Haber

Sur’da yıkım sürüyor: Gelip bu koşullarda yaşamayı denesinler

2009 yılından bu yana kentsel dönüşüm tartışmalarına sahne olan Diyarbakır’ın merkez Sur ilçesi, son yaşanan operasyonların ardından yeniden ‘acele kamulaştırma kararı’ adı altında yıkımın eşiğinde. 23 Mayıs 2017 tarihinden bu yana Alipaşa ve Lalebey mahallelerinin etrafı yıkım için gelen belediyenin iş makinaları, çevik kuvvet, polise ait TOMA ve zırhlı araçlarla çevrili. Elektiriği ve suyu kesilen Sur halkı, ellerinde evlerinin tapusuyla kapısının önünde yıkıma karşı nöbet tutuyor. Mahalle sokaklarında en sık duyulan cümle ise, “İsrail- Filistin olduk”.

Alipaşa Mahallesi’nden, Lalebey Mahallesi’ne doğru giriş yapıldığında görülen ilk tablo; tamamen yıkılmış binaların üstünde demir toplayan hurdacılar, ellerinde tapularıyla evlerini yıkıma teslim etmek istemeyen mahalleli ve feryatları…

Reyhan Balcı

Sur’dan çıkmamız, aç kalıp ölmemiz demek

O mahalleliden biri de 21 yıldır Alipaşa’da yaşayan Reyhan Balcı. Elinde 1970 tarihli, 10 yıl önce kaybettiği eşinin üzerine olan evin tapusuyla kapısının önünden ayrılmıyor. Sur’u terk edemeyeceğini belirten Balcı şunları söylüyor: “Polisler gelmiş, ‘Bayrama kadar evinizi boşaltın’ diyor. Hakkımızı verin hak hukuk işlesin çıkalım, ama yok. Bizi öldürmek istiyorlar resmen. 40 bin vereceklermiş. Biz nereden ev alırız, nereye yerleşiriz. Ev fiyatları 400-500 arası, kiralar yüksek, ödeyemem. İşimiz yok, eşimden kalan maaşla geçiniyoruz. Kızım da okula gidiyor, ben onu nasıl okutacağım, okulu bıraksın o da mı işe başlasın? Nasıl geçineceğiz biz? Sur bizim evimiz. Her dakika bize, ‘Siz neyi bekliyorsunuz boşaltsanıza evlerinizi’ diyorlar. Hakkımızı verin çıkalım o zaman. Evleri terk edelim diye ellerinden geleni yapıyorlar, elektirik ve suyu kestiler. Ama ben evimi terk etmem. Kahvehaneden su taşıdık eve. Onları da tehdit etmişler. Şimdi kahvehane de bize su vermiyor. Tuvalet kokusundan eve giremiyoruz. Polislere, ‘Gelsin Başbakan bu koşullarda burada bir yaşamayı denesin, Sur halkı da onun evinde otursun.’ Milleti mağdur etmesinler. Biz sadece en doğal en hakkımızı yaşam hakkımızı savunuyoruz, evimizde toprağımızda yaşamak istiyoruz. Buradan gitmemiz demek, aç kalmamız ölmemiz demek. Bizler fakir insanlarız. Bu nasıl zulümdür, artık tarifi yok. Çok basit, buradaki insanların başka yere çıkmaya gücü yok.”

Sur’a gelen Suriyeli göçmen ve mültecilerin valilikten her türlü desteği aldığını belirten Balcı, “İki haftada bir Suriyeliler buradaki bir mağazadan ellerinde çeklerle çıkıyor ve mutfaklarını tıka basa gözümüzün önünde dolduruyor. Tabii onlara da yardım edilsin. Ama bize niye yardım yok? Biz TC vatandaşı değil miyiz? Asıl biz Suriyeli olduk. Ama tabii birilerinin hesabına uymuyoruz. Buraya yeni konutlar yapıp zenginliklerine zenginlik katacaklar” diyor.

Halil Balcı

‘Valilik yan evimizde kalan Suriyeli aileye ev aldı’

Bir yıl önce siroz olan kardeşine karaciğerini verdiği için çalışamayan Balcı ailesinden Halil Balcı da önemli bir iddiada bulunuyor.

Balcı, hemen evlerinin yanında kalan Suriyeli aileye, yıkımdan birkaç gün önce Yenişehir Mahallesi’nden ev alındığını, burada yaşadıkları süre boyunca da fatura ve gıda masraflarının valilik tarafından karşılandığını iddia ediyor.

Balcı, “Bu yardımlar aslında normal ama insan anlamakta zorluk çekiyor, biz bu ülkenin vatandaşıyken ikinci insan muamelesi görüyoruz. Artık tükendim, param olsa bu ülkenin vatandaşlığından çıkacağım. Tam anlamıyla, İsrail Filistin gibi olduk. Abim yaşasın diye hasta oldum ben, çalışamıyorum, evimi terk edemem” diye konuşuyor.

