Dosya

Dolar kuru ve opsiyonlar arasında: Medyamız ve finansal okuryazarlık

ABD-Türkiye-Suriye üçgeninde bir kez daha yükselen tansiyon ile birlikte finansal terimler yeniden günlük haber dilinin bir parçası oldu. Okurlar ve izleyiciler dolar kurunu etkilediği söylenen al-sat opsiyonları, yedek akçe ve türev piyasalar gibi terimlere gazete ve televizyonlardaki uzman görüşlerinden aşina artık… Peki, finansal okuryazarlık kavramı nereden çıktı ve Türkiye’de medya bu konuda iyi bir sınav veriyor mu? Konunun uzmanı gazeteciler ve akademisyenlerle konuştuk.

İş Yatırım Uluslararası Piyasalar Müdürü Şant Manukyan, 8 Mayıs 2019’da Bloomberg HT kanalındaki Küresel Piyasalar adlı programda 8 Ekim 2019 tarihine “150 milyon dolarlık alma-satma tarafına opsiyon yazıldığını” belirtip bunu “ilginç” diye nitelemiş ve “Ne olduğunu hakikaten bilmiyorum” demişti.

8 Ekim tarihi geldi çattı. Türkiye’nin Suriye operasyonuna hazırlandığı ve ABD ile yeniden gergin bir sürecin başladığı bugünlerde dövizde yukarı yönlü sert bir hareket olunca Manukyan’ın videosu sosyal medyada yeniden dolaşıma girdi. Kimi sosyal medya kullanıcıları Suriye’de “limitleri aşması durumunda daha önce yaptığım gibi Türk ekonomisini yok ederim” diyen ABD Başkanı Donald Trump’ı piyasalarda manipülasyon ve spekülasyon yapmakla suçladı. Kimileri “opsiyon piyasasının” nasıl çalıştığını anlatmaya girişti.

Uzmanlara göre gerek geleneksel gerekse sosyal medyada yanlış bilgiye karşı en etkili çözüm vatandaşların “finansal okuryazarlar” olması. ABD’de bu durum 2007’deki Mortgage Krizi sırasında fark edilmiş ve finansal okuryazarlık kavramı popülerleşmişti. Türkiye’de de benzer bir süreç özellikle son bir yıldır derinleşen kriz ve döviz kurlarındaki oynaklık nedeniyle yaşanıyor. Finans okuryazarlığı kavramını ve kamu yararı odaklı medyanın bu konuda neler yapabileceğini gazeteciler ve akademisyenlerle konuştuk.

Ali Rıza Güngen: Emekçinin derdi borsa değil özlük hakları

Bu alanda çalışmaları bulunan Dr. Ali Rıza Güngen’e göre, finansal okuryazarlık son yıllarda Türkiye’de “pazarlanan” algının aksine bireysel yatırımcı olmak için değil, finansal işlemlerin gündelik yaşamın her alanında önem kazandığı bir dönemde vatandaşın kendi hakkını savunabilmesi için önemli. Finansal okuryazarlığın artırılması Türkiye dâhil birçok ülkede “finans endüstrisinin müşteri tabanının genişletilmesi” şeklinde anlaşılıyor. Oysa açlık sınırında ücret alan bir emekçinin derdi borsada oynamak değil. Ücret artışı talep edebilmek ve hak kaybına uğrayacağı kıdem tazminatı düzenlemelerine karşı ses çıkarabilmek için finansal okuryazar olması gerekiyor. Güngen şöyle diyor:

“Asıl sorumlu bu çabaları destekleyen Dünya Bankası gibi kuruluşlar. Finansal içerilmeyi [inclusion] yıllar boyunca banka hesabı sahibi olmak ve birikimlerini finansal alanda değerlendirmek olarak kodlayan uluslararası kuruluşların katkısıyla bankacılık sektörü temsilcileri şu basit eşitliği kurdular: ‘Biz bileşik faiz hesabı anlatalım, ama aynı zamanda finansal planlama ile insanların ne kadar kazanç elde edebileceğinin örneklerini de verelim. Böylelikle müşteri tabanımız genişler. Müşteriler kazanır, ama biz daha fazla kazanırız.’ Türkiye’de esasen bankaların sponsorluğunda sivil toplum temsilcileri ve bankacılık sektörü, birlikte eğitim programları düzenlediler, devlet de buna destek oldu. Sonuç, teknolojik gelişmelerin de katkısıyla banka hesabı sahibi olmayanların sayısında hızlı düşüştür.”

