Söyleşi

Hızlı okuma: Kurslar açılıyor, dijital medya ile teknikler değişiyor

Türkiye, okuma hızında dünya ortalamasının çok gerisinde. Oysa uzmanlara göre dijital medya, hızlı ve doğru anlayarak okumanın önemini daha da artırıyor. Bunun yansımasını yoğunlaşan toplumsal ilgide gözlemleyebiliyoruz. “Hızlı okuma kursu” araması sırasıyla en yoğun olarak İzmir, Ankara ve İstanbul’da yapılıyor. “Anlayarak hızlı okuma” eğitimleri ve sertifika programları düzenleniyor. Piyasada “hızlı okuma teknikleri” gibi başlıklarla satılan çok sayıda kitap var. Birkaç günde hızlı okuma becerisi kazandıracağını savunanlar ve ÖSS sınavında “hızlı okutarak” avantaj sağlamayı vadedenler de… Bir yandan da dijital medya, geçmişte basılı yayınlar dikkate alınarak geliştirilen hızlı okuma tekniklerini değiştiriyor. Göz gezdirmenin ve taramanın okuma süresindeki payı artıyor. Journo’ya konuşan eğitimciler ise Türkiye’deki “PISA sorununun” çözülmesi için hızlı okumaya dair kişisel çabaların ötesinde, ilkokuldan itibaren eğitimin ve toplumsal zihniyetin değişmesi gerektiği görüşündeler.

Hiç düşündünüz mü, yeterince hızlı okuyabiliyor ve okuduklarınızı doğru anlıyor musunuz? Bu soruyu kendinize bir kez sormanızı öneririm; çünkü hızlı okumak ve okunanı doğru anlamak hayatın hemen her alanında standartları yükselten önemli bir beceri. Bunu sağlamak eğitimin yanı sıra; iş hayatında, kişisel gelişimde, hatta yazılı ve sosyal medya kullanımında bile birçok avantajı beraberinde getiriyor. Oysa Türkiye okuma oranı kadar, okuma hızı ve okuduğunu anlama seviyesi açısından da dünya ortalamasının çok gerisinde.

Avrupa ülkelerinde hızlı okuma, müfredatın bir parçası. Türkiye’de ise hâlâ yeni bir kavram sayılır. Özellikle dijital medyanın yaygınlaşmasıyla bir gün içinde karşılaştığımız içerik sayısı da alabildiğine arttığı için, hızlı okumak artık eskisinden de önemli. Bilgisayar, tablet ve telefon ekranında gördüğümüz onca metni çabucak okumak, birden fazla kaynaktan alınan bilgileri çözümlemek, birleştirmek ve yorumlamak gerekiyor. Bazen derinlemesine okuyor, bazen göz gezdirip bir metnin en önemli kısımlarını hızla bulmaya çalışıyoruz.

Basılı yayınlardan dijitale geçiş, bu anlamda hızlı okuma tekniklerini de dönüştürüyor. Dünyanın en yavaş okuyan ve okuduğunu tam olarak anlamayan toplumlarından biri olmamızın, medyaya da olumsuz yansımaları var. Yazılı basın okurluğu ile birlikte, giderek yoğunlaşan dijital medya kullanımı açısından da hızlı okuma ve anlama becerisinin toplumsal önemi büyük. Bu yüzden Türkiye’nin hızlı okuma ve anlama karnesi ile bunun medyaya etkilerini, bu alanda eğitim veren ve araştırma yapan isimlere sorduk.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – TV VE İNTERNET ARASINDA TÜRKİYE

PISA 2009 ve PISA 2018 uygulamalarında öğrencilerin okuma alışkanlıklarına ilişkin cevapların değişimi

Suna Mollahüseyinoğlu: Türkiye’de çoğunluk okuduğunu anlamıyor

Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2009 ve PISA 2018 uygulamalarında öğrencilerin okuma alışkanlıklarına ilişkin cevaplarındaki değişimde, yazılı basın olarak dergi ve gazete okuma oranında ciddi bir düşüş olduğu görülmüştü. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2018 yazılı medya istatistiklerinde de basılan gazete ve dergi sayısının yüzde 2,6 civarında azaldığı saptanmıştı.

Bu iki verinin “birbirini desteklediğini” söyleyen eğitim uzmanı Suna Mollahüseyinoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) PISA alternatifi olarak Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirmesi (ABİDE) adıyla yaptığı çalışmaya göre Türkiye’de öğrencilerin yüzde 66’sı okuduğunu anlamadığını da hatırlattı. Ayrıca Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) verilerine göre Türkiye’nin yüzde 0,1’lik kitap okuma oranıyla dünyada 86’ncı sırada yer aldığını belirten Mollahüseyinoğlu, “Çoğunluğu okuduğunu anlamayanlar insanlardan oluşan bir toplum olarak okuma tembelliği yaşıyoruz” dedi.