Tanrıkulu ailesi

‘AK Parti’ye oy verdim ama bu yaptıkları zorbalıktır’

Annesiyle beraber Alipaşa Mahallesi’nde bakkal işleten Abdülselam Tanrıkulu ise şunları söylüyor: “Bakkalımız var ama iş yok, insanlarda para yok, benden nasıl alışveriş yapsınlar? Hangi kapıyı çalacağımız faili meçhul oldu. Vali Bey’e ulaşamıyoruz. Bir vatandaş olarak derdimizi anlatmak için korkudan kapısına dahi yanaşamıyoruz. 11 kişilik  aileyiz, üç ev bakıyorum ben burada. Ben Sur’dan çıkamam; evim de, işim de benim burada. Öyle bir duruma geldi ki burası sanki bir yanı İsrail, bir yanı Filistin. Ben çatışmalarda rehin kalmış insanım. Zamanında polislere askerlere çay yapıp götürmüş insanım. Bizim gücümüz devlete yetmiyor. Ben AK Parti’ye oy verdim, ama bu yaptıkları zorbalıktır. Yaşım olmuş 50, ben henüz karakol yüzü görmüş insan değilim. Bundan sonra ailemin karnını doyurmak için suç mu işleyeyim?” Oğlunun yanında bakkalda oturan Zekiye Tanrıkulu da, “70 yaşına gelmişim, ben Surluyum yemin ettim buradan çıkmıyorum, ancak benim ölümü alırlar” diyor.

‘Göç üstüne göç yaşıyoruz’

30 sene önce Mardin’in Mazıdağı Köyü’nden evleri yıkıldıkları için göç Sur’a göç ettiklerini belirten G.A ise, “Şimdi de Diyabakır’dan sürgün ediliyoruz. Göç üstüne göç yaşıyoruz. Allah hakkımızı bırakmasın. Verdikleri parayla ev alamıyorsun. 400 milyara bile ev alınmıyor. 15 kişilik bir aileyiz. Babamızın sakatlık maaşı ile geçiniyoruz. Hiçbir yardım yok bize, biz bu ülkenin vatandaşı değil miyiz? Kepçe gelmiş bize çıkın diyor, oruç tutacağız bu mu Müslümanlık? Tapumuz var, çıkmıyoruz evimizden” diyor.

Ayşe Dün

‘Komşuluk ilişkileri ve dayanışması ile karnımızı doyuruyoruz’

Kısmen yıkılmış evinin tamamen yıkılmaması için çocukları ile nöbet tutan Ayşe Dün ise, “Günlerdir, çamaşır yıkamadık, yıkanmadık. Camiiye gidiyorum su vermiyorlar. Yedi kişilik aileyiz. Bir tek eşim çalışıyor, gündelik işlere bakıyor. 25 bin veriyorlar bizim eve, o parayla nereden ev alalım. Biz Sur’da yaşayabiliyoruz. Komşuluk ilişkileri ve dayanışması ile karnımızı doyuruyoruz. 25 yıl önce Silvan’dan buraya gelin geldim. Burası benim evim. Buradan çıkarsak yaşayamayız. Bize destek verin sesimizi duyurun. Kimsenin gündeminde değiliz. O meşhur kanallar hani nerede? Bu zulmü kim kime yapar?” diyor.

Kısmen yıkılmış evinin önünde duran ismini vermek istemeyen başka bir mahalleli ise sadece, “Ben Kürdüm, şu an Yahudiler beni vatandaşlığına alsa hiç düşünmem çeker giderim, bu zulüm artık yeter. Her gün, keşke bu yaşananlar bir rüya olsaydı diyorum” diye konuşuyor.

Şerefhan Aydın

‘Kent içinde iki üç göç yaşamak zorunda kalıyorlar’

‘Acele kamulaştırma kararı’ sürecinin yakından takipçisi olan Mimarlar Odası Diyarbakır Şube Başkanı Şerefhan Aydın ise Sur’un yıkım sürecine ilişkin şöyle konuşuyor: “2009-2012 arasında ilk kentsel dönüşüm başladığında ne kadar iyi olmasa da bir TOKİ seçeneği sunulmuştu. Şu an öyle bir şey de yok. Bu iki mahallede 1100 hanelik bir aile var. Zaten buranın yüzde 50-55’i yıkıldı ve boşaltıldı. Şu an 400 hanelik bir aile var. 1 Mayıs itibari ile oradan göçler başladı. Devlet yetkililerin gündeminde bu insanların nereye gideceğine dair ne bir önerme var ne de niyet. Tamamen bir yaşam hakkı ihlali söz konusu. Buranın halkına travma üstüne travma yaşatıyorlar. 2009’da TOKİ’ye geçenler oraları da terk etmek zorunda kalmış. Ekonomik durum yok. Terk edenler ayrı bir gecekondu bölgesine gidiyor. Kent içinde iki-üç göç yaşamak zorunda kalıyor. Hak savunmak ise aşırı güç ve OHAL altında engelleniyor.”