Finansal okuryazarlığın getirdiği faydanın sınırı var

“Banka hesabı sahibi olmayanların ya da finans sektörünün katılımcısı haline gelmeyenlerin oranı hızla düşüyor. Ancak aynı zamanda reel ücretlerin yerinde saydığı ve muhtemelen 2018-19 krizindeki gibi gerilediği koşullarda bu durum borçlu sayısının artması demektir. Finansal okuryazar haline gelen ya da bu tarz eğitimlere / programlara katılanlar ya da zaten eğitimleri gereği bu işlemlere aşina olanları kurbanlaştırmayalım. Ancak kriz, kredi çöküşü ya da finansal çalkantı durumunda en tepedeki gelir grupları haricinde herkesin kaybettiğini görelim. Orada okuryazar olmak değil, piyasadaki konumunuz ve servetiniz değişkeni oluşturuyor. Piyasada tâbi konumda olanlar, servet sahibi olmayanlar finansal okuryazar olsalar da para sahipleri karşısında kuzu konumuna itilirler.”

YouTube’daki finans yorumcuları izlenme rekorları kırmaya başladı

“Finansal okuryazarlığı sihirli bir değnekle eldeki paranın fazlalaşmasını sağlamıyor. Türkiye’deki gibi kampanyalar ise gördüğümüz üzere pek bir işe yaramıyor. Örneğin devlet yetkililerinin üzerine kafa yorduğu ve çözemediği yabancı para mevduatlarına bakalım. Hanelerin 30 milyar dolardan fazla yabancı para biriktirdiği son bir yıllık dönemde, Türkiyeli bireyler liradaki ani gerilemeler karşısında birkaç gün gecikmeyle pozisyon alabildiler. Finans piyasalarını aynen başka alanlarda olduğu üzere alternatif tartışmasına yer vermeyen tekelleştirilmiş kanallardan takip etmek zarara neden olduğu için YouTube ekonomistlerinin kanalları izlenme rekorları kırmaya başladı. Kısacası, sorun okuryazar olmak kadar demokratik tartışmanın sağlanması ve kamusal bilgi teminiyle de ilgilidir.”

Gerçeğe bağlılık, fikri takip, sade bir dil

Güngen gerçeğe bağlılık, fikri takip ve sade bir dil kullanmak gibi genel gazetecilik ilkelerine finans haberlerinde de bağlı kalınması gerektiğini vurguluyor:

“… kamu yararı odaklı medya hem finansal okuryazarlığa destek olabilir, hem de ihtiyaç duyduğumuz demokratik tartışma için bir mecra sunabilir. Döviz kuru odaklı ve kısa erimli değil, temel ekonomik sorunlar odaklı bir tartışma sonuçta dönüp finansal okuryazarlığa da katkıda bulunacaktır. Temel gazetecilik kurallarını hatırlatmak bana düşmez ama bireysel olarak gazetecilerin fikri takip yapması, çarpıcı olmak adına çarpıtma yapmamaları ve ekonomi haberlerinde ya da piyasa yorumlarında temel kavramları sade bir dille aktararak haber yapmaları fazlasıyla önemli bir katkı olacaktır.”

“Türkiye’nin ağır demokratikleşme sorunlarını, hesap vermez yönetim anlayışını, siyasallaştırılmış kredi politikası araçlarına dönüştürülen devlet bankalarını işaret etmek anlamsızlaşıyor. Yurttaşlar, İstanbul’da bir otelde iki günlük seminerde özel emeklilik fonlarına katılmaya ikna edildiklerinde değil, mahallelerinde zaman zaman katıldıkları etkinlikler ve eğitimlerle, aynı zamanda hak arama ve sorgulama bilinciyle finansal okuryazar haline gelebilirler. Kısacası finansal okuryazarlığın ve finansal eğitimin de demokratikleşmesi gerekiyor.”

Bahadır Özgür: Bilmemek ne cehalet, ne eksiklik

Gazeteci Bahadır Özgür, son yıllarda hayli yaygınlaşan ve özellikle Batı ülkelerinde tıpkı eğitim düzeyi gibi artık bir gelişmişlik kriteri sayılan finansal okuryazarlık deyiminin kabaca bütçe, enflasyon, yatırım, tasarruf, mevduat, kredi gibi temel finansal kavramların ne anlama geldiğini, bu olgulardaki değişimin neyi, nasıl etkilediğini bilmek olarak tanımlandığını ifade ediyor.

