Haber

‘Türkiye’de mültecilerin dilinden konuşan bir medya lazım’

Hrant Dink Vakfı tarafından düzenlenen “Medyada Mülteciler: Hak Odaklı Habercilikte İyi Örnekler” panelinde mültecilere yönelik ayrımcılığın ve nefret söyleminin boyutları konuşuldu. Uzmanlara göre mülteciler bir yandan radyo başta olmak üzere ana dillerinde yayın yapan medya kuruluşlarına ihtiyaç duyarken, bir yandan da Türkçe haberlerde doğru anlaşılmak ve anlatılmak isteniyorlar. Bu süreçte hikâyelerin önemli bir rolü var.

Moderatörlüğünü İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM) başkanı Metin Çorabatır’ın yaptığı panele, gazetecilik etiği alanında çalışmalar yürüten The MediaWise Trust’ın kurucusu ve direktörü Mike Jempson, Community Media Forum Europe’un (CMFE) proje yöneticisi Nadia Bellardi ve Bianet’in eş yayın yönetmeni Ekin Karaca katıldı.

Türkiye’de dört milyon mültecinin yaşadığını belirten Çorabatır, bu konuda bir kavram kargaşasının olduğuna değindi. “Geçici koruma altındaki Suriyeliler” ve “göçmenler” gibi tanımlamaların yerine “mülteciler” denilmesinin daha doğru olduğunu belirten Çorabatır, “İGAM ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile yaptığımız ortak çalışmadan sonra ulusal medyada kaçak göçmen ifadesi yerine düzensiz göçmen ifadesi kullanılmaya başlandı. Bu tarz gelişmeler sevindirici“ dedi.

‘BM ve UNICEF radyo kurmalı’

BM veya UNICEF tarafından Türkiye’de mülteciler için bir radyo istasyonu kurulması gerektiğini belirten Jempson ise mültecilerin kendi dillerinde seslenecekleri bir alanları olması gerektiğini söyledi. Jempson şu ifadeleri kullandı:

“Siyasetçilerin kullandığı dil haberlere yansıyor. Onların ortaya attığı bir cümleyi medya köpürterek veriyor. Biz bir proje gerçekleştirdik ve sürgünde olan mülteci gazetecileri İngiliz medyası ile bir araya getirdik. Özellikle yerel medyanın kullandığı dilin mültecilere verdiği zararı gösterdik. Programda mülteciler hikâyelerini anlattı ve sonrasında gazetecilerin daha pozitif bir tavır sergilediklerini, haber diline bunu yansıttıklarını gördük. Dernek olarak yaptığımız çalışmalarda nefret söylemi içeren haberleri teşhir etmeye çalışıyoruz. Düzenlediğimiz buluşmalarda, etkinliklerde ülkede yaşanan sorunların temelde mültecilerle bir alakasının olmadığını anlatıyoruz.”

“Suriyelilerle ilgili söylemler genel olarak tüm Avrupa’da aynı şekilde geçerli. Sosyal medya özelinde ise şunu söylemek gerekir ki; o mecrayı mültecileri kötülemek için kullanmamalıyız” diyen Jempson, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gazeteciler olarak bağımsız, araştırmacı gazetecilik yapıp mültecilerin neler yaşadığına bakmalıyız. Kışkırtan bir dil yerine mültecilerin ülkelerinden neden kaçmak zorunda olduklarını anlatacak dili kullanmalıyız. Çalışmalarımızın sonucuna bakarak söylemek gerekirse, çoğu zaman haberlerdeki iyi yaklaşımlar olumsuz durumları engelleyebiliyor. Medya mağdurlardan alıntı vermek istemeyebilir, bunu anlayabiliriz, ama o kişiler arasında hikâyesini anlatmak isteyenler de olabilir. Onlara yer verilmeli.”

