Kritik

Mesut Özil olayı ve örneklerle Türkiye’de ‘olmayan’ ırkçılık

“Türkiye’de ırkçılık yoktur.” “Türkiye’de yabancı düşmanlığı yoktur.” Mütemadiyen dile getirilen bu palavrayı tekrar ettiysek başlayabiliriz.

Türk kökenli Alman futbolcu Mesut Özil, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Londra’da fotoğraf çektirmesinin ardından ülkesi Almanya’da ırkçı söylemlere maruz kaldı ve Almanya Milli Takımı’nı bıraktığını açıkladı. Olay, Almanya’da olduğu gibi Türkiye’de de tartışılmaya devam ediyor. Özil için yapılan destek açıklamaları ise hep aynı varsayıma dayanıyor: Türkiye’de ırkçılık yoktur.

Ancak Türkiye’de görülmediği iddia edilen ırkçılık -özellikle futbolda- karşımıza anbean çıkmaya devam ediyor. Türkiye medyasının attığı manşetler milliyetçilik üzerinden şekillenerek ırkçılığa kadar uzanıyor.

Futbolcu Moshoeu: Türkiye’de bana yamyam diyorlardı

John Moshoeu, 1993 ile 2002 arasında Türkiye’de forma giymiş siyah futbolculardan. Gençlerbirliği, Kocaeli, Fenerbahçe ve Bursa formalarını giyen Moshoeu, futbolu bıraktıktan sonra Güney Afrika’nın prestijli dergilerinden Kick-off’a verdiği röportajda kullandığı şu ifadelerle Türkiye’deki ırkçılıktan bahsediyordu:

 “Takım arkadaşlarım Hıristiyan olduğumu anlayınca beni dışladılar. Bu yüzden zaman zaman boynumdaki haçımı saklamak zorunda kaldım. Türkiye’de renk sorunu yaşadım. Siyah olduğum için beni yamyam olarak çağırıyorlardı. “

Kevin Campbell, Türkiye’de ırkçı saldıralara maruz kalan bir diğer futbolcu. İngiltere’den 1998 yılında Trabzonspor’a transfer olan Campbell, dönemin Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz’ın kurduğu şu cümlelerin ardından Türkiye’yi terk etti:

“Taraftar zaman zaman bağırıyor bize golcü al diye. Biz de buluyoruz bir yamyam alıyoruz. Rengi bozuk alıyoruz ama atmıyor işte.”

Türkiye’de ırkçılık: Ceza yok

Türkiye’de siyah futbolculara yönelik ırkçılık bugün de devam ediyor. Fenerbahçeli futbolcu Emre Belözoğu’nun Trabzonspor’lu Didier Zokora’ya “s..tiğimin zencisi” demesi, Beşiktaş televizyonu moderatürü Burhan Akdağ’ın Galatasaraylı futbolcu Eboue için “bu futbolcuyu hafta içi National Geographic’te çok sık görürsünüz ifadelerini kullanması, sosyal medya ‘fenomeni’ Hakan Hepcan’ın Bafetimbi Gomis’i “maymuna benzetmesi ve Fenerbahçeli taraftarların Eboue ve Drogba’ya ‘muz sallaması’ bunlardan sadece birkaçı. Hepsinin ortak özelliği ise açılan ya da açılmayan davalar sonucunda ırkçılığın cezasız kalması.

‘Afedersin Ermeni diyen oldu’

Futbol arenasından çıkıp, biraz da topluma bakalım. Türkiye’de yüzyıllar boyunca ’72 milletin’ birbirleriyle kardeşlik içerisinde yaşadığı ve ayrımcılığın olmadığı dillere pelesenk olmuştur.  Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin, Kürtlerin, Romanların ve son olarak Suriyelilerin her zaman ‘kardeş’ olarak görüldüğü ve aramızı bozmak isteyenlerin ise ‘dış mihraklar’ olduğu mütemadiyen vurgulanır.

Bir taraftan toplum -belki de samimiyetle- eski Ermeni komşularını “ne güzel topik yapardı, bir daha onun gibisini yemedim” gibi nostalljik cümlelerle anarken; diğer taraftan Hrant Dink’e yapılan suikastin üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen azmettirenlerin ‘bulunamamasına’ ses çıkarmadı.

Gazeteci Kemal Göktaş’ın ‘Medyanın Hrant Dink’i hedef haline getirmesi’ çalışmasında (1) ve Yasemin İnceoğlu ile Ceren Sözeri (2) tarafından yazılan makalede medya üzerinden yapılan nefret söylemi ve ırkçılığa dikkat çekiliyor. YeniÇağ gazetesinin “Ermeniye bak” ve “Hrant Dink topla bavulunu git” başlıklı haberleri ve Ortadoğu gazetesinin “Ya sev ya terk et” manşeti bunlardan sadece birkaçı. 