Gazete Duvar‘daki köşesinde ekonomik ve finansal konulara değinen Özgür’e göre finansal okuryazarlığın önemli olup olmadığı nasıl baktığımızla ilgili: “Bir kere mesele ilk olarak eğitimin konusu. Üstelik de belli bir alandaki eğitimin… Dolayısıyla finansal olguları günlük hayatta bilmekle, kullanmakla onun kendi dünyasındaki kavramsal bağlantılara hakim olmak farklı şeyler. Mühendislik, tıp vb. nasılsa finans da kendi eğitim örgüsüne sahip ve öyle bireylerin kendi çabası ile yaygınlaşacak, bilinebilecek bir konu değil. Bilmemek de ne cehalet, ne de eksiklik. Aynı şekilde bilmek de gelişmişlik göstergesi, bilinçli olmak demek değil. Çünkü benim faizin ne demek olduğunu, neleri, nasıl etkilediğini bilmem hayatımı kolaylaştırmaz. Bilmemem de açıkçası daha da zorlaştırmaz.”

Bilgi kirliliğine ve çarpıtmaya rağmen gerçeğe erişim

Özgür, burada başka bir sorun olduğunu düşünüyor. “Bu kavram niye bu kadar yaygınlaştı? Çünkü piyasa algısına göre insanlar rasyonel karar vermeliler. Rasyonel karar için de piyasanın kurallarını az çok bilmeniz lazım” ifadesini kullanan Özgür, “Böylece gelirinizi en akılcı şekilde kullanabilirsiniz. Peki asgari ücretli bir çalışan mükemmel derecede enflasyona, bütçeye, faize hakim olsa nasıl bir rasyonel karar verebilir? O çalışan bunlara hakim olmadığı için mi gelirinin üzerinde harcamak zorunda kalıyor, kredi çekiyor, tasarruf yapmıyor, kredi kartını ‘bilinçsizce’ kullanıyor?” diye soruyor. Özgür’e göre, finansal okuryazarlık ile neyi kastettiğimizi iyi açıklamamız lazım:

“Finansal okur yazarlıktan kastımız bankaların, şirketlerin, siyasi iktidarın politikalarının iç yüzünü daha iyi görmekse, evet önemli bir şey. Mesela krizin olmadığını, doları olanların saldırı yaptığını söyleyen veya ‘faiz sebep, enflasyon sonuçtur’ diyen bir iktidarın aslında gerçekleri çarpıttığını görmek/göstermek için az çok bunlar hakkında bilgimiz olmalı diyorsak, evet, finansal olgulara hakim olmak iyidir. Ama o zaman da mesele finansal okuryazarlık olmuyor. Pek çok alanda olduğu gibi burada da sorun bilgi kirliliğine, manipülasyona, algı yaratmaya, çarpıtmaya, propagandaya karşı, doğru ve gerçek bilgiye ulaşma meselesi oluyor. Nasıl ki tarih çarpıtılıyorsa, enflasyonun veya doların niye arttığı da çarpıtılıyor. Dolayısıyla sorun, finansal okuryazarlığın ne derece yaygın olup olmadığı değil, doğru bilgiye ulaşılabilecek kanalların, olan bitenin ne anlama geldiğinin öğrenilebileceği yolların varlığı veya yokluğudur. Burada da devreye kamuoyunu bilgilendirmekle yükümlü olanlar devreye girer. Sorun onların sorunudur.”

Bankalar ve finans kurumlarından çıkan bir kavram

Özgür’e göre de finansal okuryazarlık kavramının yaygınlaşması “finans endüstrisinin müşteri tabanının genişletilmesi” çabasından dolayıydı:

