İzlenim

Cumhuriyet davası: Adalet aynasını kıranlar ve onaranlar

Bu kez de olmadı. Ahmet Şık, Akın Atalay, Kadri Gürsel, Murat Sabuncu ve Emre İper bir kez daha hem de tüm haklılıklarına rağmen özgürlüklerinden alıkonuldu. Cumhuriyet davasına sonradan eklenen Ahmet Kemal Aydoğdu da tahliye edilmedi.

Cumhuriyetçilerin yargılandığı davanın tutuklu beş ismi ikinci kez hakim karşısına çıktı. Bu kez Silivri’de “Büyük bir yanlışlık yapıyorsunuz” dediler ancak adalet aynasını kıranlara karşı verilen mücadele meşakkatli ve zaman alıcıydı.

O kırıkları sabırla toplayıp adaletin yerini bulması için ön saflarda Ahmet Şık, Akın Atalay, Kadri Gürsel, Murat Sabuncu ile cübbelerinin hakkını veren ve adaleti ilmik ilmik yeniden inşa eden avukatlar yer alıyordu. Böylesi bir güç birliğinin adaletsizliği er geç alt edeceğine şüphe yok. Geriye tek bir soru kalıyor: Ne zaman?

Gün ağarırken Silivri yollarına

Davanın duruşması, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi yerine bu kez Silivri’de yapıldı. Hiç kolay değildi İstanbul’un bu en ucundaki ilçesine ulaşmak. Adalet koşusunun önünde, sonu gelmeyen engellerden biri daha aşılmayı bekliyordu. Adaletin şaşan terazisini yeniden dengeye getirmede bir mihenk taşıydı bu dava. Sadece tutuklu gazeteciler değil, meslektaşları, yakınları, sivil toplum kuruluşları ve davanın takipçileri de bu idrakle gün henüz ağarmışken Silivri yollarına düşmüştü.

200’den fazla avukat adaletin/adaletsizliğin simgesi haline gelen Cumhuriyet davasını izlemek için yerlerini alırken, izleyiciler ve gazeteciler salona girmek için var gücüyle çabaladı. Beş Cumhuriyetçi de beyaz gömlek giymişti.

Dakikalar içinde İper savunmasına başladı. ByLock var deniliyordu telefonunda. ByLockc’u hiç yüklemediğini anlattı. Attığı tweetlerden darbe destekçiliği ya da “terör örgütü üyeliği” çıkarılamayacağını tane tane îzah etti. Hakimin, “ByLock ile yapılan görüşmeler senin ev-iş güzergahını izlemiş ama” çıkışına yanıt vermekte zorlanmadı: “Benim bindiğim vapurda bir kişi bile ByLock kullanıyorsa o vapurdaki herkes ortak IP’ye geçer ve bir anda ByLockçu olur.”

Tanıklar savcılık ifadelerine itiraz etti

İper’in ardından sıra tanıklara geldi. Alev Coşkun duruşmaya gelmemişti. Sekiz kişiye sırayla söz verildi. Cumhuriyet Vakfı yöneticilerinden, işadamı İnan Kıraç dışında neredeyse tüm tanıklar savcılık ifadelerinde “yolunda gitmeyen bir şeyler” olduğunu söyledi.

Önce Cumhuriyet’in eski Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız söz aldı. Bir röportajında söylediği iddia edilen ve hakimin sorduğu, “Siz bir röportajınızda gazetenin kötü yönetildiğini, batırıldığını söylüyorsunuz?” sorusuna, “O gazeteci arkadaşın yorumu, ben öyle bir şey demedim” yanıtını verdi. Ardından “Gazetenin siyasi çizgisi değişti” ifadesini açıklaması istendiğinde yine “Ben öyle bir ifade kullanmadım” dedi.

Yine savcılık ifadesine de giren o röportajda geçen “Teröriste terörist diyemediler” ifadesiyle ilgili de Yıldız, “Ben terör tanımı yaptım sadece ama gazeteye yazan arkadaş öyle yazmış” diyerek kafaları iyice karıştırdı.