Herdem Doğrul

‘TOKİ’nin aidatı bile aile ekonomisini çökertti’

Yakın zamanda, 2009-2012 yılında Sur’da yaşanan yıkımların ardından TOKİ’lere yerleşmek zorunda kalan aileler ile konuştuklarını belirten Mimarlar Odası Diyarbakır Yönetim Kurulu Üyesi Herdem Doğrul, “TOKİ’ye yerleştirilen halkla konuştuğumuz zaman sadece apartman aidatının aile ekonomisini çökerttiğini öğrendik. Bir aidatın bile ev ekonomisini yerle bir ettiğini görebiliyoruz. Bu insanlar Sur’da komşuluk ilişkileri ile ihtiyaçlarını karşılıyabiliyorladı. Komün bir yaşam sürüyorlardı. Bundan sonra yaşananlar da çok farklı olmayacak. 2009’dan farklı bir süreç yaşanmıyor” diyor.

‘Propaganda süreci başladı, yıkım meşrulaştırılıyor’

Şu an iki mahallede başlayan yıkım için ise Doğrul şöyle devam ediyor: “Bu insanlara yönelik önce suçlulaştırma projesi uyguluyorlar. Bu tip alanlara girme gerekçesi olarak mahallenin güvenli olmadığı; uyuşturucu, fuhuş, kapkaç gibi olayların yoğun olarak yaşandığı yönünde bir propaganda yapılıyor. Yıkımı meşrulaştırıyorlar. İstanbul Tarlabaşı da böyle bir örnektir. Önce suçlulaştırma başlar. Bunu da sinsi bir şekilde yaparlar, alenen değil. Sonra bir bakmışsın ki siz de onlar gibi düşünmeye başlamışsınız. Ev sağlıksız tespitini de sağlıklı bir şekilde yapmıyorlar. Çünkü en ufak bir saha çalışması yok. Yapılara dair bilimsel bir deney, test yok. Bütün Sur için riskli alan kararı var. Sur’un yarısı taş evdir. Taş evin neresi riskli olabilir. Bunları kendilerine gerekçe haline getiriyorlar.”

Ahmet Özmen

‘Açık hava müzesine dönüştürülmüş bir Sur’un anlamı yoktur’

2009 yılından bu yana Sur’un tamamı için yerinden bir dönüşümü, mahalle halkının yaşamını sürdürebilecek ve tarihi dokuyu bozmayacak bir değişimin olması gerektiğini savunan Diyarbakır Barosu da ‘acele kamulaştırma kararı’ sürecinin yakından takipçisi. Baro Başkanı Ahmet Özmen’in ise yıkım sürecine ilişkin değerlendirmesi şöyle: “Diyarbakır demek Sur demektir. Yeni yapılaşmalar asla Diyarbakır’ı yansıtmaz, yansıtamaz. Her bir Diyarbakırlı için bu süreç büyük bir yaradır. Sur, Dünya Miras Listesi’nde olan bir yer. Sur bu listeye sadece mimari yapılar, eserler ve tarihi ile girmedi, oradaki somut olmayan kültürel varlığıyla beraber girdi. Eğer sokaklarından artık çocuk sesleri, bakırcılar çarşısından çekiç sesi gelmiyorsa, oradaki esnafın dükkanları yok ise Sur’un bir anlamı yoktur. Sur’da 16 mahalleden 6 mahalle kaldı. Umut ediyorum ki, devamını kaybetmeyiz. Çağrımız bu yönde. Artık burası yeşil alana çevrilse ve tarihi eserleri korunsa bile açık hava müzesine dönüştürülmüş bir Sur’un anlamı yoktur. Bu, Sur’u yok etmek demektir. Sur’u dünyadaki bütün tarihi yerlerden ayıran özelliği antik bir kente dönüşmemiş oluşu. Sur bir Efes veya Dara değildir. Kurulduğu günden bu yana yaşamın sürdüğü bir yerdir.”

Zeynep Yüncüler

Zeynep Yüncüler

Lisans eğitimini İzmir Ekonomi Üniversitesi Medya ve İletişim bölümünde tamamlandı. Gazeteciliğe Milliyet gazetesi haber istihbarat bölümünde başladı. Ardından Artı 1 TV ve BirGün gazetesinde çalıştı. Gündem ve politika alanında altı belgesel hazırladı. Çağdaş Gazeteciler Derneği 2016 yılı Başarı Ödülleri'nde röportaj dalında ödüle layık görüldü. Artı TV'de 'odak' adında haber programını hazırlayıp, sundu. Şu anda serbest gazetecilik yapan Zeynep, medyapod ağında 'arabaşlık' adında podcast haber programını hazırlıyor.