Hallerimiz

Gazetecilerin hızlı yaşamı: Bizi öldürüyor mu, güçlendiriyor mu?

Gazetecilikte hız her zaman önemliydi. Dijitalleşmeyle birlikte, özellikle sosyal medya platformları bu önemi daha da artırdı. Yüksek ivmeli bu yaşam gazetecilere bir yandan klavye hâkimiyeti ve hızlı not alma gibi avantajlar sağlıyor. Bir yandan da onları yoruyor. Terazinin iki kefesini tarttığımızda gazeteciler bu alışverişten kârlı mı çıkıyor? Habercilere bunu sorduk.

Hızlı not tutmak, son dakika haberlerini süratle takip etmek, rutin işleri çabucak tamamlayıp özel haberi bir an önce yayına yetiştirmek… Bunlar gazetecilerin günlük yaşamı içinde hızla icra edilmesi gereken işlerden sadece bazıları. Haber sitelerinde, günlük gazetelerde ve televizyonların haber merkezlerinde çalışanlar, dijitalleşmeyle artan hız baskısının getirdiği avantajları da, dezavantajları da her gün yaşıyor.

“Öğrenciliğimdeki çalışmalarım hariç 31 yıllık gazeteciyim. Hâlâ ‘hız’ı üzerimde bir baskı olarak hissediyorum” diyor Diken’in uzman sağlık muhabiri Mesude Erşan. Dizüstü bilgisayarların henüz yaygınlaşmadığı, en son teknoloji mobil cihazların “araç telefonları” olduğu bir dönemde gazeteciliğe başlayan Erşan, imkânlar değişse de hız talebinin hep var olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor:

  • Haberlerimizi ya bir yerlerden telefon bularak ayak üstü geçerdik ya da hızla merkeze ya da varsa yakınlardaki bürolara giderek yazardık. Hızlı olmamız gerekiyordu. Anadolu Ajansı’ndan önce haberi geçmek istiyorduk. Bir yandan yönetici baskısı, diğer yandan bir başka işe yetişme zorunluluğu da etkiliydi bu pratiklerde. İstanbul gibi bir cehennemde günde dört işe gittiğimi biliyorum. Bu çalışma koşullarında hızlı olmak dışında şansımız yoktu. Yaşamımıza internetin, laptopların, cep telefonlarının girmesi bir yönüyle işimizi kolaylaştırsa da hızımızı düşürmedi. Hatta yükseltti diyebilirim. Madem teknoloji olanak sağlıyor, daha hızlı olmamamız için sebep yok!

Mesude Erşan: Haber merkezlerinde daha çok gazeteci çalışırsa hız baskısı azalabilir

“Doğrusu Türkiye’de pek çok meslektaşım, öyle yabancı filmlerdeki, dizilerdeki gibi bir dosya konusunu bırakın aylarca, haftalarca; birkaç gün bile zor kovalıyor” diyen Erşan şöyle devam ediyor:

  • Haber servisleri az insanla, çok iş yapmaya çalışıyor. Günü kurtarmak önemseniyor. Bu çalışma koşulları iyi gazetecilik ürünlerinin ortaya çıkmasını da engelliyor. Tabii ki hızlı olmak gazeteciliğin bir parçası aynı zamanda. Belli bir saate kadar haberlerin işlenmesi, sayfalarda çalışılması, gazetenin baskıya gitmesi gerekiyor. Bu teknolojik dayatma anlaşılabilir bir şey. Ancak haber merkezlerinde daha çok gazetecinin çalışması, meslektaşların üzerindeki hız baskısını azaltabilir. İşlerin yükü bölüştürülebilir. Biri bir dosyayı hazırlamaya devam ederken, bir başkası işini teslim eder. Böylece hem muhabirler hem de gazeteyi yapanlar strese girmeden çalışabilirler.
Mesude Erşan

Uzun yıllar Hürriyet gazetesinde çalışan Erşan, günümüzde haber rekabetinin geçmişteki kadar yoğun olmadığını düşünüyor:

