Haber

Leach: Devlet yükümlülüklerine uymazsa tehdit tırmanışa geçer

Son kitabını Tahir Elçi'ye ithaf eden Londra Middlesex Üniversitesi Hukuk Profesörü Philip Leach ile tehdit vakaları karşısında devlet yetkililerinin sahip olduğu yükümlülükleri konuştuk.

Philip Leach, Londra Middlesex Üniversitesi’nde insan hakları hukuku profesörü, İngiltere ve Galler Hukuk Cemiyeti 2015 İnsan Hakları Savunucusu ödülünün sahibi. Oxford Yayınları’ndan çıkan Taking a Case To The European Court of Human Rights (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Başvuru) adlı son kitabını ise Tahir Elçi’ye ithaf eden bir hukukçu. Leach için ithafın nedeni ise Elçi’nin ölümünün büyük bir trajedi olması ve onun insan hakları mücadelesine yaptığı devasa katkıyı onurlandırmak. Leach, ithaf nedenine Elçi’yle tanıştığı zamanı ve onu en son gördüğü anı da ekliyor:

“Tahir Elçi’yi en son öldürülmeden kısa bir süre önce Türkiye’de gördüm. Açık Toplum Adaleti Girişimi’nin işkence davaları üzerine hazırladığı rapor ile ilgili bir toplantı için İstanbul’da toplantıdaydık. Elçi’yle yüz yüze ilk kez geldiğim zaman ise, AİHM’in Türkiye aleyhine açtığı davaları takip ettiğim dönemdi, 2000’lerin başıydı.”

Leach ile, kitabını Elçi’ye ithaf etmesi vesilesiyle, dünyadan ve Türkiye’den ölüm tehdidi vakalarını ve bu tehditler karşısında devlet yetkililerinin sahip olduğu yükümlülükleri konuşuyoruz. Leach, öncelikle devlet yetkililerinin herhangi bir tehdit durumda ‘önleme görevi’ ve ‘soruşturma görevi’ olarak iki ana yükümlülüğünün olduğunun altını çiziyor ve ekliyor:

“Devletlerin hem ölümcül olayların oluşmasını önlemek hem de etkili bir soruşturma yürütmek gibi yükümlülüğü vardır. Buna bağlı olarak, 3. maddenin getirdiği eşdeğer yükümlülük ise, ‘daha az’ tehdittir. İnsan hakları hukuku uyarınca, devlet makamlarının ölüm tehdidi gibi ciddi bir tehdidin karşısında gereken tepkiyi verme sorumluluğunu çok açıktır. Devlet, yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece, tehdit daha da tırmanışa geçecektir.”

‘Fail kapsamlı soruşturmaya alınmalı’

Leach’in bu sözlerinin üzerine, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nu ölümle tehdit ettiği belirtilen kişinin gözaltına alındığı gün serbest bırakıldığını söylüyorum. Leach, “Bu üzerinde durulması gereken ciddi bir insan hakları tartışmasıdır,” diyerek şöyle devam ediyor:

“Devlet yetkilileri burada şüpheliyi kesinlikle kapsamlı bir soruşturmaya ve ardından yasal takibe almalıdır. Ayrıca soruşturmanın başarısızlığı da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. maddesini ihlâl edebilir. Gerçekten bir ihlâlin olup olmadığı da yetkililerin mâkul açıklamalarına bağlıdır.”

‘Devlet Dink’e yönelik tehditleri biliyordu’

Tanrıkulu’nun aldığı ölüm tehdidi üzerine, Leach konuşmasını Hrant Dink ve Tahir Elçi’nin ölümüne bağlıyor:

“Türk-Ermeni ilişkileri hakkında kapsamlı yazılar yazan Dink, 2007 yılında öldürümeden önce, aşırı milliyetçiler tarafından ölüm tehditleri almıştı. Devlet bu tehditleri biliyordu. Dink davasını karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’yi Dink’in yaşam hakkını koruyamadığı ve öldürülmesiyle ilgili etkili bir soruşturma yürütmediği gerekçesiyle mahkûm etti. Elçi’nin öldürülmesiyle ilgili soruşturmanın başarısızlığı da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 2. Maddenin ihlâli anlamına gelebilir. Bu sorular önemli: Soruşturma yeterince bağımsız mıydı? Yetkililer tüm görevlerini yerine getirdi mi? Yeterince hızlı davrandılar mı? Elçi’nin ailesi yeterince bilgilendirildi mi?”

