Söyleşi

Limon Haber: Okuru aptal yerine koyanlara limon sıkalım!

Twitter’da açtığı Limon Haber hesabında 57 bin takipçiye ulaşan Casey Jones, ‘tık avcılığı’ girişimlerine limon sıkıyor.

‘Öyle bir şey oldu ki!’, ‘Bakın o isim ne dedi?’, ‘O şehirde esrarengiz olay’… Bu cümlelere şöyle bir baktığınızda, bir şey anlamanız pek mümkün değil, öyle değil mi? Haber sitelerinde ve sosyal ağlarda gördüğünüz bu cümleler, balık avlamak için atılmış oltalar gibi… Bir nevi ‘tık avı’. Ve tek bir hedef var: Siteye daha çok kullanıcı çekip, reklam gelirini artırmak.

Bilinçli okuru haber sitelerinden uzaklaştıran tık tuzaklarından (clickbait) yalnızca okurlar muzdarip değil. Medya profesyonelleri de bu ucuzluğa isyan ediyor.

İşte onlardan biri de yıllarca medya sektöründe çalışan ve habercilik geçmişi de olan Ekşi Sözlük yazarı Casey Jones. Twitter’da açtığı Limon Haber hesabında 57 bin takipçiye ulaşan Casey Jones, ‘tık avcılığı’ girişimlerine -kendi tabiriyle- limon sıkıyor. Clickbait’i yorumla birlikte retweetleyip, haberin içeriğinin ne olduğunu söylüyor.

Casey Jones’la Limon Haber’in hikâyesini ve İnternet haberciliğinin geldiği noktayı konuştuk.

(Kolaj: Evrensel.net)

Bir klasik soruyla başlayalım: Neden böyle bir işe giriştiniz? Bir çoğumuzun içine bu tıklatma yarışından fenalık gelmişken siz çıktınız ve ‘hadi ben size bir limon sıkayım da görün’ mü dediniz?
Gazetelerdeki bu clickbait’ten medet umma anlayışından muzdarip olan okurlardan birisiydim ben de. Kendim de medya kökenliyim. Gazetecilikle ilgilendim, uzun süre de sektörde çalıştım. Dolayısıyla bu clickbait’e başından beri zaten tavırlıyım. Bunu ben kişisel hesabımdan yapıyordum zaman zaman. Haberi açıp, içeriği neyse Limon Haber’de yaptığım gibi veriyordum. Sonra birden aklıma geldi. Bunlar için özel bir hesap açmak lazım dedim. Haber okumak isteyenler oradan takip etsin istedim. Bir anket yapmıştım 2016 yılında. Bu anket sonucunda insanların böyle bir şeyi istediğini de görünce, 29 Nisan 2016 tarihinde Limon Haber hesabını açtım.

Tık avcılarının avcısı gibisiniz desem herhâlde yanlış bir benzetme olmaz. Paylaşımlarınızdan sonra başlıklarını bilgi içerecek şekilde düzeltenler oldu mu?
Gözle görülür bir değişim var. Öncesinde bir çok başlık soru içerirdi: ‘Bakın ne dedi, şu var mı, bu kaçta’ gibi sorulardan oluşuyordu başlıklar. Şimdi clickbait’in hazırlanma biçimi değişti. Gördüler ki bu soruyla falan olmayacak. Çünkü biz tek kelime, şak diye veriyoruz cevabı. Gazetelerde içerik öyle bir hazırlanıyor ki şimdi, minimum bir cümleyle vermek zorunda kalıyorum bazı haberleri.

Belki okur tepkisi de vardır…
Kesinlikle. Limon’u Limon yapan da aslında okurun clickbait’e bu tepkisi oldu. Bu konuda bizim dışımızda da yayın yapan benzer hesaplar var. Yine çok takipçisi olan Spoiler Haber var, onları da unutmamak lazım.

Bu işte süreklilik de çok önemli sanırım, sizin hesabınızdan devamlı olarak tweet geliyor.
Mümkün mertebe çok fazla boşluk bırakmamaya çalışıyorum. Yemek yaparken, markete girdiğimde, kasada sıra beklerken, bütün işlerimin arasında hemen açıp mutlaka araya bir iki tweet sıkıştırmaya çalışıyorum. Süreklilik Limon’un bu genişlikte okur kitlesine sahip olmasında önemli bir etken.

En çok hangi haberler ilginizi çekiyor?
Spor haberlerine bakmıyorum. Magazin ilgimi hiç çekmiyor. Toplumsal olaylara, gündeme ve siyasi haberlere bakıyorum. Limon’un okur kitlesi de zaten daha çok bu tarz haberlerle ilgileniyor.

‘Clickbait’in de bir âdâbı olması lazım’

Bir de başlıkta ya da tweet’te sorduğu soruyu yanıtlamayan içerikler var…
Clickbait yapmanın da artık bir âdâbı olması lazım. Soruyu sormuşsunuz ama haberin içerisinde belirsizlik var, cevap yok, editör o soruyu nasıl uydurmuş diye merak içinde izlediğim durumlar oluyor. Bunu clickbait yöntemi uygulayan aşağı yukarı bütün gazeteler yapıyor diyebilirim.

