Görüş

Muhalif medyanın tık avcılığı: Güven harcayarak para kazanılmaz

Okurunu aptal yerine koyan, kullanıcısını tık olarak gören medyanın heyecanı meyacanı yok. Geleceği de olmayacak. Sakil, saygısız ve çağdışı bu anlayış kaybetmeye mahkûm.

“Lieber Geld verlieren als Vertrauen” yani “Güven kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.” Robert Bosch’un bu sözü 1996’da Türkiye’nin reklam kuşaklarına bir güneş gibi doğmuş, herkesin pek bir hoşuna gitmişti. Nasıl gitmesin? Neticede hiçbirimiz kandırılmak, kazıklanmak, enayi yerine konmak istemeyiz. Peki beyaz eşya alırken bu böyle de haber okurken farklı mı? Yanıltıcı başlıklara tıklayıp bomboş bir içeriğe gittiğinizde güveniniz suistimal edilmiş hissetmiyor musunuz?

Tık tuzaklarına ‘büyük’ medyadan alışkınız. Onlara öykünerek büyüyeceğini sanan irili ufaklı haber siteleri de aynı yolda maalesef. Ya alternatif olma iddiasındakiler? İşte benim derdim onlarla. Ana-akımın perişan hâlinden dolayı aslında güçlenmesi gereken muhalif medyada da azımsanmayacak sayıda site, başlık ve tweet atarken esas haberi gizlemeye çalışıyor, konuyu çarpıtıyor, kendince tık avcılığı yapıyor.

İnternet siteleri taş mı yesin?

Tık şart. Tık istemek ayıp değil. Bir kere, okunmak gibi bir derdimiz olmasa İnternet sitesine değil günlüğümüze yazardık. Üstelik dijital haberciliğin mevcut gelir modeli sayfa gösterimi (siz tık okuyun) sayesinde reklam alma üzerine kurulu. Gelgelelim tıklanan ve içi boş çıkan her içerik okurun markanızdan bir tık daha uzaklaşmasına ve muhtemelen bir sonraki çakallığınıza kanmamasına neden oluyor. Tabii ‘bu işin formülünü bilen’ yayın yönetmenleri tıklar düşmesin diye dahiyâne(!) çözümler buluveriyor: İki bin lira karşılığı haber kopyalayan makinistlere dönüştürülmüş İnternet editörlerine derhâl kırbaç vuruluyor, klavye üzerinde dürüm yemeye mahkûm meslektaşlarımız tuvalete bile gidemeden tamamladıkları mesai sonrasında dahi tıklanma skorlarını düşünüyor.

‘Tıkladım, çöp çıktı, kapattım’ düzeni işte böyle işliyor. Ancak nasıl şişirilmiş tirajlar gerçek reklamvereni kandırmaya yetmiyorsa, bu boş tıklar da ucuz otomatik reklamlar dışında bir şey getirmiyor. Basılı yayına her gün para ödeyenlerse -Internet’teki bu pespayeliğe prim vermediklerinden- aboneliğe ikna olmuyor. Hasılı, insanların güveni kaybedilerek para kazanılmıyor.

Hâlbuki tık almanın ‘helal’ yolları da var: Hız, zekice atılmış başlıklar, yaratıcı tweet’ler, özgün ve kaliteli içerikler gibi… Haberi finanse etmek istiyorsak okuru sayfada daha uzun süre tutmamız lazım, bu da iyi gazetecilikle oluyor. Kopyala/yapıştır içeriğe ‘öyle bir şey dedi ki’ başlıklarını artık kimse yemiyor. Gazeteciliği tık için değil güven için optimize etmek gerekiyor.

Sermayen güvendir servetin halkın

Peki haberi saklamayınca, yanıltıcı başlıklar, tweet’ler atmayınca hemencecik düze mi çıkacağız? Hayır, hatta başlangıçta belki gelirler daha da düşecek. Ama okurlardan bir topluluk yaratma şansımız doğacak. Sadece bir tık olarak görmediğimiz, ne düşündüğünü umursadığımız, düzenli iletişim kurduğumuz, içeriğe katkı sunan, sitenin etkinliklerine katılan bu insanlar abonelik, bağış veya kitlesel fonlama söz konusu olduğunda emin olun şu ankinden çok daha cömert davranacak. Mesela Guardian daha çok okura ulaşmaya çalışmaktan vazgeçerek, adanmış bağışçılarıyla düze çıktı.

Yani önce okura saygı duyacak, onları gerçekten önemseyeceğiz. Yeni gelir modelimizi ancak bunun üzerine bina edebiliriz. Patronumuz Basın İlân Kurumu, partiler, belediyeler, işadamları mı olsun, okurumuz-kullanıcımız mı? Tercih sizin.


Tık istiyoruz:

Mustafa Kuleli

Mustafa Kuleli

1985, İzmir doğumlu. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Evrensel gazetesinde muhabirlik ve köşe yazarlığı yaptı. Hayat Televizyonu ve IMC TV'de çeşitli programlar hazırladı, sundu. NTV.com.tr, Diken ve Duvar'da editör olarak çalıştı. Journo Yayın Yönetmeni ve Gazeteciler Sendikası Genel Sekreteri.