Ermenileri hedef alan ırkçı söylem siyasette de kendine yer buldu. 5 Ağustos 2014 tarihinde NTV’ye konuk olan dönemin başkabanı Recep Tayyip Erdoğan konuşması sırasında Ermeni kimliğine yönelik ırkçı ifadeleriyle tepki topladı:

“Ben köken itibariyle Rizeliyim. Doğma büyüme İstanbulluyum. Bu kadar. Benim için mesela neler söylediler. Çıktı bir tanesi aynı zihniyet, Gürcüdür diyen oldu, çıktı bir tanesi afedersin çok daha çirkin şeylerle Ermeni diyen oldu.”

‘Hitleri şimdi daha iyi anlıyorum’

Antisemitizm ise ırkçılığın bir başka boyutu. Bugünkü ifadeyle Yahudi dinine, ırkına ve kültürüne yönelik düşmanlık. Antisemitzmi siyasette, toplumda ve doğal olarak stadlarda görmek mümkün. 2002’de Saadet Partisi mitinginde SP Üsküdar Gençlik Örgütü’nün taşıdığı “I understand Hitler better now (Hitleri şimdi daha iyi anlıyorum)” pankartı ırkçılığın sınırlarını zorlarken; aynı mitingde açılan “Revivo go home (Revivo defol)” pankartı o dönemde Fenerbahçe’de top koşturan İsrailli futbolcu Haim Revivo’yu hedef alıyordu. 2009 yılında ise Sivasspor’un İsrailli futbolcusu Pini Balili Galatasaray tribünlerden ırkçı tezahüratlara maruz kalıyordu…

Gazeteci ve araştırmacı Serdar Korucu, Avlameroz internet sitesinde “Afedersin Antisemit” başlığı altında Türkiye’deki Yahudilere yönelik ırkçı söylemleri ve saldırıları kayıt altına alıyor. Avlemeroz tarafından derlenen ankette 2017 yılının en dikkat çekici iki antisemit vakası; Alperen Ocakları’nın İstanbul’da bulunan Neve Şalom Sinagogu’na saldırması ve köşe yazarı Aykut Işıklar’ın Ukrayna vizesinin kaldırılması üzerine Yahudi Soykırımı’na atıfta bulunarak Twitter’da yaptığı yorum ve kullandığı fotoğraf oldu.

20 Kur’a Askerlik, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül Pogromu, sınırdışı edilen Rumlar… Rum nüfusun 100 yıldan az bir sürede 1 milyondan parmakla sayılacak kadar azalmasının sebebini, 1964’teki sürgünden birkaç ay önce medyada Rumlar’a yönelik ırkçı tavırlarda aramalı. Dönemin Tercüman gazetesinin yazarlarından Ahmet Kabaklı (20 Ocak 1964), Kıbrıs olaylarının faturasını İstanbul Rumlar’ına şu sözlerle çıkarıyor: (3)

“Tepeden tırnağa ırkçı, aşiretçi, şoven bir soysuzdur Rumlar. Su uyur onlar uyumaz. Karşılarında bir saniye bile milli şuurdan yoksun olmaya gelmez. Kandırırlar, kaçırırlar, aldatırlar. Denk gelince öldürürler…”

Gayriresmi rakamlara göre bugün İstanbul’da 600 rum aile yaşıyor. Buna rağmen medyada Rum düşmanlığı inanç üzerinden devam ediyor. YeniÇağ gazetesinin Ortodoks patriği Bartholomeos’u hedef alan “Bartho çıldırdı” ve Habertürk gazetesinin Rumları barbarlıkla suçlayan “Barbar Rum saldırdı” nefret suçuna örnek diğer başlıklardan.

‘Sen milli ben neden terörist?’

Kürtler de ırkçı ve ayrımcı söylemlerden payını alan bir diğer topluluk. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Özil için “tavrı yerli ve milli” ifadelerini kullanırken, daha önce Türkiye’de ırkçı saldırı ve ayrımcılığa maruz kalan futbolcu Deniz Naki perşembe günü yaptığı açıklamada şu soruyu sordu: Seni yerli ve milli görenler, beni neden terörist gördüler? (Naki, 26 Ağustos 2017 tarihinde oynanan  Mersin İdmanyurdu-Amed Sportif Faaliyetler maçının ilk yarısında sahaya giren bir taraftar tarafından yumruklu saldırıya uğramıştı.)

Gelelim banal milliyetçiliğe: Tarihler 2011’i gösterirken, Türkiye Van depremi ile sallanmıştı. Depremin bilançosu ağırdı: 644 ölü, 2 bin 608 yaralı. Televizyon programcısı Müge Anlı’nın televizyondan yaptığı yorum; depremin bile nefret duygusunun önüne geçemeyeceğinin adeta bir kanıtıydı:

“Çocuğa taş verip attırıyorlar, dağda kuş gibi askerimizi vurduruyorlar. Sonra bir şey olduğunda gel Mehmetçik, gel polis diye yardım istiyorlar. Herkes haddini bilecek”

Milat gazetesinin 25 Ağustos 2014’teki “Akıllı olun” manşeti düşmanlığı körüklüyordu.