Ciddi zaman isteyen bir iş bu. Size destek olan birileri var mı?
Ben medya kökenli olduğum için haber okumayı severim. Bu aslında benim hayatımın normal bir parçasıydı. Ancak Limon olduğunda durum değişiyor. Takip etmediğim, okumadığım gazeteleri okumak durumunda kalıyorum. Bu beni gereğinden fazla bilgi kirliliğine de maruz bırakan bir durum. Bombardıman gibi haber düşüyor. Ama bütün bunları tek başıma yapıyorum. Geçtiğimiz yaz sadece çok fazla yoğunlaştığımda bir arkadaşım o dönem için yardımcı olmuştu. Dili ve tarzı çok yakın olduğu için okur fark etmedi.

Ayrı bir ekip kurmayı düşünüyor musunuz?
Düşünmüyorum. Limon’un okuyucularıyla bir ekibimiz var zaten. Bazen 3-4 saat boyunca Limon’un tweet atmadığı zamanlar oluyor. Ama okuyucular o arada boş durmuyor. Hesabı etiketleyerek haber gönderiyorlar. Sağ olsunlar. Telefona hemen bildirim geliyor. Özellikle iki-üç kullanıcı var, güvenilirliğinden emin olduğum. Onlardan gelen haberleri kontrol bile etmeden retweet’e basıyorum.

’57 bin takipçili hesaba 7 kişi maddi destek veriyor’

Bir web sitesi açmayı planlıyor musunuz?
Aslında benim kafamda vardı. Yaz sonunda ciddi ciddi şekillenmeye başlamıştı. Sadece spotun olacağı, belki görsel dahi kullanılmayacak haberleri okura kısa kısa geçiyim istedim. Fakat böyle bir işe girdiğinizde; bu telefonda, yolda yürürken, aldım-baktım-gittim şeklinde yapılabilecek bir şey değil. Ciddi bir mesai. Yapılabilme ihtimalini görmek açısından bir ‘Patreon’ hesabı açmıştık. Web sitesi işi olacaksa, bunun kendini çeviriyor olması lazımdı. Fakat Patreon hesabından çok destek gelmedi. 57 bin kişilik takipçisi olan bir hesapta sadece 7 kişi size destek veriyor. Sonucu gördükten sonra İnternet sitesi için biraz çekimser kaldım. Çünkü reklam falan da çok düşünmüyorum. Ama hâlâ kafamda var. Bir gün belki bir alternatif üretebilirim.

Takipçileriniz arasında gazeteciler de var. Onlardan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?
Sağ olsunlar 5-6 çok tanınan isim bilhassa Limon’un başlangıcında ciddi anlamda destek verdi ve yaklaşımları da güzeldi. Çünkü kendi çalıştıkları gazetelerin de haberlerine limon sıkıyorum. Düşünün çalıştığınız kurumun haberine limon sıkılıyor ve siz böyle bir hesabı takdir ediyorsunuz, güzel ve başarılı bir iş yapıyor diye. Bu da aslında başlı başına bir duruştur.

‘Yedi medya kuruluşu Limon’u engelledi’

Peki bu başlıkları atan İnternet editörlerinden ya da sitelerden sizinle iletişim kuran oluyor mu?
Yok onlar pek iletişim kurmazlar. Toplamda yedi kurum engelledi zaten Limon’u. Üçü engeli kaldırdı.

Hangi web siteleriydi engelleyenler?
Habertürk, ilk engelleyen. Sonra Sözcü, Cumhuriyet ve İhlas Haber Ajansı. Bu dördünde hâlihazırda engelliyiz. Ama ekran görüntüsüyle veriyorum ya da okurlarımız bize gönderiyor. Bir şey değişmedi o anlamda.

Yani gerçekte bir engel söz konusu olmuyor.
Yok canım. Bu devirde çok akıl kârı bir iş değil hesap engellemek. Sabah, Gerçek Gündem ve ABC Gazetesi de engellemişti. Sabah, hemen bir gün içinde kaldırdı o engeli. Sebebini bilmiyorum. Gerçek Gündem için bir kaç ay sonra Barış Yarkadaş’a tepki iletildi, ‘Siz sansür mü uyguluyorsunuz?’ gibilerinden. Barış Yarkadaş bunları gördükten sonra zannediyorum talimat verdi editörlere. ABC Gazetesi’nin yaptığı daha komikti. Onlar Limon’u engellemekle kalmadılar. Limon’u haberlerde etiketleyen okurları da engellediler. Bu yetmedi benim kişisel hesabım Casey Jones’u da takipten düşürdüler. Bir işe yaramadı tabii. Bu sefer ABC’nin daha fazla haberine limon sıkılmaya başlandı. Herhâlde onu fark ettikten sonra engeli kaldırdılar. Onun dışında Habertürk’ten bir iki arkadaş iletişime geçti. İletişimden kastım, haberin altına yazdılar. ‘Biz her gün özgün manşeti nerden bulacağız’ şeklinde bir iki konuştular. Yine editörlerden bir tanesi kendi haberlerine limon sıkıp Limon’a gönderdi. Onu anlamak da çok zor olmadı. Kaç kişinin bunu gördüğünü takip edecekti. Görüntüleme sayısını falan muhtemelen merak ettiler. İyi bir sayıyla karşılaşınca engeli kaldırmamanın daha doğru olacağı kanaatini getirdiler herhâlde.

