Analiz Görüş

Türkiye Erdoğan’dan büyüktür

Türkiye, üzerine giydirilmek istenen diktatörlük gömleğine sığmaz. Türkiye halkı zorbalığı, despotluğu eninde sonunda yenecektir.

“Orada zâlim bir despot var ve farklı düşünenleri zorla susturuyor.” Dışarıdan ülkemize bakan biri muhtemelen böyle düşünecektir. Evet, Türkiye’de tüm güç Erdoğan’da. Ama nasıl oluyorsa bu tek adam devamlı bir şeylerden şikâyet ediyor ve hiçbir olumsuzluktan mesul değil(!) Ona göre ülkede sürekli bir beka sorunu var ve her tarafımız düşmanlarla çevrili. Bu yüzden destekçileri devamlı teyakkuz hâlinde olmalı. Ağzını açan herkes ülke güvenliğine tehdit oluşturduğu gerekçesiyle susturulmalı. Doğru ya, böyle bir seferberlik durumunda çatlak seslere izin verilemez…

Türkiye’de Erdoğan’a biat etmeyen herkes absürd suçlamalar ve ağır bir nefret söylemiyle şeytanlaştırılıyor. Sadece iktidarını sürdürmeye odaklanmış bir çıkar kliği, arkasındaki toplumsal destek azaldıkça saldırganlaşıyor.

Sosyal ağlarda retweet ettiğiniz tek bir mesaj bile “terörle mücadele” polislerinin sabaha karşı evinizi basmasına ve sizi gözaltına almasına sebep olabiliyor. İktidarı rahatsız eden gazeteciler fiziki saldırıya uğruyor, davalarla yıldırılmak isteniyor, hapsediliyor. En ufak bir toplumsal itiraz derhal şiddet ile bastırılıyor. “Terör örgütüne üye olmamakla birlikte propagandasını yapmak” iddiasıyla hayatlar karartılıyor.

Bu faşist saldırganlık, demokrasiden yana olan gazeteciler ve gazeteci örgütleri ile aslında tüm eleştirel aktörleri sindirerek oto kontrole sevk ediyor. Ülkenin en az yarısını temsil eden koca bir muhalefet -baskı ve şiddet dalgasından korunabilmek için- Erdoğan’ın çizdiği sınırlar içinde hareket ediyor. Çünkü mahkemeler bağımsız değil ve devletin polisi tek adam yönetiminin polisi olmuş durumda. Anayasa, kanunlar, Anayasa Mahkemesi kararları, hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bile fiilen askıda.

Peki buradan nasıl çıkacağız?

Her şeyden önce şunu unutmayalım: Diktatörlük sevdalıları bir azgın azınlıktan ibaret. Erdoğan bu yüzden sürekli gerilim, kutuplaşma ve çatışma istiyor ki ortada artık bir ‘dava’ kalmadığını, sadece kendi etrafında kümelenmiş bir çıkar ittifakını temsil ettiğini gizleyebilsin. Taktiği belli: Nefret nefret üretsin, insanlar bölünsün. Bu tuzağa düşmemeli, karşılıklı saygı ve müzakerede ısrar ederek yeni bir toplumsal uzlaşı geliştirmeliyiz. Demokrasi kültürünü yayabilmek için sabırla temel hak ve özgürlükleri gündeme getirmeliyiz. Gazeteciler kamuoyunu aydınlatma görevini ancak demokrasi varsa yerine getirebilir; özgür bir medya ortamı için demokrasi mücadelesini mutlaka yükseltmeliyiz. Çünkü Türkiye, üzerine giydirilmek istenen diktatörlük gömleğine sığmaz. Türkiye Erdoğan’dan büyüktür. Türkiye halkı zorbalığı, despotluğu eninde sonunda yenecektir.

Mustafa Kuleli

1985, İzmir doğumlu. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Türkiye medyası için basılı, görsel ve dijital alanda çalıştı. 2013’teki Gezi eylemleri sonrasında Gazeteciler Sendikası’na Genel Sekreter seçildi ve 28 yaşında ülkenin en genç sendika yöneticisi oldu. Şubat 2014’te fiziksel saldırıya uğradı ancak olay aydınlatılamadı. Sendikal faaliyeti nedeniyle işten atıldıktan sonra tüm zamanını TGS’ye vermeye başladı. Sendika’nın yeni imaj, dil ve söylemini geliştirdi. Gazetecilik sitesi Journo’yu ve gazetecilere yeni medya becerileri kazandıran TGS Akademi’yi kurdu. 2019'da en yüksek oyla Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) yönetimine girdi.

E-Posta Aboneliği