Haber

Katiller aramızda, gazeteciler hapiste

Yaklaşık 90 bin mahkûm, yeni infaz düzenlemesi ile tahliye edildi. İkisi çıkar çıkmaz çocuğunu, arkadaşını öldürüp tekrar cezaevine girdi. Haberleri gerekçe gösterilerek siyasi saiklerle hapsedilen gazeteciler ise infaz düzenlemesi kapsamı dışında tutuldu. Denetimli serbestlik süresi üç yıla çıkarıldığı hâlde tahliye talepleri reddedildi. Meslek örgütleri bu duruma tepki gösterdi. Türkiye Gazeteciler Sendikası Hukuk Müşaviri Avukat Meliha Selvi, “TBMM, gazeteciliği, cinsel saldırı suçlarından daha ağır bir suç olarak kabul etmiş konumda kalmıştır” dedi.

Hükûmetin koronavirüsle mücadele kapsamında meclis gündemine taşıdığı yeni infaz yasası, organize suç örgütü lideri olmak suçlamasıyla yargılanarak hüküm giyen Alaattin Çakıcı’nın da aralarında bulunduğu 90 bin kadar mahkûmun tahliyesine yol açtı.

Bu mahkûmlardan biri, tahliyesinden saatler sonra İzmir’in Torbalı ilçesinde tartıştığı bir arkadaşını kafasını taşla ezerek öldürdü. Eşine şiddet uyguladığı için hapis yatan bir başkası, tahliyesinin ardından 9 yaşındaki kızını katletti.

İddianamelerinde, haberlerinden ve eleştirel sosyal medya paylaşımlarından başka bir “delil” sunulmayan onlarca gazetecinin, koronavirüsten kaynaklanan yüksek sağlık riskine rağmen infaz düzenlemesinin dışında tutulmasına ise tepki yağıyor.

Yasa Nasıl Geçti?

Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin koronavirüs salgınına karşı bir önlem olduğu gerekçesiyle meclise taşıdığı infaz düzenlemesi, 279 kabul, 51 ret oyuyla yasalaştı. 70 maddelik infaz yasa teklifinin meclisteki görüşmeleri kesintisiz yedi gün sürdü. Görüşmeler sırasında AKP’li vekillerin verdiği bir önergeyle MİT Kanunu’na muhalefet suçlamasıyla cezaevinde tutulan gazetecilerin de infaz düzenlemesinden yararlanması engellendi.

Bu durumda cezaevindeki Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan,  Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Odatv Muhabiri Hülya Kılınç ve Yeniçağ gazetesi yazarlarından Murat Ağırel’in de aralarında bulunduğu, MİT Kanunu’na muhalefetle suçlanan altı gazeteci hakkında mahkumiyet kararı çıkarsa cezalarında yarı yarıya indirim olmayacak. Düzenlemenin infazda eşitlik ilkesine aykırı olduğunu düşünen muhalefet partilerinin, yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurması bekleniyor.

Düzenlemenin bu içeriği ile “büyük hata” olduğunu düşünen basın meslek örgütleri, bu hatadan dönülmesinde ve gazetecilerin serbest bırakılmasında ısrar ediyor. Hukukçular da yasal düzenlemenin ayrımcı olduğunu vurguluyor.

‘Hukuk ile açıklanamaz’

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Hukuk Müşaviri Avukat Meliha Selvi, gece 03.00’te gerçekleştirilen değişikliğin, gazetecilere yönelik düşmanca tutumun yasaya yansıması olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Risk bu derece yüksekken cezaevinden politik bir tutumla tahliye edilmeyen, fikirleri ve yaptıkları haber nedeniyle suçlanan gazetecilerin tahliye imkanı veren düzenleme dışı tutulması, hukuk ile açıklanamayacağı gibi; TBMM gazeteciliği, cinsel saldırı suçlarından daha ağır bir suç olarak kabul etmiş konumda kalmıştır. Gazetecilik, halkın haber alma hakkının ve yaşam hakkının güvencesidir. TBMM de gazetecinin yaşam hakkının güvencesidir. TBMM, gazetecileri ‘tahliye imkanı veren düzenleme’ kapsamı dışında tutmakla kendi tarihine talihsiz bir kayıt oluşturmuştur. Yargı organları, gazetecilerin tutuksuz yargılanmaları için gerekli çalışmaları yürütmeli ve tahliyelerini sağlamalıdır.”

‘Anayasa Mahkemesi’ne götürülmeli’

Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Yargıç Orhan Ertekin de yeni infaz yasasının altı gazetecinin yargılandığı MİT Kanunu’na ihlal suçundan yargılananlar yönünden genel anlamıyla yeni bir infaz rejimi getirmediğini söylüyor. Ertekin, 6 gazetecinin denetimli serbestlik talebinin de reddedildiğini, tutuklu yargılamaların devam edeceğini ekliyor.

Bu durumun hükûmetin “kötü niyetini” yargının da sürdürmesi anlamına geldiğini savunan Ertekin, gelinen noktada atılacak en önemli adımın, yasanın “eşitlik ilkesine” aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) götürülmesi olacağını belirterek şöyle diyor: “Eğer yasa bu hâliyle kalırsa, bu Türkiye’de siyasi suçlar ve muhalif gazeteciler hariç diğer tüm suçlar için kısmi bir af kabul edilmiş olacak ve gerçekte suç-ceza yargılamasına hiç dâhil olmaması gerekenler içerde kalırken asıl suç ve ceza sisteminin konusu olması gereken failler serbest kalacaktır.”