‘Reklam modellerinin değişmesi gerekiyor’

Haber siteleri bu tıklamalardan gelir elde ediyor. Bu başlıklara tıklanmazsa İnternet haberciliği nasıl finanse edilecek?
Reklam modellerinin, hatta reklam içeriklerinin, biçimlerinin değişmesi gerekiyor. Bu medya açısından ciddi sorunlardan bir tanesi. İkincisi, benim hiç reklam engelleyici kullanmadan girdiğim gazeteler var. Özellikle desteklenmesi gerektiğine inandığım kurumlar. Clickbait’ten medet ummadan, okuyucusunu da aptal yerine koymadan, güzel bir içerikle, nitelikli haber veriyorlar. Özellikle Evrensel ve Diken. Bu ikisinin yayın politikasını gerçekten beğeniyorum. Bir de BBC Türkçe var. BBC Türkçe’nin başlıkları çoğunlukla soru başlıktır. Bir çok okur o sorunun cevabını bizi etiketleyerek gönderir. Ama ben bunları hiç birisini retweet yapmıyorum. Gerekçesi şu; haberin sunuş şekli belki clickbait gibi görünüyor. Örneğin ‘Çikolata sağlığa zararlı mı?’ gibi bir başlık oluyor. Ama içine baktığınızda yapılmış ciddi araştırmalara yer veriliyor. Zararından ya da yararından bahseden çalışmalar var. BBC Türkçe bunları alıyor, derliyor, topluyor, okurun önüne sunuyor. Buradaki bilgi önemli. Editör oturuyor, bunlarla ciddi ciddi uğraşıyor. Zaman harcıyor ve ortaya okuyucu açısından bilgilendirici bir haberi koyuyor. Şimdi haberi bu şekilde hazırlarsak, okura gerçekten bir şey verecek içerik hazırlarsanız okuru sitenize çekersiniz.

Haber siteleri okurun güvenini kaybetmek pahasına neden hâlâ tık tuzağı kuruyor sizce?
Clickbait’teki çok temel sebeplerden bir tanesi gazetelerin nitelikli haber üretememesi. ‘Bu numaradan ararsanız açmayın?’ yazıp numarayı vermiyorsanız, okuru aptal yerine koyarak yanıltıyorsunuz. Bunu yapan gazetelerde kaç tane özel haber var diye baktığınızda hiç olmadığını görüyorsunuz. Zaten kopyala yapıştırla işleyen gazeteler. 50 tane gazetenin verdiği haberi siz ayrıca bir daha veriyorsunuz. Bu işi yapıyorsanız, varlığınızın bir anlamı olması gerekiyor. Evrensel’i sadece clickbait yapmadığı için değil, kendisi özel haber üretmekte ısrar ettiği için de beğeniyorum. Mesela toplumsal bir sorun varsa çıkıyor sokağa, uzatıyor mikrofonu, gözlemlediği bir şey varsa dikkat çekiyor. Böyle olunca varlığın bir gazete olarak bir anlam ifade etmeye başlıyor. Diken’de çok hoşuma giden yazarlar var. Çok güzel yorumlarıyla, fikirleriyle gerçekten bir şey üreten yazarlar. Siz bunların yazılarını dahi verdiğinizde okuru kendinize bir şekilde çekiyorsunuz. Elinizde böyle bir özgünlük yok, muhabiriniz yok, masa başında editör diğer gazetelerdeki haberi alıyor, kopyalıyor, kopyaladığını clickbait’e çeviriyor, sonra okurun önüne sunuyor. Ee ne olacak? Okur buraya girecek, ben reklam gösteriminden para kazanacağım, ne oldu ben muhaliflik yaptım. Burada muhalif bir tavır bile yok.

Etiketler
Zeynepgül Alp

Zeynepgül Alp

Lise ve üniversite eğitimini radyo-televizyon yayıncılığı alanında tamamladı. 2004 yılından itibaren çeşitli TV kanallarında prodüktör-editör-muhabir olarak çalıştı. Çeşitli haber programları hazırlayıp, sundu. Madencilerin çalışma koşullarını anlattığı haber serisiyle Çağdaş Gazeteciler Derneği 2011 Yılı Başarı Ödülleri'nde Televizyon Programı dalında ödül aldı. Şu an Medyapod'da Pod 360 isimli podcast yayınını hazırlayıp sunuyor.