Dosya

Gazeteci emekli olamaz: ‘Medyaya en büyük kötülüğü holding patronları yaptı’

Fotoğraf: Tiago Muraro

COVID-19 kısıtlamaları 2020’de özellikle de üst yaş gruplarının hayatını zorlaştırdı. Biz de toplam kıdemi yüzlerce yılı bulan deneyimli gazetecilerle, salgının ve ekonomik durgunluğun zorlu şartlarında mesleğin durumunu konuştuk. Kimileri yeni mecralarda gazeteciliği sürdürüyor, kimileri anılarını kitaplaştırıyor, kimileri ise ekonomik sıkıntılarla mücadele ediyor.

Meslekte 60 yılı geride bırakan Kenan Akın “Gazeteci emekli olamaz” diyor. Mustafa Eşmen “Medyaya en büyük kötülüğü holding patronları yaptı” diye ekliyor. Sermet Özdoğan, Sevinç Feyzioğlu, Süleyman Boyoğlu, Akdağ Saydut, Fikret Ercan, Tufan Türenç ve Tülin Dinçelli’ye de “emekli olamayan” gazetecileri sorduk.

Yeni nesil medya mecralarının açılmasıyla birçok gazeteci emekli olduktan sonra da mesleğine devam ediyor. Ancak emeklilikle birlikte sosyal hayattan kopup hayatın dışına savrulanlar da var.

Yoğun tempolu bir işten ayrılıp emekli olunca, yeni yaşam ritmine alışmak insanı zorlayabiliyor. Kimileri, bulundukları sosyal ortamdan kopunca sanki dipsiz bir kuyuda buluyor kendilerini. Hayatını salaş meyhanelerde zaman öldürerek geçirenler de oluyor, başka yollar deneyerek tutunmaya çalışanlar da…

Belki de en büyük zorluklarla kadın gazeteciler karşılaşıyor. Meslek hayatları boyunca bir yandan hakikatin peşinde koşarken diğer taraftan mobbing ve tacize karşı kendilerini korumaya çalışıyanların çoğu, sessiz bir emeklilik geçiriyor.

Journo için “emekli” gazetecilerin kapısını çaldım. Onları dinledim. Yaşadıkları zorlukları anlatırken gözyaşlarını tutamayan da oldu, öfkesini saklamayıp yüksek sesle sitem ve eleştiriler yöneltenler de, “Bu meslek bu hâle nasıl geldi” diye hayıflananlar da… Radikal değişiklikler yapılması gerektiğinin altını çizen, önerilerde bulunan meslektaşlarla da karşılaştım.

Görüştüğüm gazetecilerin hemen hepsi, dijital ortamda haberciliğin hem avantajlarını, hem de dezavantajlarını anlatmaya çalıştı. Özellikle yazılı basının araştırma/inceleme haberlerine daha çok ağırlık vermesi gerektiğini de dile getirdiler.

‘Kaliteli internet haber mecraları, yerlerde sürünen basını silecek’

Emekli gazeteci Sermet Özdoğan, “Bağımsız diyebileceğim, kaliteli internet haber mecraları sayesinde, bugün yerlerde sürünen yazılı medyanın orta vadede silineceğini düşünüyorum” diyor.

Özdoğan, emekli gazetecilerin sosyal dayanışma ağlarının olmayışını ise şöyle dile getiriyor: “12 Eylül 1980 darbesinin etkilerinin sürdüğünü düşünüyorum. Toplumsal dayanışma ağlarının olmayışı, 1980 darbesinin tüm örgütlenme kanallarını tıkaması ve buna bağlı oluşan dağınıklık ve yılgınlıkla ilgili. Cuntanın yaptığı anayasa özünü hâlâ koruyor; bugünkü iktidar darbelerden şikâyet etmesine rağmen cunta anayasasına yıllarca dokunmadı. Bu durum da dayanışmayı, örgütlenmeyi zorlaştırıyor.”

Gazeteciliğe siyasi bir dergide amatör yazılarla adım attığını söyleyen Özdoğan, 1992’de ‘212’den sigortalı olarak Özgür Gündem’de çalışmaya başladığını belirterek, “İki yıl kadar Özgür Gündem’de çalıştım. Hayatımda ilk defa düzenli maaş aldım!” diyor. Özdoğan daha sonra, Doğan Grubu’ndaki Finansal Forum’da 6 yıl, ardından Sabah’ta 16 yıl sürecek redaktörlük macerasına başlamış. Emekli olduktan sonra yoğun olmamakla birlikte ilk üç-dört ayın sıkıntılı geçtiğinin altını çiziyor. Keyifli çalışma ortamının takım çalışması ve özgür koşullardan geçtiğine vurgu yapan Özdoğan, Türkiye’de bu koşulların sağlanmasının “ütopya” olduğunu düşünüyor.