2011’de Suriye iç savaşında evlerini kaybeden Suriyeliler, Türkiye dâhil dünyanın dört bir yanına dağılmak zorunda kaldı. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü açıkladığı rakamlara göre, 2018 Haziran itibariyle Türkiye’de 3,5 milyonun üzerinde Suriyeli sığınmacı bulunmakta.

Bu süreçte medyada çıkan yalan haberler Suriyelileri hedef haline getirdi ve birçok yerde Suriyelilere yönelik ayrımcılık ve ırkçı saldırılar linç boyutuna ulaştı. Milliyet gazetesinin sadece 4 Temmuz-25 Ağustos 2014 tarihleri arasındaki Doğan Haber Ajansı mahreçli haberlerden yaptığı derlemeye göre; Adana, Şanlıurfa, Gaziantep, İzmir ve İstanbul’da Suriyeliler 10 kere saldııraya uğradı. 2017’de Antalya’nın Elmalı ilçesinde  600 kişilik grubun ‘Suriyeli avı’na çıkması ve 2018 Haziran ayında İzmir Bornova’da üç gün boyunca Suriyelilere yönelik saldırılar yabancı düşmanlığının geldiği noktayı gösteriyor.

Sözcü gazetesinin 8 Temmuz 2016’daki “Bunları mı Türk vatandaşı yapacağız?” manşeti.

Suriyelilere yönelik bu ırkçı ve ayrımcı tavır, Araplara yönelik tutum ile de ilgili. Sözcü gazetesinin 18 Eylül 2011 tarihinde attığı başlık bunun en keskin örneklerinden. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Libya ziyareti sırasında, bir Libyalı tarafından öpülmesini ırkçı bir ifadeyle eleştiren Sözcü, “Tertemiz Alnını Arap’a Öptürdü” başlığını kullandı.

‘Çingeneye beylik vermişler…’

Osmanlı İmparatorluğunda ‘72,5 milletin’ yaşadığı söylenir. Buçukluk payesi ise Romanlara verilir. Bu paye Romanlara yönelik davranışların hangi boyutlarda olduğunu net bir şekilde ortaya koysa da, son zamanlarda aynı cümle üzerinden yaşanan iki örnek durumun vahametini ortaya koymaya yetiyor.  Beşiktaş Basın Sözcüsü Metin Albayrak’ın ve Aydınlık gazetesi yazarı Mehmet Akkaya’nın, “Çingeneye beylik vermişler önce babasını kesmiş” ifadeleri geriye söylenecek pek söz bırakmıyor.  

‘Görünmezdim aranızda’

2007’de gözaltında vurularak öldürülen ve geçtiğimiz aylarda davasında takipsizlik kararı çıkan Nijeryalı göçmen Festus Okey için Bandista’nın yaptığı ‘Hiç Kimsenin Şarkısı’, ‘Irkçı ve/veya yabancı düşmanı değilim ama…” diyenlere ve hepimize gelsin.

“Çoğu çok görürdü gece ararken ışığı
Adım gündüz feneri, görünmezdim aranızda
Kimi çok gülerdi, fazla kızardı nefret dolu
Eşit ilişki kurulmazdı diyorum çünkü çok yoruldum
Kimine toprak kutsaldı, kimine kader mübahtı
Oysa ki bana göre kader olan coğrafyaydı
Vardığım yer sadece yoksunluktu
Aşağılandığım dostum bir yoksuldu
Beyaz zencileri gördüm sizde
Yabancı ve mülteci
Bakmak görmek
Bakana her yer avrupa, görene ise her yer, her yer ama afrika”


Kaynakça

  1. Nefret Suçları ve Nefret Söylemi, Medyanın Hrant Dink’i Hedef Haline Getirmesi, Kemal Göktaş, Hrant Dink Vakfı, 2010
  2. Nefret söylemi ve/veya nefret suçları, Nefret Suçlarında Medyanın Sorumluluğu: “Ya sev ya terk et ya da…”, Yasemin İnceoğlu & Ceren Sözeri, Ayrıntı Yayınları,2012
  3. İstanbul’un son sürgünleri, Hülya Demir&Rıdvan Akar, İletişim Yayınları, 1994
  4. Ayrımcı Dil Karşı Habercilik Kılavuzu, P24 Medya Kitaplığı, 2015
Umur Yedikardeş

Umur Yedikardeş

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde okudu. Agos ve Cumhuriyet gazetelerinde azınlıklar üzerine çalıştı. Rum Olmak Rum Kalmak derleme kitabına, 'Apoyevmatini Nasıl Kurtulur' makalesiyle katkı sağladı. Bağımsız olarak gazeteciliğe ve azınlıklar hakkında yaptığı araştırmalara devam etmekte.