’86 gazeteci tutuklu kalacak’

Meslek örgütlerinin tepkisi de büyüyor. TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, infaz yasasının suç olmayan ancak iktidarın suç kabul ettiği gazeteciliği kapsam dışı bırakarak ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmayı  amaçladığını dile getiriyor.

Gazetecilik faaliyeti dışında başka hiçbir şey yapmayan 86 gazetecinin tutuklu kalacağını belirten Durmuş, “Koranavirüs açısından cezaevlerinin güvenli olmadığı ortada. Gazetecileri cezaevinde tutmak Anayasa’ya da, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de aykırıdır. Halkın haber alma hakkının ihlaline göz yumacağımız beklenmesin” uyarısında bulunuyor.

‘Gazetecilere gözdağı veriliyor’

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Başkanı Can Güleryüz, yeni infaz düzenlemesinin temel amacının basın özgürlüğünü sınırlandırmak ve gazetecilere gözdağı vermek olduğunu söylüyor. Güleryüz’e göre MİT mensubunun öldürüldüğünü ve gizlice defnedildiğini haberleştiren gazetecilerin infaz indirimi kapsamına alınmaması bütünüyle hukuk dışı.

Güleryüz, “Meslektaşlarımızı yargı organı tutuklamamıştır, siyasi otorite tutuklamıştır. Bu düzenlemeyle de siyasi cezalandırma süreci devam ettiriliyor. Cezaevinden COVID-19 nedeniyle hırsızlar, gaspçılar, yaralama suçunu işleyenler çıkarılıyor, gazeteciler ve düşünce suçluları çıkarılmıyor. Gazetecilik suç değildir” diyor.

‘Baskı, insanlık suçuna dönüştü’

DİSK Basın-İŞ Genel Başkanı Faruk Eren cezaevlerinde salgının yayılmasının engellenmesi için alınacak önlemlerden birinin tahliye kararı olduğunu ancak iktidarın birçok konuda yaptığı gibi, burada da “sefil bir ayrımcılık”  ve “benden olmayan ölsün” anlayışıyla hareket ettiğini öne sürüyor.

“Öncelik tutukluların serbest bırakılması olmalıydı. Yani hakkında hiçbir hüküm bulunmayan, yargılaması süren, hatta yargılaması daha başlamayanlar serbest bırakılmalıydı” diyen Eren, en az üç mahkûmun COVID-19’dan öldüğünü hatırlatarak “Şimdiye kadar bir baskı olarak gördüğümüz tüm bu uygulamalar, salgın günlerinde bir insanlık suçuna dönüşmektedir” ifadesini kullanıyor.

Düzenlemenin iki büyük çelişkisi

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği Eş Direktörü Avukat Veysel Ok da yasayı “af” olarak tanımlıyor ve Cumhur İttifakı ortakları AKP ile MHP’nin bu ismi değiştirerek düzenlemeyi meclisten geçirdiklerini belirtiyor. Ok’a göre yasadaki bu temel çelişkinin yanı sıra, “terör suçları” diye geniş bir kavram içinde gazetecileri de göstermiş olması bir başka büyük sorunu.

‘Propaganda, üye olmadan örgüte yardım ve yataklık, devlete ve anayasaya karşı işlenmiş suçlar’ın infaz değişikliği kapsamında olmadığını hatırlatan Ok, gazetecilerin çoğunluğunun da bu suçlara dayanılarak cezaevinde tutulduğunu vurguluyor.

‘Siyasi çıkar ve saplantılar’

Viyana merkezli Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) Basın Özgürlüğü Program Yetkilisi Renan Akyavaş’a göre Terörle Mücadele Kanunu kapsamında tutuklanan tüm gazeteci, avukat, insan hakları savunucularının yeni yasanın kapsamı dışında bırakılması, kanunun insan hayatının eşit ve adil bir değerlendirme üzerine yapılmadığını, aksine “siyasi çıkar ve saplantılar” nedeniyle yapıldığını gösteriyor. Akyavaş şöyle diyor:

“Libya’da ölen MİT ajanının ‘bilinen’ kimliğinin açıklandığı iddiasıyla henüz iddianamesi bile hazırlanmamış bir davadan tutuklu altı gazeteci hedef alındı. Koronavirüs salgınında ayrım yapmaksızın her bir vatandaşının can sağlığını sağlamak ve korumak devletin görevidir, bu nedenle kanun adil ve kapsayıcı olması için derhal gözden geçirilmelidir.”

Seda Taşkın

Seda Taşkın

Gazeteciliğe 2015 yılında başladı. Dicle Haber Ajansı (DİHA), Dicle Medya Haber Ajansı (dihaber) ve Mezopotamya Haber Ajansı'nda (MA) muhabir olarak çalıştı. Gazetecilik faaliyetleri gerekçe gösterilerek yargılandığı dava sürecinde 360 gün Sincan Kadın Kapalı Cezaevi'nde kaldı. Mesleğini Ankara'da serbest gazeteci olarak sürdürüyor.