Mültecilere haberde de fırsat eşitliği yok

Nadia Bellardi de göçün bir kriz değil, aslında bir sorunun sonucu olduğunun bilinmesi gerektiğini vurgulayarak “Savaş, sel, homofobi gibi durumların sonucu göç yaşandığını gazeteciler olarak anlamalıyız. Haberler ancak bu şekilde doğru işlenir” dedi. Bellardi şu ifadeleri kullandı:

“Avrupa Konseyi medyayı önemli kamu tartışması yürüten bir kurum olarak görüyor. Özellikle mülteci sorununu nasıl çalıştıklarını bilmek istiyorlar. Hazırlanan raporlara göre Avrupa’daki medya yaşananları kriz olarak vermiş ve olumsuz, düşmanca bir yaklaşım sergilemiş. Spaces of Inclusion (Dâhil etme mekânları) başlıklı araştırmada göçmenlerin bilgi alma hakkı incelenmiş. Sonuç olarak göçmenlere, mültecilere haberlerde de çok az fırsat tanınmış.”

Profesyonel medyada göçmenlerin temsil edilmediğini söyleyen Bellardi, “Bir topluluk medyası (community media) gerekli. Çok dilli yayınlarla yeni gelen mültecilere ulaşmayı hedefliyoruz. Spaces of Inclusion raporunda da olduğu gibi topluluk gazeteciliği mülteciler için bir fırsat sunarak onları aktif hale getirmeyi sağlıyor. Kendilerini temsil etme haklarını elde ediyorlar. Yaklaşık beş yıldır çalıştığım radyo istasyonunda farklı toplumları bir araya getirip yerel dil kullanıyoruz. Anlatılmayan hikâyeleri anlatmak kişiler için çok önemli. Mülteciler açısından çok dillilik bir boşluğu dolduruyor ve meşru bir grup olarak algılanıyorlar.”

‘Kişiyi ırkı, dini üzerinden tanımlamak hak haberciliği değildir’

Karaca ise yakın tarihte yaşanan bir olaya değinerek şunları söyledi: “İstanbul Küçükçekmece’de bir kız çocuğu taciz edildi diye haberler çıktı. Sosyal medyada birçok haber sitesi bu haberi ‘Suriyeliler çocuğu taciz etti’ diye verdiler. Araştırmadan, sadece tıklanmak uğruna bu hatayı yapıyorlar. Sosyal medyada, ‘Suriyeliler defolsun, ülkelerine gitsin’ler gibi söylemlerin trend olmasıyla ilgili bir haber çalıştık. Prof. Dr. Melek Göregenli Bianet’ten Pınar Tarcan’a yaptığı değerlendirmede, bu söylemleri ‘sahte söz birliği’ olarak tanımlamıştı.”

Bianet’in hak haberciliği konusundaki yaklaşımlarını anlatan Karaca, “Öncelikle failin dini, ırkı, inancı veya inançsızlığı bizi kesinlikle ilgilendirmiyor. Yani bir insan suç işlemişse, suç işlemiştir. Onu kimliği, dini, ırkı üzerinden tanımlamak hak odaklı habercilik olmuyor. Ancak bir kişi dili, dini, ırkı gibi nedenlerle saldırıya uğramışsa bizi esas ilgilendiren bu oluyor” dedi.

Yaygın medyanın toplumda en zayıf görülen grupları eğer failse kimliği ile haberlerde verdiğini ifade eden Karaca sözlerini şöyle tamamladı: “Son dönemde Suriyeliler olarak karşımıza çıksa da bu aslında geçmişte de böyleydi. ‘Tinerci dehşeti,’ ‘Turistlerden hırsızlık skandalı,’ ‘Komünistler halkı kışkırttı’ gibi ifadeler çok fazla karşımıza çıkıyordu. İGAM ve TGC’nin ortak projesinde yer alan medyanın 18 aylık tarama raporuna göre bugün de mülteciler için ağırlıklı olarak ‘kaçak’ kelimesi kullanılıyor. İşin tuhafı, kaçak kelimesi çocuklar için de kullanılıyor.”


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – TÜRKİYE’DEKİ SURİYELİLER MEDYADA NASIL TEMSİL EDİLİYOR?

Eylem Sonbahar

Eylem Sonbahar

Akdeniz Üniversitesi Gazetecilik bölümü mezunu. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) için basın ve ifade özgürlüğü davalarını takip ediyor. Freelance muhabirliğe devam ediyor.