“Zaten bankalar ve finans kurumlarından çıktı bu olgu. İnsanların parasını doğru ama mutlaka finans piyasalarında (banka, borsa vs.) değerlendirmelerinin önündeki bir engelin de bunu nasıl yapacaklarını bilmemeleri olduğuna dair kanı vardı. Yeni bir şey de değildi bu. Ezelden beri vatandaşın ezberinde zaten parasını koruma ve çoğaltma refleksi vardır. İşte ev al, dolar, altın al gibi… Finansal piyasaların çok çeşitlendiği ve hakim duruma geldiği, özellikle bireysel bankacılığın, yatırım araçlarının yaygınlaştığı bir çağda finansal aktörler de vatandaşın bu yatırım güdüsünü piyasa içine çekmek için hayli çabalıyorlar. Finansallaşma dediğimiz olgu buralara kadar genişliyor. İstiyorlar ki, mesela; doların varsa ve kur yükselme eğilimindeyse, ama sizin de paraya ihtiyacınız varsa onu bozmak yerine bankanın sunduğu düşük faizli krediden çekin. Kurdaki artış kredinin faizinden fazla olursa kârlı çıkarsınız. Böylece banka hem dolarınızı tutmuş olur hem de paranız olduğu halde size kredi vererek elindeki sermayeyi dolaşıma sokmuş olur. İşte finansçıların finansal okuryazarlıktan kastettikleri budur. Az çok bunları bilirsen doğru kararı verirsin, çıkarını korursun.”

Mesele finansal kavramlardan ziyade, kararların arka planını bilmek

“Başta da dediğim gibi, mesele finansal kavramları bilmekten ziyade, finansın işleyişini ekonomipolitiğini, yani hayatımızı etkileyen kararların arka planında yatanları bilmek, öğrenmektir. Yoksa ben faizi dört dörtlük bilsem ne olur, swap var, türev var, yedek akçe var vs. 50 yıl önce borsada bilinen tek şey hisse senediydi. Sonra türev piyasaları gelişti ve sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok ve birkaç sayfada anlatamayacağımız karmaşıklıkta türev ürünleri, menkul kıymetleştirme araçları çıktı. Onları da mı bileceğiz? 2008 krizinde ABD’de mortgage kredisi çekenler bilse ne olurdu? ‘Bak senin ve senin gibilerin aldığı krediyi paket yapıp finans piyasalarında elden ele satacaklar, bu yüzden gerçek değerleri katlanıp şişecek. Emeklilik fonları ona yatırım yapacaklar. Sonra sen kredini ödeyememeye başlayınca bu sistem çökecek. Senin gibilerin emeklilik parasını oraya yatıran fonlar batacak’ deseydik, ucuz kredi ile ev alma imkanı doğan birisi bundan vazgeçecek miydi? Hayır.”

Özgür, finansal okuryazarlık meselesinin finans endüstrisine terk edilmesinin tam olarak “kurda kuzu emanet etmek” olduğunu düşünmüyor. “Biraz önce de dediğim gibi, finansı A’dan Z’ye bilmek ile onun etkilerinden korunmak veya kişisel yararına kullanabilmek vs. çok farklı şeyler. Öbür türlü olsaydı iktisatçılar toplumun en iyi karar verebilen insanları ve maddi durumları da sanırım en parlak olan kesim olurdu.”

‘1980 sonrası ekonomi sayfalarının dili birden değişti’

Özgür’e göre, küresel ve yerel ölçekte mevcut sistematik manipülasyon ortamında kamu yararı odaklı medyanın finansal okuryazarlık konusunda etkili olması kesinlikle mümkün. Özgür, finansal okuryazarlığı bu açıdan önemsiyor:

“Hemen her alanda olduğu gibi bu konuya bakan habercilerin de olan biteni topluma doğru anlatabilecek düzeyde bir bilgi birikimine sahip olması gerekiyor. Çünkü özellikle ekonomi basınında Türkiye’de 1980 sonrası değişen dilin üzerinde durmak lazım. Ekonomi haberlerinde ağırlık vatandaş odaklıyken, neoliberal mantığın basına sirayet etmesi ile sayfalarda dil birden değişti. Mesela bir örnektir. Köprü ücreti denir. Oysa önceden onun adı köprü fiyatıydı. Ücret emekle ilgilidir. Fiyat ise piyasayla. Köprü çalışmadığına göre buna ücret denilemez. Ama işte zihinsel manipülasyonun bu küçük bir örneği. 1990 sonrasında ekonomi sayfalarında yazarların iş dünyası kulisleri veren, finans yazıları yazanlarla dolması, basının bu alandaki kamu yararı gözetme ilkesine en büyük darbeyi vuran gelişmelerden biriydi. Bu nedenle bağımsız hareket etmeye gayret eden basın yayın kuruluşlarının özellikle ekonomi gibi özel ama herkesi etkileyen, ilgilendiren bir alanda daha bilgili, titiz olması şart. Her şeyden önce olan biteni açık, anlaşılır şekilde okura anlatabilmek için o alanda yeterli bir birikim gerekiyor.”