‘Artık herkes kendi TV’sine sahip’

Sevinç Feyzioğlu ise umutsuz değil. “Yazılı basın giderek yerini internet yayıncılığına bırakıyor. Ben gazete almayı çoktan bıraktım. Gazeteleri internet üzerinden okuyorum. Üstelik telefonum yanımdaysa istediğim yerde okuma şansım var” deyip ekliyor: “Artık herkes kendi TV’sine sahip, iyi gazetecilik yapanlar reklam alarak para kazanıyor.”

Mobbing ve tacizle karşılaşmayan kadın gazeteci sayısı çok azdır. Feyzioğlu, kendisi olmasa bile arkadaşlarının taciz edildiğini, açık ve örtülü mobbing’in de her zaman var olduğunu ifade ediyor. Örneğin yıllar önce bir defasında bir başka işe başvurduğu için genel yayın yönetmeninin “cezalı zam” uygulamasına maruz kalmış. O dönem bu uygulamayı “mobbing” olarak kabul etmediklerini dile getiren Feyzioğlu; çalıştığı üniversitede de benzer olaylarla karşılaştığını belirtiyor.

Yöneticilerin gadrine uğradı, pes etmedi

Süleyman Boyoğlu, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) çıkardığı Bizim Gazete’de uzun yıllar “Medya Notları” köşesi hazırladı. Boyoğlu, ayrıca Hazandan Önce Babıali, Vasfi’ye Abla ve Galatasaraylı Doğan Koloğlu kitaplarının yazarı. Babıali’de önemli olaylara tanıklık etmiş, değerli şahsiyetlerin anılarının yer alacağı yeni kitabından da bahseden Boyoğlu, salgın günlerinde bu kitabını basacak bir yayınevi çıkar diye umut ediyor.

Geçmişte medya yöneticilerinin fazlasıyla gadrine uğrayan Boyoğlu, mezun olduğunda 12 Eylül darbesiyle tanışmış. Mezuniyetten dört yıl sonra Ulusal Basın Ajansı’nda (UBA) işe başlamış. İlk muhabirlik dönemlerinde meslek aşkı heyecanı tavan yapıyor. Ancak meslekte aktif çalışmaya nokta koyarken, aynı duygu ve düşüncelerden eser kalmıyor Boyoğlu’nda. Gazetecilikte mesleki birikim ve deneyimin Türkiye’de pek karşılığı olmadığını ifade eden Boyoğlu, “sevmediğimiz ve eleştirdiğimiz Batı ülkelerinde” bunlara değer verildiğini kaydediyor. Haberlerin cep telefonlarına düşmesiyle insanların basılı gazeteye ilgisinin azaldığını düşünüyor.

Boyoğlu ile Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) Balıkesir Ören’deki sosyal tesislerinde düzenlenen bir seminerde tanışmıştık. O Anadolu Ajansı’nda (AA), ben ise Güneş gazetesinde çalışıyordum. 14 yıllık gazeteciyken 43 yaşında meslekten koparıldı ama pes etmedi… Yıllar önce AA’da çalıştığı dönemde “sendikal bürokrasiye” sert eleştiriler yöneltiyordu. Ancak o dönem Türkiye Gazeteciler Sendikası’nınki (TGS)  başta olmak üzere Toplu İş Sözleşmesi ile üye gazetecilere hatırı sayılır haklar kazandırıldığını da söylüyor.

Haber ilişkisi, çıkar ilişkisine dönüştü

Üç kuşak gazeteci grubuyla çalışan, meslekte 50 yılı geride bırakan Basın Konseyi Genel Sekreteri Mustafa Eşmen, medyadaki teknolojik yeniliği gördüğünü, bu yeniliklerden etkilendiğini, hâlen çalıştığını  ve bu nedenle “depresyona girmeye zamanının olmadığını” belirtiyor. Eşmen’e göre gazetecilikte “haber ilişkisinin”, “çıkar ilişkisine” dönüştüğü bir dönemden geçildi. Bu durum gazetecilik etiğine asla uygun değil.

