Spor Yorum

Sokakta yasak futbolda serbest 7 hareket

Simon Kuper’in “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” adlı kitabının ardından, bu cümle futbolseverlerin sloganına dönüştü. Bu söz, futbolun bir spordan çok daha fazla anlam taşıdığını ifade ettiği için futbol sohbetlerinin en çok alıntılananlar listesinin başında gelir.

Geldiğimiz noktadaysa bu algı futbola zarar vermeye başladı. Çünkü futbol, futbol dışında her şey artık. Beni bu yazıyı yazmaya iten bardağı taşıran son damladan başlayayım. Çarşamba akşamı oynanan Fenerbahçe – Başakşehir Türkiye Kupası yarı final ikinci maçı, önce uzatmalara sonra penaltılara gitti. Aslında Fenerbahçe maçlarında uzun zamandır görmediğimiz bir heyecan da vardı. Ama futbolun çirkin yüzünü temsil eden futbolcuların başında gelen Volkan Demirel, bu heyecana damga vurmadan edemedi. Rakibin kullanacağı her penaltı öncesinde Volkan Demirel ağır hareketlerle kalesine geçti ve biraz su içip havluyla eldivenlerini kuruttu. Çıkıp bunun bir ‘totem’ olduğunu söyleyebilir ama öyle olmadığı çok belliydi. Amaç tamamen futbolcuyu topun başında bekletip germek, bu yüzden futbolcu topun başına geçmeden o abuk ritüeline başlamıyordu. Gerçi sonrasında kullandığı muhteşem(!) penaltı ile hak ettiğini buldu ama o kaleye her geçtiğinde bir Fenerbahçeli olarak utandım.

Tabii ki bütün kötülüklerin anası Kaleci Volkan değil. Yoksa öyle mi? Geçtiğimiz günlerde bir diğer Kaleci Volkan (Babacan), arkadaşlarıyla beraber gazetecilere saldırdı. Neredeyse ceza almadan işin içinden sıyrıldılar. Cezasızlık bir nevi suça teşvik olduğu için önümüzdeki günlerde neler yapabileceklerini tahmin etmek güç. Bunlarla da bitmiyor tabii. Oturup bir futbol maçı izlediğinizde bu sporun ahlâkî değerlerden ne kadar yoksun bir hâle geldiğini ilk 45 dakikada görebilirsiniz. Normalde suç sayılabilecek birçok şey futbol sahasında oyunun bir parçası hâline gelmiş durumda.

Sahtekarlık / Dolandırıcılık: Darbe yemiş gibi kendini yere atıp penaltı kazanmak ya da rakibin kart görmesini sağlamak.

Yalancılık: Top bariz bir şekilde senden çıkmasına rağmen hemen elini kaldırıp dokunmadım işareti yapmak.

Hırsızlık: Kazandığın haksız bir avantajla rakibin emeğini çalmak.

Darp: Rakip takım oyuncusunu sakatlayacak bir hamle yapmak.

Görevi kötüye kullanma: Bir hakemin maçı âdil bir şekilde yönetmek yerine ‘idare etmeyi’ seçmesi.

Adam öldürmeye teşebbüs: Rakip futbolcunun boğazını sıkmak.

Örnekleri daha da artırmak mümkün. Burada mahalle futbolu romantizmi yapmak niyetinde değilim. Endüstriyel futbol diye başlayıp bütün suçu paraya da atacak değilim. Çünkü olay sadece para değil. Mesela tenisi ele alalım. İlk 10 içinde yer alan bir tenisçi, üst düzey bir futbolcudan daha fazla kazanıyor (süper star futbolcular hariç). Önümüzde Roland Garros Grand Slam’i var. Şampiyonluk ödülü 2,1 Milyon Euro, her tur için verilecek ödülleri de eklersek, şampiyon yaklaşık 4 Milyon Euro’yu sadece bir turnuvadan kazanmış olacak. Bu da ortalama bir futbolcunun yıllık ücretine denk. Çok büyük paralar dönmesine rağmen bir tenis maçı izlediğinizde göreceğiniz ilk şeyler centilmenlik ve rakibe saygı olur. Örneğin; bir tenisçi, topu fileye çarpıp puan aldığında rakibinden özür diler haksız bir durum olduğunu düşündüğü için. Arada birkaç istenmeyen durum yaşansa da genel olarak tenisçiler, tenisin ahlâk kurallarına uyar. Üstelik bunlar yazılı kurallar da değildir. Zaten toplumu kurtaracak olan yazılı olmayan kurallardır.

Futbol sadece futbol değil artık bunu değiştirmek mümkün değil. Ama en azından birazcık futbol kalabilmesi için bir şeyleri değiştirebiliriz. Burada bütün suçu Volkan Demirel ve Volkan Babacan’a atmıyorum. Beşiktaş’ta da bir Quaresma çirkinliği var mesela. Müthiş bir yetenek olmasına rağmen çirkinlikleri zaman zaman futbolunun güzelliğini örtüyor. Burada da örnekler artırılabilir ama isimler önemli değil. Madem futbol sadece futbol değil, o hâlde küçük yaştan itibaren futbolcu adaylarına futboldan daha fazlasını öğretmeliyiz. İyiliği, dürüstlüğü, kulüp kültürünü…

19 Mayıs bir yandan spor bayramı. Bayramımız kutlu olsun.

Etiketler
Sercan Sarıkaya

Sercan Sarıkaya

2009'da radyo programcılığıyla medyaya adım attı. Radyoda, televizyonda ve dergilerde; editör, sunucu/spiker, mizah yazarı ve senarist olarak yer aldı.