Film Haber

Özpetek’in renksiz ve âhenksiz kırmızısı

Ferzan Özpetek’in ‘ilk Türk filmim’ dediği, yıldız oyuncu kadrosuyla aylar öncesinden merak uyandıran ve beklentileri yükselten İstanbul Kırmızısı, eleştiri bombardımanı altında. Şimşekleri üzerine çeken filmin neden beğenilmediğini sinema eleştirmenlerine sorduk.

Birçok yönetmen, Fellini’nin dediği gibi hep aynı filmi çeker. Temaları, karakterleri, estetikleri devamlılık arz eder. Ferzan Özpetek’in de filmlerinde sürdürdüğü bir tarzı var; özellikle de tematik açıdan. Karmaşık ilişkiler, geçmişte kalmış ama ortaya çıkmayı bekleyen sırlar, karakterlerin kendileriyle ve/veya tarihleriyle sarsıcı yüzleşmeleri… Aşağı yukarı benzer çizgide ilerleyen ve Özpetek’in 11. filmi olan İstanbul Kırmızısı ise yönetmenin tüm filmografisinde aldığı eleştirileri neredeyse tek kalemde bünyesinde topladı, hatta en vasat filmi olarak nitelendirildi. Peki neden?

Didaktik, ruhsuz ve karmaşık senaryo

Film bittikten sonra seyircinin, ‘ne olduğunu biri bana anlatsın’ tepkisine neden olan, Özpetek’in kendi romanından uyarladığı senaryo, sinema eleştirmenleri tarafından hayli didaktik, ‘bu sözün burada ne işi var’ dedirten zorlama aforizmalarla dolu, ruhsuz ve karmaşık bulunuyor. Kerem Akça’ya göre, ‘Senaryo, basit ve boyutsuz bir edebi eser gibi planlanmış. Yönetmenin kendi romanına çok güvenmesi ve ona yeni karakterler eklemesi bütünlüğü bozmuş. Romanı uyarlamak, gülünç duran kitâbî diyalogların öne çıkmasına yol açmış. “Kaybolan erkek’in etrafına örülen gizem ise Otto Preminger, Michelangelo Antonioni gibi yönetmenleri mezarlarında ters döndürecek kadar özensiz sunulmuş.” Selin Gürel ise bu durumu ‘Sanki biri Özpetek sinemasını taklit etmeye çalışmış, ama başaramamış gibi’ diyerek özetliyor ve ekliyor: “Özpetek’in sorunu kendi romanını uyarlayamamaktan ziyade, anlatmaya yeltendiği aşkı, dostluğu, aileyi, çocukluğu iki boyutlu, sahte bir gösterişin kurbanı etmek. Ortada sıkça sözü edilen bir ‘acı’ var, ama o acının perdeden seyirciye geçebildiği anlar sayılı.

‘Sosyal mesaj’ kaygısı

Özpetek’in ilk romanı olan İstanbul Kırmızısı, İtalya’da 2013 sonlarında yayımlanmıştı. Romanını yazarken 2013’teki Gezi olaylarından etkilendiğini saklamayan Özpetek, filme ise doğrudan Gezi’yi değil ama Kürt sorununu, Cumartesi Anneleri’ni eklemiş ancak bunlar hikâyede yama gibi duruyor. Banu Bozdemir bu durumu şöyle açıklıyor: “Özpetek, ülkenin politik eğimine karşılık yapabildiği en iyi şey olan sinemayla bir duruş sergilemek istemiş ama filmin bütünü içine girememiş o duygular. Daha cesur davranıp bu düşüncelerini kapsayan daha sosyal film çekebilirdi. Araya parça atar gibi politik imgeler atmak sakil durmuş.” Çağnur Öztürk’e göre, “Üst sınıf buhranını anlatırken kafası epey karışmış bu senaryo, yola çıktığı cümlesi tam belli olmayan ve boğazın mavi sularında rotasız ilerleyen bir gemi gibi.”

