Yeni Medya

6 adımda haberleri bilim insanı gibi okuma rehberi

Emma Frans
Bir yandan yerel seçim haberleri yağıyor, bir yandan “aşı otizme yol açıyor” gibi iddialar paylaşılıyor. Hangi bilginin doğru, hangisinin yanlış olduğunu anlamakta zorlanıyor musunuz? Oxford Üniversitesi araştırmacısı Emma Frans, haberleri bir bilim insanı gibi okumanın 6 yolunu açıklıyor. Bu rehber aynı zamanda bir “medya okuryazarlığı” reçetesi.

1. Her zaman şüpheci olun

Bilim, ortak kabullere meydan okunması sayesinde ilerler. Siz de aynı şeyi yapabilirsiniz. Sosyal medyada yeni bir bilgiye rastladığınızda “Bu doğru da olabilir, yanlış da olabilir” diye düşünün. Bu tür bir şüphecilik sağlıklıdır. Her şeyi yanlış kabul ettiğiniz anlamına gelmez. Bir şeyin yanlış da olabileceğini hatırlamanızı sağlar. Elbette doğru da olabilir veya belki ikisinin arasında bir yerdedir. Medya okuryazarlığı şüphecilikle başlar.

2. Hale etkisine kanmayın

Hale (halo) etkisi, bir kişiye karşı hissettiklerimizin o kişinin yaptıklarıyla ilgili düşüncelerimizi şekillendirmesine neden olan bilişsel bir sapmadır. Hoşlanmadığımız bir kişinin görüşlerine katılmama ihtimalimiz daha yüksektir. Bu bilim dünyasında da bir sorun olduğundan artık bilimsel araştırmalar, onları değerlendiren hakem heyetlerinin önüne, yazarlarının ismi gizlenmiş halde geliyor. Böylece hakemlerin ilk kanaati tamamen araştırmayı esas alıyor, yazarıyla ilgili önyargılardan etkilenmiyor. Kendi haber akışınızda da bu yöntemi kullanabilirsiniz. Her şeyden önce şu soruyu sormanız yeterli: “Bu iddia bir başkasından (örneğin sevdiğiniz birinden) gelmiş olsaydı ne düşünürdüm?”

3. İddia sahibinin kim olduğuna bakın

Bir sonraki aşamada iddia sahibinin kimliği de değerlendirilmelidir. Bilimde araştırmacılar bulgularını paylaşmadan önce muhtemel çıkar çatışmalarını beyan etmek zorundadır. Siz de yeni bir iddiayla karşılaştığınızda bir çıkar çatışması olup olmadığına bakın. Kendinize sorun: Bu kişinin, söylediklerinden bir çıkarı mı var? Gerçekleri kendi çıkarları doğrultusunda eğip bükebilecek birileriyle ilişki içinde mi? Ayrıca şunları da sorun: İddia sahibi bu konuda yorum yapması için gerekli niteliklere sahip mi? Geçmişte ne gibi açıklamaları oldu? Medya okuryazarlığında iddianın kökenine inilir.

4. Tüm delilleri inceleyin

Bir iddiayı ele alırken “Kaynağı belli mi? Güvenilir mi? Varılan sonuç, bilginin akılcı bir değerlendirmesine mi dayanıyor” diye sorulmalıdır. Bir konudaki araştırmaların tamamını değerlendirmeye almak gerekir. Örneğin 99 tane araştırma tam tersini söylerken tek bir araştırma şarap içmenin sağlığa spor salonuna gitmek kadar yararlı olduğunu savunuyorsa bu bulgu anlamlı değildir. Bu yüzden şaşırtıcı veya öfke uyandıran bir bilgiyi paylaşırken, önce kısa bir Google araması yapın. Belki daha ilginç bir şeyler öğrenebilirsiniz.

5. Sadece işine gelen bilgiyi seçenlerden sakının

İnsan zihni, kendi inandıklarına veya inanmak istediklerine uygun düşen hikâye ve olguları fark etmeye daha meyillidir. Buna “doğrulama sapması” (confirmation bias) denir. Bu yüzden bir konuyu araştırırken, sahip olduğumuz kanaate aykırı olan bilgileri göz ardı etmediğimizden emin olmalıyız. Bazı bilim insanları, kişisel görüşleri araştırma sonuçlarını etkilemesin diye farklı görüşlere sahip olan, yani bir “yankı odası” yaratmayacak kişilerle işbirliği yaparlar. Bu insanlar sürekli bilim insanının yanlışlarını kanıtlamaya, fikir ve çıkarımlarını kontrol etmeye çalışır. Kendi hayatımızda biz de alternatif bakış açılarına sahip arkadaş ve tanıdıklar bulabiliriz. Bu insanlarla iyi anlaşmamız veya onlardan gelebilecek yanlış bilgiye hoşgörü göstermemiz gerekmez. Bu tutum bilgiyle beslenirken bize daha bol çeşitli bir menü sunacağı için her hâlükârda daha sağlıklı ve dengelidir. Medya okuryazarlığı böyle bir bilgi menüsünü hedefler.

6. Nedensellik ve bağıntı aynı şey değildir

Hiperaktivite ve otizm konusunda çalışmalar yapan Frans, son on yıllarda bu iki bozukluğun hızla arttığını fark etti. Aşılar, bilgisayar oyunları ve abur cubur gıdalar bu bozuklukların muhtemel sebepleri olarak öne sürüldü. Fakat iddiaların hiçbirini destekleyecek kanıt yok. Şunu unutmamak gerekir ki iki şey aynı anda artıyorsa, bunların nedensel olarak birbirine bağlı olması şart değildir. Bağıntı ile nedensellik farklıdır. Dünyamızı düşünürken bunu akılda tutmalıyız. Mesela bir bölgede şiddet içeren suç oranı artıyor ve bu durum çetelerin faaliyetine bağlanıyorsa yahut bir siyasetçi işsizlik oranını düşürdüğü için övülüyorsa, daha geniş bir bakış açısıyla bu sonuçlara neden olabilecek tüm unsurları incelemek gerekir. Çünkü bu fenomenlerin alternatif açıklamaları da olabilir.

 

* Orijinali 22 Mart 2019’da Ted.com’da yayımlanan bu yazı, İngiltere’deki Oxford Üniversitesi ve İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nde epidemiyoloji ve psikiyatri araştırmaları yapan Emma Frans’ın Stockholm’de yaptığı TEDx konuşmasına dayanmaktadır.

Journo

Journo

Yeni nesil gazetecilik sitesi. Gelişen haber üretim teknolojileri, gazetecilerin sorunları, medya ekonomisi ve gelir modellerine ilişkin gelişmeler Journo’nun öncelikli temaları.