‘Davayı AİHM’e taşımak da tehdit oldu’

Leach’e, Türkiye dışından bir tehdit vakası anlatmasını istiyorum. Leach, Savaş karşıtı Çeçen protestocu Zuza Bitiyeva vakasından bahsediyor:

“Üzücü ki, farklı çeşitlerdeki ‘tehditler’, yıllar boyunca yürüttüğümüz insan hakları davalarının olağan bir bileşeni halindeydi. Hem Kürt davalarındaki davacılar sonraki süreçte de Çeçen davalarındakiler güvenlik güçlerinin farklı kollarınca tehditlere maruz kalmaktaydılar. Bazı durumlarda bu tehditler net bir şekilde davanın AİHM’e götürülmesiyle bağlantılıydı. Bazen tanıklar ve aile üyeleri de tehdit edilmekteydiler. AİHM davaları açısından bu başlı başına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin devlet otoritelerinin Avrupa Mahkemesine başvurma hakkınını engellemesini yasaklayan 34. maddesinin ihlâlidir. En kötü vakalarda insanlar öldürüldüler. Savaş karşıtı protestocu Zura Bitiyeva gibi. Bitiyeva 2003 yılında ailesinden üç kişiyle birlikte evinde öldürülmüştü, Avrupa Mahkemesi bunu devlet temsilcilerinin yargısız infaz suçu olarak gördü.”

‘OHÂL sonrası Türkiye dosyaları arttı’

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini en çok ihlâl eden ülkenin hangisi olduğu sorulduğunda Leach, “karışık” diyerek yanıt veriyor:

“Avrupa Mahkemesi tarafından verilen olumsuz yargı sayıları açısından, Rusya ve Ukrayna gibi ülkeler, ulusal mahkeme kararlarının uygulanmaması gibi büyük ölçekli sistem ihlâllerinden ötürü çok yüksek özellik taşıyor; ancak İtalya gibi ülkelerde de mahkeme süreçlerinin uzunluğu nedeniyle çok sayıda ihlâl yaşanmış durumda. İngiltere, Kuzey İrlanda’daki ihlâller nedeniyle ve Mahkeme’nin mahkûm oy hakları hakkındaki kararını reddetmesi nedeniyle sorun yaşamaya devam ediyor. AİHM’e son 2-3 yılda OHÂL sonrası Türkiye’den gelen birçok dava var. Bu, önümüzdeki birkaç yıl içinde bu devletlere karşı yüksek yargı kararı verileceği anlamına gelir.”

Leach, son yıllarda  eski Sovyet bölgesindeki (Rusya, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan sivil toplum örgütlerine danışmanlık yapan ve davaları yürüten bir birim olan Avrupa İnsan Hakları Savunuculuk Merkezi (EHRAC) tarafından yapılan çalışmaların da çoğunun sivil toplum için devam eden ciddi tehditlere odaklandığının da altını çiziyor.

Etiketler
Zeynep Yüncüler

Zeynep Yüncüler

Lisans eğitimini İzmir Ekonomi Üniversitesi Medya ve İletişim bölümünde tamamlandı. Gazeteciliğe 2013 yılında Milliyet gazetesi haber istihbarat bölümünde başladı. Ardından Artı 1 TV ve BirGün gazetesinde çalıştı. Gündem ve politika alanında altı belgesel hazırladı. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) 2016 yılı Başarı Ödülleri'nde röportaj dalında ödüle layık görüldü.