bugün 18-20 yaşında olan gençler Televole nedir bilmiyordur bile… Annelerinden babalarından duydukları hoş bir anı!? Eksikliğini hissettiklerini de sanmıyorum.

Bugünün gençlerinin magazini Instagram’da, Twitter’da. Sevdikleri ünlünün nereye gittiğini, ne yediğini, ne giydiğini, ne izlediğini öğrenmek için bayiye gidip bir gazete almalarına gerek yok. Okulda kantinde otururken, otobüste, vapurda, dolmuşta, evlerinin salonunda koltukta uzanmış yatarken o ünlüler bir ‘tık’ uzaklarında. Üstelik, ne düşündüklerini de anında ünlülere yazabiliyorlar. Gazetelerin magazin ekleri bile artık ünlülerin sosyal medya hesaplarından haber yapıp fotoğraf kullanıyor. Gece gezmesine çıkmış, kaçamak yapan ünlü peşinde koşan ‘paparazzi’lerin işi hiç olmadığı kadar zor belki de! Ünlüler gittikleri tatilden, restorandan gece kulübünden görüntüleri ‘story’lerinde paylaşıyor.

‘Şok şok şok’lar sosyal medya hikâyelerinde’

Eskiden ‘şok şok şok’ olan birçok görüntü artık ünlünün kendisi tarafından bir PR malzemesi olarak sosyal medya hesabından paylaşılıyor. Bu görüntülerle takipçi sayılarını arttırıp buradan da para kazanıyorlar.

Aşklar eskisi gibi kaç-göç yaşanmadığı için artık ‘bomba haber’ olmuyor. Yeni nesil star’lar ‘yeni bir aşka yelken açtıklarında’ sevgililerinin elinden tutup kameraların karşısına geçiyor.

Bugün artık ünlülerimiz gazeteler üzerinden demeçlerle birbirlerine laf sokmuyor, sosyal medyalarından özlü sözlerle, ‘fan’larıyla falan birbirlerine giriyorlar.

‘Hande Ataizi tuvalet penceresine bugün sıkışsa…’

Geçen Tarkan, bir video paylaşmıştı sosyal medyada. Buğulu bir sesle sabahın köründe nereye gittiğini soruyordu takipçilerine. Birisi videoya, “Biri Tarkan’a 90’ların sonunda olmadığımızı hatırlatsın artık ya, adam takıldı kaldı orada, hâlâ telefon seksi yapar gibi konuşuyor bitti o devir adapte ol…” yazmıştı. Televole, ankesörlü telefon gibi kaldı bu yeni model ‘Magazin XS’in yanında…

Ülkenin genel olarak neşesi kaçtığından, “Hey gidi nerede o eski günler” diye çekmeceleri karıştırıyoruz yüzümüzü güldürecek birkaç güzel anı için… “Nerede o eski bayramlar” gibi “Nerede o eski magazin?” diyoruz sanki… Başta da söyledim Televole dönemini pek özlemiyorum ama Hande Ataizi’nin tuvalet penceresine sıkıştığı gibi bir görüntü bugün olsa o zamankinden daha eğlenceli olurdu sanırım… Caps’leri düşünemiyorum.

‘Birkaç saatliğine TT’

Şimdi de ‘efsane’ magazin olayları olmuyor değil ama işte olayın olduğu gün Twitter’da birkaç saatliğine TT (Trending Topic) oluyor sonra da unutulup gidiyor…

Ahmet Kural’ın Sıla’ya şiddet uygulaması, Acun Ilıcalı’nın Şeyma Subaşı’nda boşanması, Şahan Gökbakar’la Berrak Tüzünataç’ın balkon kaçamağı, Murat Başoğlu vakası, Beşiktaş kalecesi Karius’un DM’den ‘yürüdüğü’ güzeller ve daha bir dolu magazin haberi… Hafta sonları sabah kuşağında hem de ikişer üçer saatlik magazin programları gündem olmuyor TV’de o kuşağı dolduruyor..

Magazinin öldüğü falan yok… Magazin orada duruyor sadece bizim eski keyfimiz yok!

Etiketler
Nilay Örnek

Nilay Örnek

1995 yılından bu yana, Sabah, Milliyet, Habertürk, Akşam, Vatan, Sözcü gazetelerinde editör, köşe yazarı ve hafta sonu ekleri yayın yönetmenliği gibi görevlerde bulundu. TurkmaxGurme'de iki buçuk yıl boyunca 'Şehirli Sofralar' adlı bir televizyon programı yaptı. Ekim 2017'de ilk kitabı 'Bütün İyiler Biraz Küskündür' yayımlandı. Kafa Dergisi'nde koleksiyonerlerle röportajlarının yayınlandığı 'Koleksiyon Kafası' adlı bir köşesi var. Birçok dergi ve internet sitesine yazı yazıyor, dosyalar hazırlıyor.