Yorum

Yunan Adaları: Bir parça huzurun ve insanlığın peşinde

Bayram tatilinde İkarya Adası’ndaydım. Samos ile Mikonos arasında kalan ve Türkler tarafından pek bilinmeyen bir ada burası.

Dağlık, tepelik, vahşi bir ada.

Tahta iskemleli bir lokantada oturmuş, “cennet gibi ülkemizi” bırakıp neden bu kel çorak adalara kaçtığımızı düşünüyordum bir gün. Bu konuda bir yazı falan yazayım dedim hatta kendi kendime.

Derken Melis Alphan’ın yazısı patladı. Gayet doğru, hatta nefis bir yazıydı. Olayın “kazıklanma” boyutunu gayet güzel irdeliyordu. Karşılaştırmalı fiyatlarla, insanların Türkiye’de nasıl ütüldüğünü bir güzel ortalara seriyordu.

Ardından Aslı Aydıntaşbaş yazdı konuyla ilgili güzel bir yazı.

En son Haluk Şahin yazdı.

Eh, her uzun tatilde Yunan Adalarına doğru kaçan biri olarak benim de konuyla ilgili söyleyecek birkaç lafım var.

Fırsatını buldukça Yunan adalarına kaçıyorum, çünkü insan olduğumu hatırlamaya ihtiyacım var. Çünkü gerginliğe tahammülüm kalmadı. Çünkü yüzü gülen, dost, yardımsever insanlar görmek istiyorum. Çünkü aşırı kalabalıklardan, bitmeyen bir gürültüden patırtıdan bunaldım. Çünkü kabul edilemez büyüklükte arsız bir zenginliğin hemen yanında, kabul edilemez yoksulluklar görmek beni insanlığımdan utandırıyor.

Şimdi, doğruya doğru: Yunan adaları çoğunlukla kel çorak adalar. Bizim ülke, doğa olarak bu adalardan kat kat güzel(di). Haramiler her tarafını yemeden önce.

Yani aslında kaçtığımız ülke değil. Ülke insanından kaçıyoruz.

İnsanımız Homo Sapiens’in yamyam çekirge sınıfından. Önüne gelen her şeyi paralayan, yiyen, çölleştiren cinsten.

Türkiye sadece binaya, betona, asfalta yatırım yapılan bir ülke. İnsana yatırım sıfır. Tüm o pahalı biiç kılablar, platinum cart curt isimli siteler, alışveriş merkezleri, feci havalı restorantlar vs. ağır bir gerçeği örtbas ediyor: Korkunç bir insan kalitesizliğini.

Tahta iskemlelerde oturalım, varsın kıçımız kırılsın, plajlarda derme çatma şezlonglarda yatalım, hatta şezlong bile bulamayalım, beş yıldızlı oteller yerine 3, hatta 2 yıldızlılarda kalalım… Yeter ki insanlık olsun!

Ve Yunan adalarında insanlık var.

İnsanlık olduğu için, doğaları hâlâ el değmemiş duruyor, denizleri hâlâ balık dolu. İnsanlık olduğu için birbirlerine saygılılar, insanlık olduğu için neşeleri yerinde. Üç günlük dünyada efendi gibi çalışıp, efendi gibi yiyip içiyor, eğleniyorlar. 

Yoksa ben de isterdim gideyim Datça’ya, Kaş’a, Bodrum’a, fıstık gibi koylarda yüzeyim, balık yiyeyim, istakoz yiyeyim, ot salatası yiyeyim, şarabımı içeyim…

Ama gidemiyorum. Çünkü 3 tarafı deniz ülkemizde ‘çiftlik ürünleri’ dışında balık yok. Çünkü üç kişi deniz balığı yersen, bir asgari ücret kadar para bırakmak zorundasın. Çünkü şarabın anavatanında, bir şişe şaraba eşek yüküyle para ödersin.

Gidemiyorum. Çünkü cennet gibi koylar betonla, plastik kaydıraklarla doldurulmuş. O güzelim koylarda kuş sesi, dalga sesi dinleyemiyorsun. Çünkü Demet Akalın ya da Serdar Ortaç şarkılarıyla (lafın gelişi ‘şarkı’ diyorum) inliyor her yer.

Gidemiyorum. Çünkü her fırsatta birbiriyle kavga eden, pahalı ciplerini birbirlerini ya da yayaları taciz etmek için kullanan, paradan başka değer bilmeyen, arsız / gürültücü / zırcahil insan yığınlarından midem bulanıyor.

Çok mu ağır oldu bu laflar?

Yoo, bence az bile oldu.

Şunu da ekleyeyim bari: İkarya’da bir haftalık gevşekliğin ardından, dönüş yolunda, Samos’tan Sığacık’a geçerken, daha teknede ‘gerilim’le buluştuk. Teknenin yanaşmasına daha net bir saat varken, insanlar valizleriyle çıkışa yığıldı. Tekneden ayrılırken itiş kakış ve kavgalar oldu. Neden? Bilmiyorum. Gitmişsin tatile, dinlenmişsin. Gevşe biraz değil mi? Yok. İlla ki en önce çıkacak, basacak gaza eve gidecek.

İşte kaçtığım budur. Bu gerginlik, bu telaş, bu sevgisizlik, bu bencillik!

Neslihan Acu

Neslihan Acu

İstanbul'da doğdu, 1995'ten bu yana İzmir'de yaşıyor. Boğaziçi Üni. Mühendislik Fak. mezunu. Gazeteciliğe İzmir Life dergisinde röportajlar yaparak başladı. Medyatava'da üç yıl medya yazıları, Yeni Asır'da dört yıl köşe yazıları yazdı. Yayımlanmış yedi romanı var: Meltem K'yı Kim Öldürdü, Kadından Donkişot Olmaz, Ne Güzel Bir Hiçlikti Aşk, Kuzgunun Şarkısı, Artık Ayrılsak Diyorum, İyi Tanrının Çocukları, Z Yalnızlığı.