“Yazılı kaynaklardaki okuma oranımız bu kadar vahimken, dijital ortamda nasıl okuyoruz?” sorusuna cevap veren Mollahüseyinoğlu, basılı yayından okuma ile dijital ortamda okumanın aynı paydada toplanmadığını belirtti. Mollahüseyinoğlu şunları söyledi: “Dijital ortamda okuyucunun karşısına ihtiyacından çok daha fazla metin çıkıyor. Bu aşamada başlık, yazar, yayım tarihi vb. detaylar büyük önem arz ediyor ve dikkat gerektiriyor. Okuyucunun çok iyi tarama yapması ve uygun metni belirleyebilmesi gerekiyor. Okuyucu istediği doğru bilgiye hızlı bir şekilde ulaşmak istiyorsa; paragraf uyumluluğunu, doğruluğunu ve güvenilirliğini çok iyi ve hızlı bir şekilde değerlendirebilme becerisine sahip olmalı. Aynı zamanda uzun bir yazılı metinde istediği bilgiye ulaşana kadar tarama yapma, göz gezdirme yetisine sahip olması gerekiyor.”

Hızlı okumak için neler yapılabilir?

Mollahüseyinoğlu’nun hızlı okuma becerisinin geliştirilmesi için dikkat ve odaklanma yetileri güçlendirilmeli. “Anlayarak hızlı okuma” kurslarında bu sürece göz egzersizleri de dâhil ediliyor. Aileler çocuklarının sınavlarda soruları daha hızlı yanıtlayabilmesi, uzun paragraf sorularına hâkim olabilmeleri ve daha çok kitap okuyabilmeleri gibi nedenlerle bu tür eğitimleri tercih ediyor. İşi gereği uzun yazıları, makaleleri ve e-postaları okumak zorunda olan profesyoneller de hızlı okuma becerilerini geliştirmek için çaba sarf ediyor.

Ancak Mollahüseyinoğlu, Türkiye’nin okuma becerisi alanında içinde bulunduğu sorunun kişisel gelişim girişimlerinin ötesine geçen çabalarla çözülebileceği görüşünde. Hızlı okuma ve anlama becerisi kazanmış bir toplum olmamız halinde okuma seviyesinin yükseleceğini ve her platformda bilgiyi analiz ederek sorgu süzgecinden geçiren bireylerin artacağını aktaran Mollahüseyinoğlu şu ifadeleri kullandı:

“Her şey temelde başlar. Okuma alışkanlığı kazanamamış birçok öğrenci aslında yavaş okuduğundan ya da okuduğunu anlamadığından kitaplara küsmüş durumda. İlkokuldan itibaren hızlı okuma, okuma anlama etkinliklerinin yaptırılması gerekli ve ortaokul, liseler de buna dâhil edilmeli. Bence mesleki eğitim kapsamında öğretmenlere de hızlı okuma yöntemleri anlatılmalı. Farkındalığın yayılması ve herkese duyurulması, içinde olduğumuz vahim okuma oranlarımızı düşünürsek, bir zorunluluk aslında… Bunları yaparsak PISA, TIMMS gibi uluslararası eğitim değerlendirme kuruluşlarının sonuç tablolarında üst sıralarda yer alabiliriz. Ülkemizde kangrene dönüşmüş eğitim sistemi olgusu bir nevi nefes alır. Gerçek anlamda araştıran, sorgulayan, analiz eden; her bilginin değil, doğru bilginin peşinden giden nesiller ortaya çıkar. Akıcı okuyan ve anlayan okurlar sayesinde dünyadaki kitap okuma sıralamasında yerimiz pozitif anlamda değişir. Aslında burada amaç sıralama değil. ‘İnsan okur, okuyan insan görür’ mantığında kültür seviyemizin hem bireysel hem toplum olarak arttığını göreceğiz.”

