Görüş

‘Görmezden gelseydik tutuklanmazdık, ama gazetecilik yapmış olmazdık’

Journo’nun “Görüldü” yazı dizisinde cezaevindeki gazetecilerin mektuplarına yer veriyoruz. İki köylünün helikopterden atıldığı iddiasını haberleştirirken tutuklanan dört gazeteciden biri olan Mezopotamya Ajansı muhabiri Cemil Uğur, Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan bildiriyor. Uğur’un Türkiye Gazeteciler Sendikası’na (TGS) gönderdiği 14 Ekim tarihli mektup şöyle:

Umarım iyisinizdir. Açıklamalarınızı yakından takip ediyoruz. Desteklerinizden dolayı teşekkür ederiz. TGS ailesi içerisinde olmaktan onur duyuyorum. 

Bildiğiniz gibi 6 Ekim günü evim basılarak gözaltına alındım. 9 Ekim’de çıkarıldığımız mahkemede 3 gazeteci arkadaşımla tutuklandım. Hiçbir somut delil olmamasına rağmen tutuklandık. Aslında şahıs olarak Cemil Uğur, Adnan Bilen, Nazan Sala ve Şehriban Abi tutuklanmadı;  tutuklanan gazeteciliktir. Baskı ve tutuklamalarla gerçeği duyurmamızı istemiyorlar.

Helikopter meselesinden dolayı iktidarın rahatsız olduğunu biliyoruz ama hastane raporları ve görgü tanıklarının beyanlarını görmezden gelemezdik. İşte görmezden gelseydik tutuklanmazdık, ama gazetecilik yapmış olmazdık. Mesleğimizin gereğini yaptık. Ne pahasına olursa olsun, gerçeği halka ulaştırmaya çalıştık.

'Helikopter meselesi' nedir?

6 Ekim sabahı Mezopotamya Ajansı’nın Van Bürosu ile aralarında Jinnews muhabirlerinin de bulunduğu çok sayıda gazetecinin evine baskın düzenlenmiş, baskınlarda MA muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur ile Jinnews muhabiri Şehriban Abi ve Nazan Sala gözaltına alınmıştı. 

Cemil Uğur, Van’ın Çatak ilçe kırsalında operasyona çıkan askerlerin gözaltına aldığı köylüler Servet Turgut ve Osman Şiban’ın helikopterden atıldıklarını belgeleriyle haberleştirmişti

Köylülerden Turgut günlerce kaldığı yoğun bakım ünitesinde hayatını kaybetmişti.

İki köylünün helikopterden atıldığı iddialarıyla ilgili soruşturma yürüten Van Cumhuriyet Başsavcılığı, 1 Ekim’de dosya ile ilgili gizlilik ve yayın yasağı kararı aldı. Dört gazeteci ise 9 Ekim’de tutuklandı.

Özellikle şu konuya dikkat çekmek istiyorum: Bizlerin tutuklanmasını isteyen savcı, mahkemeye gönderdiği tutuklama talepli gerekçede, “yapılan aramada bulunan eşyaların söz konusu kişiler tarafından çalındığı anlaşıldığı üzere” tutuklama talep etmiş. Hakkımızda “örgüt üyeliği” iddiasıyla gözaltı kararı veren savcının, olmayan bir durum üzerine bizlerin tutuklanmasını istemesi aslında ortada bir “talimat” olduğunu apaçık ortaya koyuyor. Mahkeme de bu gerekçeyi onaylayarak hakkımızda tutuklama kararı veriyor. Yani “hırsızlıktan” tutuklandık. Emniyetten savcılığa, mahkemeye kadar hırsızlıkla ilgili hiçbirimize soru sorulmadı. Hukukun bu kadar ciddiyetsiz ve absürt duruma geldiği tarihte görülmemiştir.

‘Burada gazeteciliği yargılamak istediler’

Diğer yandan mahkeme bizde “sarı basın kartı” olmadığı için gazeteci olmadığımızı iddia edecek kadar ileriye gitmiştir. TGS ve Mersin Gazeteciler Cemiyeti (MGC) üyesi olmam gazeteci olduğumu yeterince kanıtlar niteliktedir. 20 yıllık gazeteci olan Adnan Bilen için “gazeteci değil” diyen bir mahkemeye gülüp geçtim. Aslında bu kararların hepsinin saçma olmasını anlıyorum. Çünkü ortada bir suç yok. Ama talimat var. Bu talimatı uygulamak için elinden geleni yaparken ellerine yüzlerine bulaştırmışlar. Bu yaşananlar Türkiye tarihinde lanetlenecek bir durumdur.

Düşünün, aylarca telefon dinlenmiş. Bir tape kaydım alınmış. O da röportaj. Burada gazeteciliği yargılamak istediler. Bizler hakikatin sesi olduğumuzu ve halkın gerçek haber alma hakkını savunduğumuzu her platformda dile getirdik, getirmeye devam edeceğiz. Ayaklar altına alınmak istenilen gazetecilik mesleğinin onuruna sahip çıkarak onu ayakta tutmaya devam edeceğiz.

Sizlerin de her zaman yanımızda olduğunuzu biliyoruz. Dayanışmanızdan dolayı teşekkürler. İyi ki varsınız. TGS’li olarak gurur duyuyorum.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – GAZETECİLER 43 YILLIK HAKLARI İÇİN MECLİS MESAİSİNDE

Cemil Uğur

Mezopotamya Ajansı muhabiri

Journo E-Bülten