Haber

Kadın genel yayın yönetmeni geldi, The Guardian 20 yıldır ilk kez kâr etti

Selefi Alan Rusbridger'ın okurlar için gönüllü ücretli üyelik sistemi kurma önerisini hayata geçiren, 2015'te The Guardian tarihinin ilk kadın genel yayın yönetmeni olarak koltuğu devralan Katharine Viner olmuştu. Viner, bu göreve atanmadan önce tüm Guardian çalışanları arasında yapılan "Bir sonraki genel yayın yönetmeni kim olsun" oylamasını da yüzde 53 oy oranıyla kazanmıştı.
İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Guardian, 1998’den beri ilk kez bir yılı kâr ederek kapattığını açıkladı. Gazete tarihinin ilk kadın genel yayın yönetmeni Katharine Viner 2015’te göreve geldikten sonra The Guardian’ı üç yıl içinde yeniden sürdürülebilir bir iş modeline kavuşturabilmek için radikal adımlar atmıştı. Viner, “zafer mesajında,” The Guardian’ın kendine özgü gelir ve sahiplik modeline dikkat çekerek, “Böylece elde ettiğimiz kârı ve okurlarımızdan gelen tüm maddi katkıları yeniden gazeteciliğe yatırabiliyoruz” dedi.

John Edward Taylor’ın 1821 yılında “The Manchester Guardian” ismiyle kurduğu sol-liberal eğilimli gazete, 1872’den itibaren genel yayın yönetmenliğini 57 yıl boyunca sürdüren CP Scott’un döneminde ulusal ve uluslararası itibar kazanmıştı.

1907’de gazeteyi satın alan Scott, 1932’de hayata gözlerini yumdu. Oğlu, Scott’ın inandığı bağımsız gazetecilik değerleri doğrultusunda The Guardian’ın yaşaması için tüm mirasını vakfetti. Aile 1984’ten sonra gazete yönetiminden çekilse de, Scott Vakfı The Guardian’ın temel gelir kaynağı olmayı sürdürdü.

Ciddi bir rakip olarak The Independent’ın yükseldiği 1980’lerde ve rekabetin iyice artmasıyla Times ve Daily Telegraph sağ/muhafazakar gazetelerinin fiyat düşürdüğü 1990’larda The Guardian yoluna aynı rotada devam etti. Kendi modern çağının başladığı bu devirde gazete birçok saygın ödül kazanarak adından söz ettirdi ve 1995’te internet sitesini kurdu.

Ücretli üyelik ve bağış modeline geçiş

Ancak dijital yayıncılıkla beraber tüm dengelerin değişmesiyle The Guardian 1998’den itibaren her yıl faaliyet zararı yazmaya başladı. Özellikle 2008’de başlayan küresel kriz sonrasında bu zarar katlanarak arttı. Gazete 2016’ya kadar her yıl 20 milyon sterlinin üzerinde zarar etti ve bu yedi yılda Scott Vakfı’nın karşıladığı toplam zarar 220 milyon sterlini aştı.

Kağıt gazetede Berliner sayfa formatına geçmek gibi radikal kararlar ticari anlamda pek işe yaramadı. Ancak Alan Rusbridger’ın genel yayın yönetmenliğinin son döneminde The Guardian’ın okurlardan üyelik ücreti ve bağış kabul etmeye başlama planları bir milat oldu. Gazete o güne kadar internetteki içerikler için okurdan ücret talep etmeye ilkesel olarak karşı çıkıyordu.

Beş yıl önce küçük denemelerle başlayan üyelik modeli, 2015’te göreve gelen Genel Yayın Yönetmeni Katharine Viner ve CEO David Pemsel ile The Guardian’ın temel stratejisi haline geldi. Ayrıca Viner, tasarruf tedbirleri gibi ek yöntemlerle elde edilecek gelirin yeniden gazeteciliğe yatırılmasını sağladı. Örneğin bugün tek başına kârlı bir ürün olan ve sekiz gazeteci istihdam eden “Today in Focus” adlı The Guardian podcast’i böyle doğdu.

‘Kendine özgü sahiplik modeli’

Gazetenin 2018-2019 döneminde 800 bin sterlin faaliyet kârı açıklaması, bugün düzenli olarak maddi katkıda bulunan 650 bini aşkın okuru ile bir yılda tek seferlik bağış yapan 300 bini aşkın okur sayesinde mümkün oldu. Bugün The Guardian okurlarının üçte ikisi İngiltere dışında yaşıyor.

Bugün The Guardian’ın kağıttaki tirajı 134 bin seviyesinde olsa da, gazete, aylık 163 milyon tekil kullanıcı ve 1.3 milyar sayfa görüntüleme ile internette bir yayıncılık devi. BBC, gazetenin kâra geçmesini, “son dönem İngiliz medya tarihindeki en kayda değer geri dönüşlerden birinin sonucu” diye niteledi.

Viner ise şu zafer mesajını yayımladı: “Bugün The Guardian’ın üç yıllık stratejisinin başarıyla sonuçlandığını duyurduk. Gelir-gider dengesini sağlama hedefimizi tutturduk, hatta sürdürülebilirlik yolunda küçük bir kâr da elde ettik. Reklamverenlerden elde ettiğimiz gelir ile siz okurlarımızdan gelen cömert desteğin toplamından oluşan paranın, dünyanın dört bir yanında milyonlara bilgi ve ilham veren gazeteciliğimizin üretim masraflarını karşıladığı anlamına geliyor bu. Kendimize özgü sahiplik modelimiz ise bizden maddi geri dönüşler talep eden milyarder bir sahip veya bir grup hissedar tarafından kontrol edilmediğimiz anlamına geliyor. Böylece elde ettiğimiz kârı ve okurlarımızdan gelen tüm maddi katkıları yeniden gazeteciliğe yatırabiliyoruz.”


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – THE GUARDIAN VS. NEW YORK TIMES: ABONELİK Mİ BAĞIŞ MI?

Journo

Journo

Yeni nesil gazetecilik sitesi