Cumhuriyet’in Haber Koordinatörü Aykut Küçükkaya da benzer şekilde savcılık ifadesindeki yanlış aktarımlara dikkat çekti. Savcı, Küçükkaya’ya 100 soru sormuştu ancak cevaplarla soruların sıralaması birbirine hiç uymuyordu! Hem avukatsız alınmıştı ifadesi. Bu da bir sorundu. Tüm tanıklar meslektaşlarını savunarak savcının ‘tanıklarla delil oluşturma taktiğini’ çökertmişti.

Ancak İnan Kıraç 2013 yılında kapalı zarfla kullandığı oyun geçersiz sayılmasına itirazını yinelemeyi de ihmâl etmedi ve ekledi: “Bir Cumhuriyet okuruydum ama artık Cumhuriyet gazetesini okumuyorum ve yayın politikasını da doğru bulmuyorum.”

Tam bu noktada o can alıcı soru zihinlere bir kez daha geldi: Bir gazete içindeki görüş ayrılıkları, seçimler ya da uzlaşmazlıklar neden bir ceza davasının konusuydu. Gazete vakfının ya da şirketinin gazeteyi nasıl yönettiği, yayın politikasının değişip değişmediği yargıyı neden ve nasıl ilgilendiriyordu? Ve neden konunun tarafları hâkim önünde meseleyi îzah etmek zorundaydı?

Mahkemedeki küçük kıyamet

Sıra Kadri Gürsel’deydi. Gürsel’in üzerine patchwork (kırk yama) gibi yapışan ByLock suçlamalarının absürdlüğünü her anlatışında yeni bir yöntem deniyordu. Bu kez de projeksiyon ile kendisini arayan yada “taciz mesajları” atan ByLock kullanıcılarını listeleyip ekrana yansıtıyor ve “Ben bunlardan hiçbiri ile konuşmadım ya da mesajlaşmadım. Öyleyse neden buradayım” diye haklı mı haklı bir soru yöneltiyordu.

Aslında Gürsel neden özgürlüğünden mahrum edildiğini yine en iyi bilen ve açıklayandı: “Burada tutuklu olmamın sebebi sorgulayıcı, eleştirel, bağımsız ve muhalif bir gazeteci olmamdır.”

Ardından konuşan ve bir avukat olan Akın Atalay’ın iddia makamı ile hukuku anlama ve algılama biçiminin Habil ile Kabil zıtlığında farklılaşan doğasına isyan ediyordu: “Ben de hukukçuyum. Aynı dersleri okuduk. Hukuk fakültelerinde, en azından benim okuduğum dönemde hukukta vicdanın, hakkaniyet ve adaletin çok önemli kavramlar olduğu anlatılırdı..”

Adalet aynasındaki en büyük kırıklardan biri de Murat Sabuncu’ya yapılanlardan müteşekkildi. Genel Yayın Yönetmeni olduktan sadece 1,5 ay sonra “terör” torbasına atılan Sabuncu 12 aya varan yayın yönetmenliğinin 10,5 ayını cezaevinde geçirmişti.

Ahmet Şık yine “uykudan önce büyüklere masallar” üfleyenlere karşı “Sur’a üflüyordu.” Mahkemedeki küçük kıyameti koparan hep o olmuştu. Bu kez de sırf habercilik yaptığı için iddianamelere sokuşturulan “terör” iddialarını sahiplerine iade ediyordu. Hem [Rus Büyükelçi Andrey Karlov cinayeti hem de Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın öldürülmesine dair yaptığı haberlerini “suç” sayan savcılık makamına sesleniyordu: “Nesnel bir gazetecilik var ama savcı bundan suç çıkarma gayretinde.”

Ardından avukatlar söz aldı ve ilk duruşmanın aksine delillerin derme çatmalığı üzerine değil; özgürlüğün, adaletin ve vicdanın yeniden inşası üzerine derinlikli bir hukuk felsefesine giriştiler. Yunan mitolojisinden örnekler verilerek yapılan savunmalar kırılan adalet aynasını Yunan tanrılarının şahitliğinde yeniden birleştirme çabası değil de başka neydi ki?

Gülten Sarı

Gülten Sarı

Gazeteci. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü, "Avrupa'daki ABD Üsleri ve Üslerin ABD Hegemonyasına Katkısı: Soğuk Savaştan 2008'e" başlıklı teziyle tamamladı. Yakın zamana kadar ulusal gazete ve dergilerde çalışıyordu. Halihazırda Internet haberciliği alanında çeşitli çalışmalarıyla mesleğini sürdürmekte.