Adı gibi bir İstanbul filmi değil

Özpetek, röportajlarında Kapalıçarşı, Sultanahmet Camii gibi İstanbul’da çekilmiş her filmde karşımıza çıkan klişe imgelerden uzak durup, şehre farklı bir bakış getirdiğini söylüyor. Selin Gürel ise Özpetek’in aksine İstanbul Kırmızısı’nın bir İstanbul filmi olamadığına dikkat çekiyor: “Çünkü bir turistin gözünden çekilmiş. Üstelik bununla yetinmiyor, ‘İstanbul’un görünmeyen yüzü’nü de kendince yansıtmaya soyunuyor ki en vahimi de bu. Sokağın ahvâli, Doğu’nun ahvâli derken, bir de bakıyoruz filmin prensesi Esenler Otogarı’nda ağır çekimde salınıyor. Bu dünyalara karakterlerin gözünden bakmak başka, her birini iç içe geçirmek ve yeni bir bütün oluşturmak başka. Filmin tepeden bakan iğreti seçkinliği, uzak uçları birleştirmeyi aklından bile geçirmemeliydi.” Banu Bozdemir de “İstanbul’a özenli mekanlardan özensiz bir bakış olmuş İstanbul Kırmızısı. Kırmızı devrimci, sıcak bir renktir. İstanbul’un dönüşümü ise hiç öyle değil, aksine betona kesiyor, soğuyor” yorumunu yapıyor

Zerrin Tekindor ve Halit Ergenç iyi de diğerleri…

Filme yönelik eleştirilerin bir ayağını da oyuncuların vasat performansları oluşturuyor. Daha önce Serra Yılmaz ve Cem Yılmaz’la da çalışmış ve iyi sonuçlar almış Özpetek’in, tamamen yerli ve yıldız isimlerden oluşan ve yine Serra Yılmaz’ın rol aldığı İstanbul Kırmızısı’nda yapamadığı neydi? Özpetek, oyuncularından maksimum verim alabilecekken, Kerem Akça’nın deyimiyle ‘oyunculara o kadar zayıf bir metin vermiş ki, herkes 30 dakikalığına filme girip çıktı’ izlenimiyle karşı karşıya bırakıyor seyirciyi. Genel kanaat, filmdeki en iyi performansın Zerrin Tekindor ve Halit Ergenç’ten geldiği yönünde. Mehmet Günsür ve Tuba Büyüküstün ise beklentiyi karşılayamayan isimler olarak öne çıkıyor. Kusur, oyunculardan ziyade yönetmene ve senaryoya bağlanıyor. Özpetek’in, Halit Ergenç’in rolünü daha önce Colin Firth’e teklif ettiği düşünülürse, bu senaryo yabancı oyuncularla da çekilseydi, performansların vasatlığında bir şey değişmeyeceği net.

Selin Gürel’e göre, asıl sorun oyuncular değil, oyunculara köstek olan senaryo ve hikâye: “Öne çıkmayı başaran tek kişi kısacık iki sahnesiyle Zerrin Tekindor. Çünkü diyalogları diğerlerinin aksine iyi yazılmıştı, ayrıca Tekindor da karakteriyle kan bağı kurmanın bir yolunu bulmuş gibi.” Çağnur Öztürk’e göreyse iş, yönetmende bitiyor: “Oyunculukları, Özpetek’in rejisinden bağımsız çözümlemeye kalkmak yanlış olur. Sinema yönetmen sanatıdır. Doğru oyuncunun seçilip seçilmemesi, oyuncunun seçildiği karakteri oynayamayıp ruhu veremeyişi, yönetmen sorumluluğundadır. Oyuncuyu, ‘tv dizisinde ne kadar iyi oynuyor da filmde oynayamamış’ üzerinden eleştirmek hata. Halit Ergenç bu ülkede az bulunur bir yetenek ama siz oyuncunun kendini gerçekleştirmesi için önce ona iyi bir senaryo ve yönetim vermelisiniz; ona o alanı açmalısınız.”


İstanbul Kırmızısı – Fragman ve Künye

Yönetmen: Ferzan Özpetek
Oyuncular : Tuba Büyüküstün , Halit Ergenç , Mehmet Günsür , Nejat İşler , Zerrin Tekindor
Senaryo : Ferzan Özpetek , Gianni Romoli
Tür: Dram, Romantik
Süre: 120 Dak.
Yapım: 2017 / Türkiye-İtalya
Yapımcı: Tilde Corsi

Müjde Işıl

Müjde Işıl

İstanbul Üniversitesi Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun. TV’de çeşitli kültür-sanat programlarında metin yazarı olarak çalıştı. Porttakal.com’un sinema sayfasını hazırladı. 9 yıl çalıştığı Sinema dergisinde film eleştirileri yazdı, yönetmen ve oyuncu röportajları yaptı, araştırma dosyaları hazırladı. Dergi kapatıldıktan sonra sinema yazarlığına Milliyet Sanat, Radikal ve ArkaPencere.com’da devam etti. Halen Bianet ve kultursanat.com.tr'de yazılarına devam ediyor.