Eskiden gazete sahiplerinin, geçimini bu meslekten sağlayan ve bu işi kuşaklar boyu yapmış gazeteci ailelerinden geldiğini söyleyen Eşmen, iş adamları ve holdinglerin medya sahibi olmasıyla işin çığırından çıktığına vurgu yapıyor. Eşmen günümüz medyasıyla ilgili şu tespitlerde bulunuyor.

“Medya sahipleri holdingler, gazetecileri sendikal güvenceden mahrum bırakmakla en büyük kötülüğü yaptılar. Medya patronluğu holdinglere geçince ilk işleri gazetelerden sendikayı çıkarmak oldu. Eskiden gazetelerin üst yönetiminde bulunanlar zar zor kooperatif aidatı ödeyerek ev-yazlık, otomobil sahibi olurken; sendikasızlaştırma furyasından sonra yalı, villa, yat sahibi oldular. Bugün gelinen noktada medyanın durumu içler acısı. İktidar medyanın yüzde 90’ını kontrolüne almış durumda. Eleştirel gazetecilik yapan bağımsız birkaç gazete, televizyon sansür ve ekonomik kuşatma altında.”

‘Bir kişinin kararı ile ailenizden ve yuvanızdan oluyorsunuz’

Fikret Ercan meslekte 50 yılı geride bırakmış, Hürriyet ile ismi özdeşleşmiş bir gazeteci. Zamanını evinden çok bu gazetede geçirmiş. 1980’li yıllarda Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde idamla yargılanmış. İki yıl yurt dışı yasağı yaşamış. Yaptığı haberlerden dolayı sayısız kez hâkim karşısında soluğu almış. Kendi anlatımına göre apar topar emekli edilip kapının önüne konulduğunda ise soğuk terler dökmüş. “Evinden kovulmayı” sindirememiş. Ercan, her işin başlangıcı ve sonu olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Kurumsal emekliliğe hazırlık olmalıydı. Kurum; eviniz, aileniz gibi oluyor. Ama sonuçta bir kişinin kararı ile her şey bitiyor. Ailenizden yuvanızdan oluyorsunuz.”

Ercan 50 yıllık meslek yaşamını kitaplaştırma konusunda kararsız. Sırf kitap yazmış olmak için yazmak istemediğini ifade ediyor. Mesleğin zor günler yaşadığını belirterek “normal bir dönemde olmadığımıza” vurgu yapıyor. Gazetecilikte, “ben özgürüm, istediğimi yazar çizerim” anlayışının dünyanın hiçbir yerinde geçerli olmadığını da söyleyen Fikret Ercan, şöyle devam ediyor: “Sizi sınırlayan birçok etken var: Ülkenin yasaları, etik ilkeler, gazetenin görünmez kuralları var.”

Her yazar, gazeteci olamaz

Meslekte 60 yılı geride bırakan Kenan Akın, gazetecinin emekli olamayacağını belirtiyor; haklı. Gazetecinin bir kere “mürekkebe dolandıktan” sonra hayatı boyunca istese de istemese de görevine devam edeceği yönünde görüş bildiriyor. O da öyle yapmış.

Akın’a göre gazeteci “bildiği, duyduğu, gördüğü olayları inceleyen, araştıran, soruşturan ve yazan, fotoğraflayan, yeryüzünü gözleyerek adım atan insan, yüzlerce insandan biri…”  Günümüzdeki yazar enflasyonunu hatırlatan Akın, her yazarın gazeteci olamayacağına işaret ediyor. Sözlerini Burhan Felek’ten bir alıntıyla noktalıyor: “Kim asker mektubu yazabiliyorsa, ona yazar denilebilir.”

Oysa gazetecilik, yazmaktan çok daha fazlası… Ve gazeteciliğin, hangi içerik türünde üretim yaparsa yapsın emekli olamadığına bir örnek, karikatürist Akdağ Saydut. Emekli olduktan sonra kendini boşlukta hissetmemiş, “zamanı nasıl geçireceğim” diye endişeye kapılmamış Saydut. Hazırladığı web sitesinde kendi adına çalışmalar yürütmüş.

‘Plazalara taşındıktan sonra halktan koptuk’

Büyük medya gruplarından kopan deneyimli gazetecilerin, mesleğin sokaktaki gerçeklikten kopuşuna dair gözlemleri de var.

