Gelecek Söyleşi

‘İşinizi robot gibi yapıyorsanız robotlar sizi işsiz bırakabilir’

Çocukluğunu 80’lerde ve 90’larda yaşayanlar için -hele bir de robotları andıran, türlü elektronik işlevleri olan oyuncaklara eriştilerse- hayat çok güzeldi. Her ne kadar, bugün drone’lar ve benzeri araçlar çocuklar için dahi fazlasıyla erişilebilir olsa da, 90’larda meşhur olan Furby’lerden ve uzaktan kumandalı arabalardan bugüne çok şey değişti. Robotlar artık çalışma hayatının, sosyal hayatın ve hatta orduların üyeleri konumunda.

Tuhaf Gelecek isimli blog’u ve Journo.com.tr’deki içerikleriyle tanıdığımız Ahmet Alphan Sabancı ile bazılarımıza çocukluk hayallerimizden tanıdık gelen ve özellikle teknolojik anlamda ileri ülkelerde sosyal hayatta gittikçe daha çok karşılaşılan robotlar ve onlarla kurduğumuz ilişki üzerine konuştuk.

Emek süreçlerinin otomasyonu çok uzun süredir tartışılıyor. Ancak son yıllarda kognitif (bilişsel) emek süreçlerinin de kısa vadede robotlarca ele geçirilebileceğine dair bir kanı oluşmuş durumda. Bu da belirli meslek çevrelerinde panik yaratıyor. Öncelikle bu panik yerinde mi? Örneğin öğretmenlerin, akademisyenlerin, gazetecilerin ve benzeri grupların panik olmasını gerektirecek bir durum var mı?

Emek süreçlerinin otomasyonu artık kaçınılmaz olarak görmeye başladığımız bir süreç. Kompleks fiziksel işlemleri insanlardan çok daha hızlı ve verimli bir şekilde yapabildikleri için, bunların robotlara devredilmesi artık en mantıklı yatırım olarak kabul ediliyor. Ancak kognitif emek için bunu şu anda kesin bir şekilde söylemek mümkün değil. Her ne kadar robotların ve yapay zekanın temel seviyedeki kognitif sorunları çözebilme ve bu işleri yapabilme yeteneğine sahip olmaya başladığını görsek de, kısa ve orta vadede bu seviyenin üzerine çıkabileceklerine pek ihtimâl verilmiyor.
Eğitim örneği üzerinden gidecek olursak; eğer öğretmenliğe yalnızca verilen müfredattaki bilgileri olduğu gibi sınıftaki öğrencilere aktarma gözüyle bakarsak, bunu bir robota da yaptırabiliriz tabi ki. Ama eğitim bulunduğu koşula, öğrencilere ve anlık değişimlere uyum sağlamayı ve buna göre farklı yöntemleri hızlı bir şekilde uygulamaya koymayı gerektiren bir süreç. Bir anlamda kognitif emeğin basit seviyelerinin üstüne çıktığımızda duygusal bir emek de dâhil oluyor. Bu da mevcut koşullarda robotlardan bekleyebileceğimiz bir şey değil. Benzer bir durum gazetecilik için de geçerli. Her ne kadar yapay zeka veriler arasında ilişki kurma konusunda başarılı olsa da, söz konusu bağlamı okuma ya da verinin geldiği kaynağı sorgulama gibi bir gazetecinin olmazsa olmazı olan işlere geldiğinde, yapay zeka yetersiz kalıyor. Bu yüzden mevcut durumda kognitif emekçilerin paniklemek yerine, kendilerini özel kılan noktalarına odaklanıp bunları nasıl daha verimli hale getirebileceklerini düşünmeleri gerekiyor.
Eğer bu meslekleri ‘bir robot gibi’ yapıyorlarsa, robotların işlerini ellerinden alacağını düşünebilirler. Ama bunun ötesine geçtiğimizde, robotlar ve yapay zeka, çalışanların daha verimli işler ortaya koyabilmesini ve bu meslekleri yeni boyutlara taşımalarını sağlayabilecek birer araç olacak gibi görünüyor.

Ahmet A. Sabancı

Gazeteciler ya da kognitif emek grupları mesleklerini ‘robot gibi yaparlarsa’ sorun çıkabileceğini söylüyorsun? Bir mesleği ‘robot gibi yapmaktan’ tam olarak kastın nedir?