  • Gazeteler gazeteyken kendi aramızda da bir rekabet olurdu. Bir başka gazeteyi ellerimiz titreyerek, “İnşallah bir şey atlamamışımdır” diyerek okurduk. Bu da tabii ki hızlı üretimi etkiliyordu. Duyduğumuz bir haberi hemen yapmak zorunda hissediyorduk. Çünkü hızlı davranmaz ve toplamazsak, haberimiz “elimizde patlayabilirdi.” Ve tabii yöneticilerden azar işitirdik. Sonraları bu tür bazı davranışların aslında “mobbing” olduğunu öğrendik.
  • Bir yandan gazetelerde sayfalar kıt kaynaktır ve haberler kendi içlerinde de yarışır. Tabii ki haberin niteliği, önemi, etkisi, özel olup olmaması gibi pek çok kriter önemli. Merkezlere akan yüzlerce haberin içinde sıyrılarak sayfaya yerleşmek için de hız, mecburiyet. Haberin sayfalar yapılırken yetişmemesi, girme şansının düşmesi demek. Ya da ajanslardan alınması… Açıkçası bu hızlı akan süreçler, geçmişteki rekabetçi ortam zaman zaman çok zorladı.

Hız baskısı olmasa habercilikte kalite artar

“Kadınım ve 2000’li yıllarda da işimiz kolay değil. Zorlu çalışma koşullarına, evlilik, annelik gibi başka zorlayıcı süreçler de katılınca zaman zaman zorlandığımı ve ilaç dâhil bazı destekler almak zorunda kaldığımı söyleyebilirim” diyen Erşan, hız baskısı nedeniyle hem psikolojik hem de fiziksel olarak yorulmuş:

  • Doğum iznimde dahi, kızımı emzirirken bile telefonla haber topladım ve yazdırdım. Buna mecbur bırakıldım. Yıllarca kayınvalidemin ve kayınpederimin yanına gittiğim tatillerde, onların evlerinin bile telefonlarını eski yöneticime bırakmak zorunda kaldım. Cep telefonumdan ulaşamasa diye alırdı. Ve tatildeyken de rahatlamak, gevşemek mümkün olmazdı. Şimdi bile bunları yazarken içim sıkışıyor.
  • Hızlı olmak psikolojik ve fiziksel olarak insanı kesinlikle etkiliyor. Gerginlik, anksiyete, yorgunluk (bedensel ve ruhsal) tüketici… Meslek hastalıklarımız olan omuz, boyun, bel ağrıları nedeniyle pek çok kez tedaviler gördüm. Çok zorlayıcı bazı dönemlerde geçmeyen, şiddetli baş ağrılarıyla mücadele ettim. Uykuda da rahatlama yok. Diş sıkmaktan çenem kaydı, ağzımda ucu kırılmayan diş, dolgu yok diyebilirim.
  • İşi kurtarıyoruz belki ama hızlı haber yapma baskısı olmasa çok daha nitelikli haberlerin üretilebileceğini düşünüyorum. Geriye dönüp (yenileri dâhil) haberlerime baktığımda, “Keşke şöyle yazsaydım ya da şunu da ekleseydim” duygusunu sürekli yaşıyorum. Bunun tek sebebi hızlı yazmam değildir kuşkusuz; daha iyiyi, mükemmeli yakalama çabası da vardır, ama böyle.

Haberler yorunca bir nefes alın: Sağlık sorunlarına karşı uzman tavsiyeleri

Geçen yıl sonundan beri çalıştığı Diken’in “tık yarışı” yapan bir yayın olmadığını belirten Erşan şunu ekliyor:

  • Bana “hızlı ol” ya da “daha hızlı ol, çok haber yaz” diyen kimse yok. Hatta bu konuda karşılıklı bir güven ilişkisiyle, serbest olduğumu da söyleyebilirim. Ancak eski pratiklerim ve alışkanlıklarım nedeniyle kendi kendime psikolojik baskı yapıyorum ve açıkçası gevşemiyorum. Dijital mecranın olanakları nedeniyle daha hızlı ve daha çok haber üretiyorum. Çünkü sayfa kısıtlılığı gibi bir sorun yok. Türkiye’de ise haber çok. Yeri gelmişken belirteyim: Türkiye’nin kendine özel koşulları, hızlı değişen gündemi ve sürekli yüksek seviyede seyreden tansiyonu da bizi hızlı olmaya zorluyor. Yapamadığım, yetişemediğim haberlere üzülüyorum…