Meslek hayatını 50 yılla sınırlamak zorunda kalan Tufan Türenç; bir dönem Milliyet, Güneş, Hürriyet gazetelerinde ilkeli, onurlu bir çalışma dönemi yaşadığının altını çiziyor. Her üç gazetede yazı işleri müdürlüğü yaptığını aktaran Türenç, darbe dönemleri haricinde  “patronların yazı işlerine asla müdahale etmediklerini” kaydediyor.

O zamanlar iktidara hoş görünmek isteyen gazeteci sayısı da yok denecek kadar azdı. Medyanın 1990’lardan itibaren plazalarıyla taşınmasıyla gazetecilerin halktan koptuğunu belirten Türenç, günümüzdeki durumu değerlendirirken karamsar: “Medya bugün perişan hâldedir, düzelmesi de olanaksızdır.”

Emek yoğun gazetecilikten dedikodu haberciliğine

Tülin Dinçelli gazeteciliğe 1983’te Türk Haberler Ajansı’nda başladı, daha sonra Betûl Mardin’den gelen teklif üzerine halkla ilişkiler konulu araştırmalara yöneldi. Sektör değiştirmesine rağmen gazeteci kimliğini hiç unutmadı.

Dinçelli, uygun mecra bulması halinde çalışma isteği olduğunu belirtiyor. Gazeteciliği “mesleki aile” olarak değerlendiriyor. Duayen gazetecilerle iletişimi devam ediyor. Gazetecilik mesleğinin, tecrübenin yanı sıra kişisel özelliklerle taçlandırılması gerektiği üzerinde duruyor. “Emek yoğun” gazeteciliğin yerini “dedikodu haberciliğine” bıraktığına dikkat çeken Dinçelli şimdi aktif siyasetle ilgileniyor.

Dinçelli, iletişim kanallarının çoğaldığını, çoğalma ile birlikte bilgi kirliliğinin de arttığını kaydediyor. Yazılı basında tirajların hızla düştüğüne değinen Dinçelli, siyasi otoritelerin ilk el attıkları alanın iletişim kanalları olduğuna vurgu yapıyor. Çoğu insanın kitap okumadığının altını çizip “güvenilir yayın” arayan halkın, canlı yayınlara yöneldiğine işaret ediyor. Gazetecinin fikir işçisi olduğuna vurgu yaparak “Ne yazık ki bireysel iştir, referans kişinin haberidir” diyor.

Yeni medya kanalları, ‘en iyi alternatif’

Toplam kıdemi yüzlerce yılı bulan deneyimli gazetecilerin birçoğu, ister emekli olup bir kenara çekilmiş, isterse medyada veya bir başka sektörde çalışmaya devam ediyor olsun, yeni medyanın yükselişinin farkında. Örneğin Fikret Ercan, günümüzde sosyal medyanın, artık bozulmuş olan klasik medyanın en iyi alternatifi olduğunu belirtiyor.

Bizim Gazete’de haftalık çizimlerle gündemi yorumlamayı sürdüren Saydut, sosyal medya kullanıcılarının karikatürlere çok ilgi gösterdiğini vurguluyor. Mizah dergilerinin de dijital dergiciliğe çoktan geçtiklerini ifade eden Saydut, YouTube kanallarındaki yayınların önemli bir gelişme olduğunun altını çizerek televizyon kanallarına alternatif olabileceklerini ifade ediyor.

Eşmen de gazetecilerin açtıkları YouTube kanallarının ve sosyal medya platformlarının önemine dikkat çektikten sonra bir uyarıyla bitiriyor sözlerini: “Ancak yurttaş gazeteciliği denilerek yapılan haberciliğin tehlikeli bir zeminde seyrettiği görülüyor. Sosyal medyanın yararlı olabilmesi için kirlilikten kurtulması gerekiyor.”

Ahmet Külsoy

1955 Trabzon doğumlu. İlk ve orta öğretimi Zonguldak'ta tamamladı. İki yıl Özgür Üniversite'de siyasi tarih üzerine dersler aldı. Zonguldak’ta yazın aylık, kışın ise haftalık yayımlanan İşçi Davası gazetesinde gazeteciliğe adım attı. Ardından İnanış, Uyanış ve Haber gazetelerinde görev yaptı. Güneş gazetesinin Zonguldak Temsilciliğini yürüttü. Son olarak Özgür Gündem, E.P, Karadeniz Gazetesi, Radyo Cumhuriyet, Sabah, Gazete Duvar ve Ahval News'da çalıştı.

E-Posta Aboneliği