Gazetecilik denildiğinde genellikle akla gelen iki farklı şey oluyor. Bunlardan ilki, herhangi bir olayla ilgili önüne gelen veriyi herhangi bir şekilde incelemeden ya da bir sorgulama, araştırma sürecine tabi tutmadan sadece bir haber metni haline getirmek ve yayınlamak. Gelen basın bültenlerini yayınlamak, herhangi bir olayı yalnızca resmi kaynak açıklamaları ile haberleştirmek ya da spor müsabakaları üzerine yazılan haberler gibi. Bunları yapmak minimum kognitif emek ister ve açıkcası robotlara devrettiğimizde de çok bir şey kaybetmeyiz. Bu yüzden de bu tür gazetecilik yapmaya ‘robot gibi yapmak’ diyorum.
Ancak gerçek anlamda bir gazetecilik, en azından benim kişisel tanımıma göre, ikinci türe girmelidir, yani bundan daha fazlası olmalıdır. Gazetecinin soru sorması, önüne gelen verileri sorgulaması, aralarındaki ilişkiyi incelemesi ve ilk bakışta görülemeyecek ilişkileri kurması ve araştırma yapması gerekir. ‘Robot gibi gazetecilik’ yapmamak için yaptığı her işe mümkün olduğunca bunları dâhil edebilmesi ve böylece yaptığı gazeteciliğe bir değer katabilmesi gerekiyor. Diğer türlü, yukarıda da söylediğim gibi, herhangi basit bir yapay zeka algoritması bunların altından kolayca kalkabilir ki bunun örneklerini özellikle spor gazeteciliği gibi alanlarda görmeye başladık bile.

Robotların işlevlerine göre adlandırılması bile bir tartışma konusu. Mutfak robotundan seks robotuna, insanların ürettikleri ve işlevine göre adlandırdıkları robotlar ile bir tür kölelik ilişkisi kurduğunu söyleyen; hatta insanların faşist ya da cinsiyetçi eğilimlerini robotlar üzerinde tecrübe ettiklerini iddia edenler oluyor. Bu iddia ne kadar doğru?

Robotlar ve yapay zeka ile kurduğumuz ilişki şu anda emekleme aşamasında. Daha önce hayatımızda bunlara benzer hiçbir şey yoktu ve şu anda insanlar onları tam olarak nereye koyacağını bilemiyor. Bu yüzden de toplumsal hayatımız içerisindeki önyargıları, kalıpları ve diğer sorunlu ilişkileri onlara yansıtıyoruz. Bunun en açık örneklerinden birisi, Suudi Arabistan’da vatandaşlık alan robot Sophia’nın Türkiye ziyaretinde gördük. Neredeyse yanına yaklaşan tüm erkekler tamamen cinsellik temelinde bir ilişki kurma çabasına girdiler, her ne kadar ‘mizah’ yaptıkları izlenimi yaratmaya çalışsalar da. Bu da aslında bizim mevcut toplumsal ilişkilerimizin sorunlu yanlarını da ortaya koyuyor. İnsan benzeri bir zeka belirtisi gösteren ve o bağlam içerisine koyabildiğimiz her şeyle aynı sorunlu ilişkileri kurmaya çalışıyoruz.
Kölelik konusu ise aslında bizim yapay zeka tanımımızın kendisinden gelen bir durum. Genelgeçer yapay zeka tanımımızı basitçe özetlediğimizde karşımıza çıkan şey, insan zekasına sahip olan ve bu sayede emir alan ama bizim gibi fiziksel ve duygusal bir şey hissetmediğini zannettiğimiz bir tür. Ve aslında bu geçmişte kölelere bakışımıza ciddi anlamda benziyor. Böyle bir tanım içerisinde de onlara bu şekilde yaklaşmamız doğal. Özetle, bu sorun aslında insanlığın toplumsal ilişkilerindeki sorunların birer yansıması ve bunu çözmenin yolu da kendimize bakıp önce bu sorunları kendi içimizde çözmekten geçiyor.
Ama biraz dikkatli bir okuma, özellikle robotlar üzerine yapılan kurgular ve teorilerdeki “robotların bize düşman olması” korkusunun temelinde de bunun yattığını gösteriyor. Çünkü kölelerin bir noktada isyan etmesi, köle sahiplerinin en büyük korkusudur. Ve bizim robotlar ve yapay zeka ile tek amacımız insanlığa köle bir tür yaratmaksa, bu korku daima varolacak. Bunun üstesinden gelmenin yolu da Amerikalı filozof Damien Williams’ın önerisinden geçiyor. Yapay zeka ve robotlara bir köle olarak bakmak yerine, ileride birlikte yaşayacağımız ‘insanlığın yavruları’ olarak bakar ve bu şekilde bir ilişki geliştirirsek korkacak bir şey de olmaz.