Hazal Ocak: Hızlı çalışmanın olumlu yanları daha fazla

12 yıl Cumhuriyet gazetesinde görev yapan ve bugün Gazete Duvar’ın çevre ve kent muhabiri olarak sahada yer alan Hazal Ocak, kâğıt-dijital ayrımından ziyade, çalıştığı kuruluşun özel habere bakışının hız talebini de şekillendirdiğini düşünüyor.

Hazal Ocak

Cumhuriyet’teyken “Toplantılarda, basın açıklamalarında, eylemlerde ya da söyleşilerde hızla not alıyorduk ama yazılı basın olduğu için haberi yazma ve sindirme açısından vaktimiz oluyordu” diyen Ocak, Gazete Duvar’ın dijital bir yayın olmakla birlikte özel haberi önemsediğini vurguluyor. Bu sayede özel haberlerini çalışırken diğer birçok dijital gazetecinin aksine hız baskısı altında olmadığını belirten Ocak şöyle devam ediyor:

  • Ancak bazı rutin ve işleyen işlerde daha hızlı olmam ve haberi de daha hızlı yazıp vermem gerekebiliyor. Bu durum bir yandan bana gelişmeleri daha hızlı analiz etmeyi öğretti ve reflekslerimin daha hızlı gelişmesini sağladı. Bir yandan da hızlı olmanın verdiği stres ve yetişme kaygısı olabiliyor, ama genel anlamda olumlu yanları oluyor diyebilirim. Hızlı olmak bir yandan haber refleksimi güçlendiriyor ve daha dinamik hissediyorum, bir yandan da stresli ve kaygılı hissettirebiliyor. Bazı yoğun rutin gündemlerinde de yorucu olabiliyor.
  • Gündemden kopamıyoruz. Eve gittiğimizde ya da tatile çıktığımızda da her gün aynı yoğunluğu fark etmeden de olsa yaşıyoruz. Malum Türkiye’nin ve dünyanın gündemi de yoğun. Ben genelde bu durumdan kurtulamıyorum ancak kurtulmak için ya da daha doğrusu biraz olsun dinlenebilmek, uzaklaşabilmek için kendimce bazı önlemler alıyorum. Mesela arkadaşlarımla buluştuğumda, spor ya da yürüyüş yaparken telefonuma ve sosyal medyama acil bir durum olmadıkça bakmamaya çalışıyorum. Tango yapmak da beni dinlendiriyor. Tango yaparken kısa süreli de olsa gündemden kopmaya çalışıyorum.

Bilal Çelik: Gazeteciler en çok psikolojik olarak etkileniyor

BirGün editörü Bilal Çelik, hız baskısının haber sitelerinde teyit edilmemiş bilgilerin yayımlanmasına ve yazım hataları yapılmasına da neden olduğuna dikkat çekiyor. Ona göre bu tür yanlışlar hem “editöryel özgüveni” zedeliyor hem de özgün gazeteciliği ve haber dilini baltalıyor.

Bilal Çelik

Kopyala yapıştır haberciliğinin” bu ortamda yaygınlaştığını vurgulayan Çelik, hız baskısının gazetecileri en çok psikolojik olarak etkilediği görüşünde:

  • Arkadaşlarımın hız ve yoğunlaşma ihtiyacından anksiyete krizi geçirdiğine bile şahit oldum. Tabii bu durum daha çok iş yükünün fazla olduğu yerlerde yaşanıyor. Birçok internet sitesinde az işçi, çok iş bekleyen patronumsu yapılar var. Ve bunlar az sermayeyle “amiral gemisi” olma derdinde yapılar. Özellikle burada çalışan arkadaşlarımızın iş yükü çok fazla oluyor. Hem işi yetiştirmekle uğraşıp hem de bu yapıların uçuk taleplerini yerine getirmeye çalışmak gazeteci arkadaşlarımızı çok zorluyor. Fiziksel olarak da elbette gazetecinin oturduğu sandalyenin, kullandığı bilgisayarın özellikleri sağlık açısından çok önem taşıyor. Emekçiyi çok çalıştırıp sömürenlerin, bu araçları kısmaktan çekineceğini pek düşünmüyorum.