‘Medyanın finansal okuryazarlık konusunda sistemli çalışması şart’

Özgür’e göre öncelikle gazetecinin kendi çabası önemli:

“Hukuk, eğitim veya başka özel alanlar için de bu geçerli. Zaten mesleği gereği sürekli bilgi birikimini geliştirmek zorunda. Türkiye’de de bu konuda yeterince olanak olduğunu düşünüyorum. Ama bunun yanında esas önemli konu, doğru bilgi verme kaygısı güden medya kurumlarının bir şekilde finansal okuryazarlık konusunda, hele ki krizin bu denli ağır ve sık yaşandığı Türkiye’de, organize ve sistemli bir çalışma yapması. Bir de sanırım danışmanlık mekanizması mutlaka kurulmalı. Bu eğitimde de, sağlıkta da, hukukta da olmalı. Özel alanlara dair gazetecilerin diline yakın bir hayli fazla akademisyen, uzman bulunduğunu görüyoruz. Ama maalesef eskiden beri basın danışmanlık kurumunu hep bir demeç alma ile sınırlı tutuyor. Oysa, Batı’da özellikle ABD basınının kurumsallaşmasında bu mekanizma çok önemli. Yapılan her haberde sadece demeç için değil, haberin oluşturulma sürecinde de doğrudan gazeteci olmayan ama konunun uzmanı kişiler müdahil oluyorlar.”

Jim Pavia: Ekonomi medyasının sorumluluğu

Jim Pavia, CNBC Digital’de para editörü, kişisel finans ve yatırım danışmanlığı haberleriyle ilgileniyor. Pavia’ya göre, finansal okuryazarlık çok basit bir nedenden dolayı önemli: “Daha bilgili ve daha eğitimli tüketiciler/yatırımcılar, para konusunda daha doğru kararlar alabiliyor. Burada, ABD’de, birçok kişinin temel finansal becerilere sahip olmamaları büyük bir sorun. Bu durum birçokları için felakete davet, çünkü çok basit bir şekilde kötü finansal kararlar alıyorlar ve bazı durumlarda bu kararlar onları iflasa sürüklüyor.”

Pavia, okurlarını/izleyicilerini bilgilendirmenin bir yolunu bulmanın ekonomi medyasının sorumluluğu olduğuna inanıyor. “Medya, okurlarını doğru finansal kararlar alabilmeleri için gerekli araçlarla donatacak haberler yapabilir. Medyanın rolü, insanlara neye yatırım yapacağını ya da parasını nasıl harcayacağını söylemek değil, onlara yatırım fikirleri ve mevcut alternatifleri sunmaktır. Medya, ayrıca ağdalı terminolojiden uzak durmalı ve bilgiyi herkesin anlayabileceği şekilde sunmalıdır.”

Pavia, ayrıca finansal okuryazarlık derslerinin ilkokullardan üniversitelere kadar zorunlu hale getirilmesi gerektiğine inanıyor. “Nasıl ki İngilizce, matematik, tarih okullarda temel derslerse, ‘parayı anlamak’ da ilkokuldan üniversiteye kadar müfredatın bir parçası olmalı” diyor.

Devrim Dumludağ: Haber ve araştırmalar, farkındalık yaratabilir

Marmara Üniversitesi’nde İktisat bölümünde görevli Prof. Dr. Devrim Dumludağ, finansal okuryazarlık eğitimleri de  veriyor. Ona göre finansal okuryazarlık, finansal tüketicilerin finansal ürünler ve kavramlar hakkında bilgilendirilmesi veya finansal risk ve alternatifler arasında tercihte bulunabilecek farkındalığa sahip olmasını temin ederek finansal refahını artırma süreci.

Türkiye’nin finansal okuryazarlık konusunda Avrupa klasmanında orta-alt sıralarda olduğu bilgisini paylaşan Dumludağ’a göre medya ve bireysel olarak gazetecilerin finansal okuryazarlığın artırılması açısından önemli bir rolü, çeşitli platformlarda finansal okuryazarlık ile ilgili haber ve araştırmalar yayınlayarak kamuoyunu bilgilendirmek ve farkındalık yaratmak olabilir. Dumludağ şunları söylüyor:

“Ayrıca okullara zorunlu ders konulması, internet siteleri üzerinden ücretsiz eğitim videolarının yayınlanması, merkez bankalarından ticari bankalara, sivil toplum kuruluşlarından kamu kuruluşlarına kadar finansal okuryazarlık eğitimine yönelik web sitelerinin oluşturulması ve bu sitelerde hazırlanan pek çok sunum dosyası, çalışma sayfaları ile kullanıcılara ciddi destek verilmesine yönelik her türlü haber ve araştırma çok değerli olacaktır.”