Kaliforniya merkezli RealBotix şirketi tarafından üretilen ilk erkek seks robotu Henry.

Robotların askeri teknolojiler bağlamındaki kullanımı ise genelde göz ardı ediliyor ya da normalleştiriliyor. Devletler uçan, koşan, sıçrayan asker robotlarla savaşmaya hazırlanıyorlar ya da bazı aşamalarda bu teknolojileri kullanıyorlar. Malum distopyanın gerçekleşme ihtimali var mı? Yarattığı silah insan türünü yenilgiye uğratabilir mi sahiden?

Yarattığımız silahların bizi yenip yenemeyeceği aslında birkaç temel ön aşamanın gerçekleşip gerçekleşmemesine bağlı. Birincisi, bu silahları üretenler tam anlamıyla ne kadar otonomiye izin verecekler? Eğer aptalca davranıp bir kapama düğmesi kurmazlar ya da tamamen kendi başına karar alacak bir sistem kurmaya çalışırlarsa bu aşamalardan birisi tamam demektir. İkincisi de, gerçekten ‘güçlü yapay zeka’ mümkün olacak mı ve bunları askeri teknolojilerde kullanacak mıyız? Güçlü yapay zeka, gerçekten insansı olan ve kendisini doğal olarak otonom bir şekilde geliştirme kabiliyetine sahip yapay zekadır. Şu anda bu mümkün görünmüyor ve en azından orta vadede de ulaşılması zor bir durum. Ancak bu gerçekleşirse ve bunları askeri teknolojilerde de kullanırsak ikinci aşama da tamam. Bundan sonra geriye kalan tek şey bizim gerçekten aptalca davranıp bu zeki yeni türe birer köle gibi davranmamız. Eğer bunu da yaparsak bize düşman olmalarının önünde hiçbir engel kalmıyor.
Ancak mevcut durumda dahi askeri teknolojilerde robotik ve yapay zekanın kullanımı ciddi sorunları getirmeye başladı diyebiliriz. Örneğin drone ve benzeri teknolojilerin kullanımı ve bunların hedef tespitini yapay zeka sistemleri ile yapması aslında her türlü askeri hamlenin yabancılaşmasını beraberinde getiriyor. Her ne kadar şu anda bunları yöneten ve son karar verme düğmesine basan bir insan olsa da, sonuçta birçok aşama robotlarla gerçekleştiği için ve veri analizi yöntemleriyle hedefler seçildiği için yapılan tüm bu eylemlere yabancılaşıyoruz. Bir insanı öldürdükleri gerçeği ya da insanların tepelerinden bomba yağıp yağmayacağına bir yapay zeka sisteminin karar verdiği gerçeği göz ardı ediliyor. Bunun yakın zamandaki aşamaları olarak da doğrudan robotları bu eylemleri gerçekleştirmeleri için göndermek öngörülüyor. Bu da kaçınılmaz olarak daha fazla yabancılaşma ve acımasızlaşmayı beraberinde getirecektir. Hâlihazırda savaşa olan yabancılaşmamızın üzerine bir de insanlara olan ihtiyacın azalmasını da eklediğimizde, devletlerin ve orduların bu anlamda daha da gözü kara davranacağını, siyasilerin savaş politikalarını daha sık kullanacağını öngörmek pek de zor değil.


Ahmet Alphan Sabancı kimdir?

Yazar, araştırmacı, dijital aktivist, blogger ve çevirmen. Ağırlıklı olarak felsefe, estetik, dijital kültürler, sanat, teknoloji, tasarım, gelecek, Türkiye’de dijital ve basın özgürlüğü, insan hakları ve siyaset üzerine çalışıyor ve bilimkurgu/spekülatif kurgu yazıyor. Bugüne dek yazıları The Guardian, Global Voices, Journo ve Futuristika gibi platformlarda yayınlandı.

Sarphan Uzunoğlu

Sarphan Uzunoğlu, UiT The Arctic University of Norway Dil ve Kültür Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Doktorasını haber odalarında preker gazeteci emeği üzerine yazdığı tezle tamamlayan Uzunoğlu P24, Global Voices, Creative Disturbance gibi platformlara da katkı sağlamaktadır.

Journo E-Bülten