“Yoğun bir gündem söz konusuysa eve bitkin gidebiliyor. Bitkin gidildiği için de geçirdiğiniz akşamın pek bir önemi kalmıyor bazı zamanlarda” diye ekleyen Çelik, birçok haber merkezinde ise gece vardiyasında tek bir nöbetçi editörün çalıştığını hatırlatıyor. “Türkiye’de akşam saatlerinde skandal ya da çok önemli olaylar yaşanabiliyor” ifadesini kullanan Çelik’e göre hız baskısını bu tür durumlarda en çok hissedenler de gece editörleri oluyor.

Gece editörlüğü: Gazeteciliğin ‘karanlık’ yüzü

Buse Özel: Hız baskısı gazetecilikte uzmanlaşmaya da engel

Hürriyet gazetesinin sağlık muhabiri Buse Özel de hız baskısının, “tık avcılığı” gibi kötü mesleki pratiklerle el ele yürüdüğü ve gazetecilikte uzmanlaşmayı engellediği görüşünde.

Buse Özel

“Aslında buradaki kaygının tiraj ya da reyting kaygısından çok farkı yok gibi görünse de daha hızlı değişen, her saniye takip edilebilen ve ölçülebilen bir matematiği var. Bu da internet gazeteciliği yapanlar için kocaman bir el bombası ile koşmak demek” diyen Özel, bunu şöyle açıklıyor:

  • Uzun yıllar internette çalıştım. Her an her mecrayı, ajansları, diğer internet sitelerini, gazeteyi ve yabancı medyayı takip etmem bekleniyordu. Bazı yöneticiler bunu sadece kendi uzmanlık alanınızda değil, diğer bölümlerde de yapmanızı bekliyor ve talep ediyor. Çünkü sağlık ya da kültür-sanat gibi uzmanlıklar, mecralarda çok da önemli bulunmayabiliyor. Bu durum tabii ki zihinsel olarak çok yorucu bir durum. Eve gittiğimde çoğu zaman bırakın bir spor yapmayı, kolumu kaldıracak hâlim dahi olmuyordu. Bunun tek sebebiyse zihin yorgunluğu. Ancak [basılı] gazetede çalıştığımda bunu daha az yaşıyorum elbette. En azından zihinsel olarak haberin üzerine düşünme vaktim, bilgiyi teyit etme imkânım oluyor. Bu nedenle [basılı] gazeteciliğin ve gazetelerin ayakta kalmasını çok istiyorum.
  • Bu kadar hızlı olmanız beklendiğinde belli bir müddet sonra mutlaka hata yapılacaktır ve bunun sorumluluğunu ise editörün alması gerekecektir. Bu, stresi daha da arttıran bir durum…  Stres ve anksiyetik atak yaşadığım zamanlar oldu. Hatta internet editörlüğünde uzun saatler masa başında oturmak beni öyle yaşlandırmıştı ki kolum, belim, sırtım ağrıyordu. O işten ayrılınca tüm ağrılarım geçmişti. Şu anda hâlâ yok… Hızlı haber girmek eşittir yanlış haber girmektir ve bunun da sorumluluğu vardır.

Gamze Bal: Hız önemli ama mevcut şartlarda yüzeyselliğe neden oluyor

Sözcü’nün internet sitesinde ekonomi editörü olarak görev yapan Gamze Bal, bugünkü koşullarda yaşanan hız baskısının, haber konularının kapsamlı olarak ele alınmasını zorlaştırdığını düşünüyor.