Sema Kumrulu: Dijital medya bireyin okuryazar olma sorumluluğunu artırdı

Hızlı okuma kursları da veren bir eğitim kuruluşunun koordinatörlüğünü yapan Sema Kumrulu ise 20 yıl önce ihtiyaç duyulan okuma becerisi ile günümüzde ihtiyaç duyulan okuma becerisi arasında nitelik ve içerik açısından fark olduğunu söyledi. Kumrulu şu ifadeleri kullandı:

“Bireyler internetin ve iletişim araçlarının olmadığı dönemde bir sorunun cevabını bilmediklerinde ansiklo­pedi ve benzeri kaynaklardan cevabı bulur ve genellikle bulduğu cevabın doğru olduğunu düşünürlerdi. Ancak günümüzde dijital arama motorları, sordukları sorularla ilgili bireylere milyonlarca cevap sunuyor. Bu cevapların hangisinin doğru ve bilimsel oldu­ğunu anlamak artık bireyin kendisine bağlı. Bu du­rum bireylere her zamankinden daha büyük bir okuryazar olma sorumluluğu vermekte. Dijital medya okuryazarlığı farklı kaynakların kullanılmasını, belirsizlik içinde yön bula­bilmeyi, gerçek ve algı arasındaki farkı belirleyebilmeyi gerektiriyor.”

Mecranın basılı materyalden elektronik ekranlara doğru genişlemesiyle metinlerin yapı ve formatlarının da değişime uğradığını kaydeden Kumrulu, “Okuma, geçmişte hiç olmadığı kadar pratik bir ihtiyaç haline geldi” dedi. İlkokul 2. ve 3. sınıftan itibaren okumanın akıcı hâle getirilmesi gerektiğini belirten Kumrulu’ya göre, 4. sınıftan sonra artık anlam bilgisi ve göz egzersizleri ile okuma hızı artırılabiliyor. Kumrulu, bir kişinin bu yönde çaba gösterdiğinde okuma hızını dört katına çıkarabildiğini; hızlı okuyabilmenin okuma alışkanlığını da pekiştirdiğini vurguladı.

Murat Tunalı: Mutlu bir insan haftada iki kitap okuyandır

Eğitmen ve yazar Murat Tunalı ise teknolojik imkânların, okuma eğilimini azalttığını savunanlardan. Birçok insan eskiden gazetede bir haber okumaya bazen 20-30 dakika ayırır, o arada köşe yazarlarını da okurdu. Şimdi Twitter “trend topic” (TT) taraması birkaç dakikada hallediliyor. Köşe yazarlarının yerini sosyal medya fenomenleri alıyor. Tunalı’ya göre bu yüzden birçok insan, entelektüel olgunluktan uzak bir hâlde, öğrenmeden yaşamın zorlu koşullarını kucaklıyor. “Bu da toplumu geriye götürüyor. Herkesin kültürel olarak gerilediği yerde ileri giden az sayıda insan toplumu güçlendirmeye kalkındırmaya gayret edecektir. Bu durum genelde kapitalizmin ve tüketim kültürünün baskın olduğu ülkelere özgü bir tablodur. Çünkü düşünmemek, sorgulamamak ve sürekli tüketip satın almak endüstriyel anlamda tercih edilen tüketici toplum modelidir” diyen Tunalı sözlerini şöyle tamamladı:

“Bence başarılı bir insan haftada en azından bir kitap okuyandır. Ancak sadece başarılı olmak yetmez. Mutlu bir insan haftada iki kitap okuyandır. Çünkü bu şekilde birkaç yıl yaşadıktan sonra hayattan beklentilerini ve yapabileceklerini doğru olarak tanımlama bilincine erişir. Hayatın standartlarını düşündüğümüzde okumayı ve kültürel değerimizi de bu standartlar içinde araba olarak ele alalım. Okumadan sadece TV ve sosyal medyadan beslendiğimizde arabamız 1. viteste gider. Şayet haftada bir kitap okursanız, yılda en az 50 kitap okursunuz. Bu durum sizin arabanızı 2. viteste çalıştırır. Eğer hızlı bir okuyucu olursanız yılda en az 150 kitap okursunuz. Bu da sizin arabanızı 5. veya 6. viteste götürür. Şimdi hızı ve donanımı ele aldığımızda eğitim hayatı sonrası 40-50 yıllık yaşamında 1. vites ile gitmiş olan insanı ve 5. vites ile gitmiş insanı düşünün. İki aracın kalibresini, konforunu ve değerini düşünün. Nasıl yaşadığınızı, hayata bakış açınızı okuduğunuz kitaplar ve bu kitaplardan kazandığınız kültürel değerler belirler. İbn-i Haldun’a atfedilen bir söz vardır. ‘İnsan beyni değirmen taşı gibidir. Eğer yeterince beslemezsen kendinden yemeye başlar.’ Bu söz esasında birçok soruyu cevaplamaya, sayfalarca cümleyi özetlemeye yeter.”

Eser Soygüder Yıldız

Eser Soygüder Yıldız

Ege Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden 1999 yılında mezun oldu. 22 yıl boyunca birçok ekonomi gazetesinde muhabirlik, editörlük ve yayın yönetmeni yardımcılığı yaptı. Serbest gazeteci olarak mesleği sürdürüyor.