Atilla Köksal: Yastık altındaki birikim, güvensizliğin göstergesi

Finansal Okuryazarlık Derneği (FODER) Başkanı ve Ünlü Menkul Değerler Yönetim Kurulu Üyesi Atilla Köksal’a göre, finansal okuryazarlık bireylerin yaşamları boyunca para ile olan ilişkilerini düzenleyebilmeleri açısından büyük önem taşıyor. “Örneğin, sabit geliri olan bireyler gelirlerini kolaylıkla arttıramayacakları için düzenli bütçe yaparak giderlerini kontrol altına alabilirler. Gereksiz harcamaları ve israfı azaltarak birikim yapmak çok dar gelirli kesim dışında bir çok kişi için mümkündür. Özellikle genç yaşlarda tasarruf/birikim/yatırım kavramlarını iyi öğrenen bireyler yaşamları boyunca finansal konularda bu konuları bilmeyenlere göre daha az sıkıntı çekerler” diyen Köksal şöyle devam ediyor:

“Finansal okuryazarlık çalışmalarının temel prensiplerinden biri bireyleri belli ürünlere yönlendirmemek, onları herhangi bir kuruma veya sektöre müşteri yapmaya çalışmamaktır. Ancak, finansal konularda bilinçlenen bireylerin finans sistemine dahil olmaları doğal ve istenen bir sonuçtur. Bugün ülkemizde yastık altında saklanan altın ve dövizin ne ekonomimize, ne de sahiplerine bir faydası vardır. Ağırlıklı olarak sisteme duyulan güven eksikliği nedeniyle evlerde saklanan altın ve dövizin tam miktarını bilmememize rağmen tahminen gayrisafi milli hasılamızın yüzde 5’i ile yüzde 10’u arasında milyarlarca dolarlık bir büyüklükte olduğu tahmin edilmektedir. FODER’in misyonlarından birisi finansal okuryazarlığın yanı sıra, finans sistemi dışında olan milyonlarca bireyi finans sistemine dahil etmektir.”

‘Medyanın pozitif yönde etkili olması mümkün’

Aralarında bakanlıkların ve sivil toplum örgütlerinin de finans dışı birçok kuruluşun finansal okuryazarlık ve erişim alanında görev aldıklarını vurgulayan Köksal şu ifadeleri kullanıyor:

“… medyanın finansal okuryazarlık konusunda pozitif yönde etkili olması kesinlikle mümkündür. Maalesef ülkemizde finans sektörüne ve medyaya olan güven çok düşük seviyededir. Bunun geçmişten gelen haklı nedenleri de vardır. Özellikle geçmişte sermaye piyasası alanında yapılan hatalar vatandaşlarımızı hisse senedi, bono, tahvil gibi uzun vadede ekonominin büyümesinden pay alabilecekleri yatırım araçlarından soğutmuştur. Diğer yandan, güçlü bir ticari bankacılık sistemimiz olmasına ve geçmişte yatırımcıların hiçbir bankada birikimlerinin batmamasına rağmen bankacılık sistemine olan güven de olması gerekenin altındadır. Maalesef bazı sorumsuz medya kuruluşları da bilinçsiz haberler yaparak, komplo teorileri üreterek sisteme olan güvenin azalmasına katkıda bulunmaktadırlar. Hepimiz mesleğimizle ilgili ilke ve prensipleri doğru uygularsak sektörlerimize olan güveni arttırır, sadece finansal okuryazarlık konusunda değil, ülke ekonomisine ve refahına katkıda bulunuruz.”


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – EKONOMİ GAZETECİLERİNİN KRİZLE İMTİHANI

Akın Nazlı

Akın Nazlı

2006'dan beri ekonomi-finans muhabiri olarak çalışıyor. 2010'dan beri Intellinews.com'a yazıyor. Türkiye ve Balkan ülkeleri özelinde, makroekonomi, finansal piyasalar, siyaset, uluslararası ilişkiler ve şirket haberleriyle ilgileniyor.