Gamze Bal

Bal, uzmanlaşma konusunda Özel’in de dikkat çektiği noktayı şöyle açıyor:

  • Hız önemli ama mevcut şartlarda yüzeyselliği de beraberinde getiriyor. Çünkü gündem çok hareketli, bir haberden sonra hemen başka bir haberi daha benzer hızla vermeye çalıştığın için konuları kapsamlı bir şekilde ele alamayabiliyorsun. Çok sınırlı kadrolarla çalışılması, bu baskıyı artıran bir durum. Bir de çeşitli kurumlarda hem az kadro çalışıp hem tüm alanlara bakmak zorunda olan internet editörleri var. Hepsi kendi içinde uzmanlık gerektiren, pek çok terim bulunan alanlar ama bir editör hem çevre hem ekonomi haberi girebiliyor. Bu yüzden gazeteciliğe internette başlayan birinin uzmanlık alanı edinmesi çok zor. Gazetede muhabir ve editör ayrımı daha net. İnternette ise beraber yürüyor. Bu da içeriğin kalitesini etkiliyor.

Ökkeş Taşkın: Pazarlamacı gibi davranmaya başlıyorsun

Gerçek Gündem editörü Ökkeş Taşkın, her mecrada “haberi yetiştirmek” gibi bir gereklilik olduğunu hatırlatırken Türkiye’deki sorun olarak altta yatan motivasyonu işaret ediyor. Dünyada nitelikli gazetecilik yapanlar haberi yetiştirmeye çalışırken kamuoyunu doğru bilgilendirmeyi hedefliyor; bizde ise en yaygın amaç, daha çok tıklanmak.

Ökkeş Taşkın

Bu yüzden “Bütün bunlar birleştiği zaman panik hâlinde haber oluşturmaya başlıyorsun. Bu da beraberinde editöryel hatalar ve yanlışlarla dolu, kirli bir enformasyon [ortamına] yol açıyor” diyen Taşkın şu ifadeleri kullanıyor:

  • Çok yıpratıcı bir süreç demek bence az bile kalır. Çünkü artık gelişmelere kayıtsız kalıyorsun. Gazeteciliğin beraberinde getirdiği kamu yararını unutup pazarlamacı gibi davranmaya başlıyorsun. Yaptığın haberin değeri ne kadar okunduğuyla ölçülmeye başlıyor. Bir süre sonra mesai arkadaşların, yöneticilerin, herkes bu kimliğe bürünüyor ve her daim haberi satmak zorundasın. Ve artık pazarlamacısın, bütün bunların dışında kaldığın an üzerinde istemsiz bir baskı hissetmeye başlıyorsun ve bu durumda daha çok haber girmelisin, daha çok tık almalısın baskısıyla hem psikolojik hem de fiziksel olarak yıpranıyorsun… Gelişen teknolojiyle birlikte artık her şeyi cebimizde ve yanımızda götürüyoruz ve mesai bizler için hiç bitmeyen bir hâl alıyor. Örneğin mesai bittiğinde hiç susmayan Whatsapp’taki iş grupları, mailler ve sürekli çalan bir telefon… Bütün bunlardan uzaklaşmak çok mümkün değil.

Tuğba Özer: Neyse ki Türkiye’de alternatifler çoğalmaya başladı

Haber kuruluşları arasındaki rekabet, buraya içerik üreten herkesi etkiliyor. Bu ortamda hız baskısını serbest gazeteciler de hissediyor. Uzun süre çalıştığı internet medyasından hız baskısı nedeniyle ayrıldığını belirten serbest gazeteci Tuğba Özer‘e göre bu baskının en büyük eksisi, gazetecilerin, yaptıkları işe yabancılaşması:

  • Muhabir, haberi detaylandırabilecek ve haberi daha kapsamlı bir perspektiften yazabilecekken çoğu zaman hız baskısı nedeniyle daha az memnun kaldığı bir şekilde haberi sunmak zorunda kalıyor. Bu da bir süre sonra mesleki tatmini yok ediyor. Aynısı editörler için de geçerli. Muhabirlerden gelen haberi görsel olarak ya da içerik olarak daha fazla desteklemesi gereken editörler bunun yerine bir an önce sayfaya yükleyerek bir nevi robotik bir faaliyette bulunuyorlar. Robotlaşma da yabancılaşmayı getiriyor.
Tuğba Özer

