Avrupa Yayın Birliği (EBU) tarafından düzenlenecek olan konferansa Filistinli gazeteciler davet edilmedi. Özellikle son iki yılda onlarca meslektaşı katledilen Filistinli Gazeteciler Sendikası (PJS), kararı sert sözlerle eleştirdi.
Avrupa Yayın Birliği (EBU), 30 Nisan’da İsviçre’nin Cenevre kentinde ‘Gazze’de Gazeteciliğin Geleceği’ başlıklı konferans düzenleyecek. Ancak EBU, savaş koşullarında görevlerini yapmaya çalışan Filistinli gazetecileri konferansa davet etmedi. EBU’nun davet listesinde Filistinli Gazeteciler Sendikası, Yayıncılar Birliği, yerel radyo istasyonları kısacası Gazze’deki hiçbir medya kuruluşu yer almadı.
Filistinli Gazeteciler Sendikası (PJS), yaptığı açıklamada söz konusu tutumu “siyasi, etik ve mesleki olarak kabul edilemez” diye nitelendirdi. Sendika, EBU’nun bu girişimini yalnızca dışlayıcı değil, “sömürgeci bir zihniyetin yansıması” olarak tanımladı ve “Bu durum, Filistinlileri kendi geleceklerine dair kararların asli ortakları olarak değil, nesneler olarak gören üstünlükçü bir zihniyetin yansımasıdır.” eleştirisinde bulundu.
Sendika açıklamasında, Gazze’de medya sektörünün büyük ölçüde yok edildiğini hatırlatarak, bu yıkımı yaşayan gazetecilerin sürecin dışında bırakılmasını “kabul edilemez bir temsil krizi” olarak tanımladı. Açıklamaya göre, Filistinli gazeteciler yalnızca bir taraf değil, doğrudan bu alanın hak sahibi.
Açılamada ayrıca “Filistinli gazeteciler ve medya temsilcileri, medya sektörünün geleceğini şekillendirecek sürecin merkezinde yer almadığı sürece, bu tartışmaların hiçbir meşruiyeti yoktur” denilerek, konferansın meşru olmadığı vurgulandı.
İSRAİL’İ AKLAMA GİRİŞİMİ Mİ?
Filistinli Gazeteciler Sendikası’nın açıklamasına göre, konferansın zamanlaması da dikkat çekici. EBU’nun, İsrail kamu yayıncısı KAN’ın Eurovision’a katılımına izin vermesinden hemen önce böyle bir konferans düzenlemesi, “bir tür aklama girişimi” olarak yorumlanıyor.
Sendikaya göre EBU, Filistin medyasına destek veriyormuş görüntüsü çizerken aslında KAN’ın katılım kararını meşrulaştırmaya çalışıyor.
Açıklamada, konuya ilişkin şu değerlendirme yer aldı:
“EBU, üyelerine ve Avrupa kamuoyuna Filistin medyasının durumuyla ilgileniyormuş gibi bir görüntü vermeye çalışırken, fiilen bu medyayı sahneden dışlamaktadır. EBU’nun KAN’ın Eurovision’a katılmasına izin verme kararı, Filistin halkına yönelik soykırım karşısında utanç verici bir kayıtsızlık olarak değerlendirilmektedir. Aynı zamanda KAN’a, savaş suçlarını örtbas eden İsrail medya sisteminin bir parçası olmasına rağmen profesyonel meşruiyet kazandırmaktadır.”
Eurovision’a İsrail’in katılımının ardından İrlanda, İspanya, İzlanda, Hollanda ve Slovenya katılmama kararı almıştı.
‘BİZİM HAKKIMIZDA, BİZ OLMADAN’
Sendika, Filistinli gazetecilerin bu sürecin “asli hak sahipleri” olduğunu vurgulayarak, uluslararası medya kurumlarını açık tutum almaya çağırdı. Talepler arasında ise; gazetecilerin korunması, saldırıların soruşturulması ve medya sektörünün yeniden inşasında Filistinli aktörlerin merkezde yer alması bulunuyor.
Açıklama, şu sözlerle son buluyor:
“Filistin medya sektörünün geleceğine dair herhangi bir girişim, Filistinli temsilcilerin gerçek ve etkili katılımı olmadan kabul edilemez. Filistinli gazeteciler bu sürecin hak sahipleridir ve öncelikleri belirleme hakkına sahiptir. Filistin medya sektörü, uluslararası güçlerin kontrolüne açık bir alan olmayacaktır. Bu sektör, Filistin halkının özgürlük ve adalet mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.”
BİR GÜNDE ÜÇ GAZETECİ ÖLDÜRÜLDÜ
Öte yandan Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), nisan ayında yalnızca bir gün içinde Gazze ve Lübnan’da üç gazetecinin öldürüldüğünü açıkladı. Kurum, bu saldırıların ardından uluslararası toplumu acil harekete geçmeye çağırdı.
CPJ verilerine göre, 2025 yılı gazeteciler açısından kayıtlara geçen en ölümcül yıl oldu ve ölümlerin büyük bölümü Gazze’de gerçekleşti. 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de ölen gazeteci sayısı 190’a ulaştı.
Ölenler arasında deneyimli muhabirler var. Bazıları canlı yayındayken vuruldu, bazıları katliamları belgelerken. İsrail yetkilileri gazeteci ölümlerini “Hamas hedefi” olduğunu iddia etti ve birçok vakada bağımsız soruşturma yürütülmedi.
Sahadaki gazeteciler yalnızca bombardıman riskiyle değil, aynı zamanda iletişim kesintileri, ekipman yetersizliği ve doğrudan hedef alınma tehdidiyle çalışıyor. Birçok yerel medya kurumu ya tamamen yok edildi ya da faaliyetlerini sürdüremez hale geldi.