Bu ortamda medyadaki doğrulama mekanizmalarının kaybolduğunu, dezenformasyonun yayıldığını ve haberin çölleştiğini ifade eden Özer, “Türkiye’de internet haberciliğinin gelişiminden itibaren çok büyük yanlışlar yapıldığını” düşünüyor.

“Türkiye’de yetişen yeni nesil gazetecilerin çoğu bu baskı altında mesleğe başladı, başka bir gazetecilik bilmiyorlar. Oysa gazeteciliğin güzel taraflarından biri bazen bir dosya üzerinde haftalarca çalışabilmek, sakince konuya odaklanabilmektir. Bizde uygulanan son dakika haberciliğinin dünyada başka bir örneği var mıdır bilemiyorum” ifadesini kullanan Özer’e göre mevcut model çökmeye mahkum:

  • Çünkü bir süre sonra birbirine tıpatıp benzeyen yüzlerce, hatta binlerce haber sitesi ortaya çıktı. Son zamanlarda haber siteleri bu nedenle daha fazla özel içerik üretmeleri gerektiğini yeniden fark ediyor. Bana kalırsa hız baskısı gazeteciliği öldürebilir, bu yüzden ortadan kaldırılması gerekiyor. Gazeteci açısından da okur açısından da sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum. Neyse ki Türkiye’de ve dünyada hız baskısına karşı yavaş gazetecilik alternatifleri çoğalmaya başladı. Bu durum hâlâ iyi gazeteciliğin yapılabilmesi açısından umut verici.

Psikolog Elif Saydam: Uzmana görünün, işinizi olduğu gibi kabul edin

Hız baskısının psikolojik etkileriyle mücadelede gazetecilere bir uzman tavsiyesi aktararak bitirelim.

Uzman Klinik Psikolog Elif Saydam şöyle diyor:

  • Zaman kavramı kişide kaygıya neden olabilmektedir. Kişi zamanla kaygısından korkabilmekte, mesleğinde iyi olabilmek için hayatındaki başka alanlardan feragat edebilmektedir. Bu da kişide baskı yaratabilmektedir. Oluşan baskı ve kaygı sonucu, bu aşırılık bazı ruhsal bozuklukları beraberinde getirir. Bu sektörde en çok görülen anksiyete bozukluğu gibi… “Yetiştirebilecek miyim”  gibi sorularla gelen merak ve  heyecan, zamanla yerini endişeye bırakır. Beynin belirsizliğe tahammülü yoktur. Belirsizliği tehlike olarak gördüğü için alarm sistemini devreye sokar. Bu bir döngü haline gelerek anksiyeteyi oluşturur. Kafada sürekli dönüp dolaşan düşünceler, huzursuzluk, “Çok kötü şeyler olacak” korkusu, kalp çarpıntısı, boğuluyormuş gibi olma, hazımsızlık, uyuşukluk ve sersemlik gibi fiziksel şikâyetler beraberinde gelir. Tedavi için [gazeteci] bir uzmana görünmeli, ama bunu yapmadan önce işini bu şekilde kabul etmeli, onu kaygılandıracak düşüncelerden uzak durmalı, sağlıksız yorumlamalar yerine sağlıklı yorumlar yapmalıdır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – HABERLER YORUNCA RAHAT BİR NEFES ALIN

Sibel Bahçetepe

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV-Sinema Bölümü mezunu. Ünivesitede öğrenciyken Habertürk, TRT ve Power FM’de görev aldı. 2003 yılından Aralık 2021'deki istifasına dek Cumhuriyet gazetesinde çalıştı. Başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı muhabirliğinin yanı sıra sağlık editörlüğü ve haber merkezi editörlüğü yaptı.

Journo E-Bülten