Hallerimiz

Sebahattin Yılmaz: Gazeteciliği gazetecilik için yapan bir insan

DHA Van Bürosu muhabiri Sebahattin Yılmaz, büyük Van depremi sonrası görev yaparken meydana gelen ikinci depremde hayatını kaybetmişti. “Gazeteciliği gazetecilik için yapan bir insan” diye anılan Yılmaz’ı, ölümünden sekiz yıl sonra yakınlarının anlatımıyla anıyoruz.

Sebahattin Yılmaz, 20 Mayıs 1959 tarihinde Erzurum’da dünyaya geldi. Daha küçük yaşlardayken hep gazeteci olmak istiyordu. Babasının kendisine aldığı oyuncak fotoğraf makinesiyle fotoğraflar çeker ve gazetecilik oyunu oynardı. 1980 yılında Aziziye Postası gazetesinde mesleğe başladı. 1991’de  Hürriyet Haber Ajansı Erzurum bürosunda gazeteciliğe devam etti. İki yıl sonra Van bürosuna geçti ve sonraki 20 yılını bu kentte geçirdi.

Yılmaz’ın ablası Sahure İlgün, gözyaşları içinde anlatıyor kardeşini: “Daha 5-6 yaşlarından itibaren hep gazeteci olmak isterdi. Hatırladığım kadarıyla babamın aldığı plastik bir fotoğraf makinesi vardı, oyuncak. Hep onunla oynardı. Van’da gazetecilik yaptığı 20 yıl içinde hiç tatile çıkmadı. Yolları açılmamış köylere, kasabalara, sıcak-soğuk demeden devamlı koşuşturdu. Ömrünü görevine verdi.”

23 Ekim 2011’de 601 kişinin hayatını kaybettiği 6.7 büyüklüğündeki deprem olunca Sebahattin Yılmaz ailesini Erzurum’a gönderip kendisi bir otele yerleşti. İlgün şöyle devam ediyor: “Sadece biz onunla telefonda konuşabiliyorduk. Aradığımda ‘Kaldığın otel sağlam mı?’ dedim, ‘Eh işte, idare eder. Sen beni boş ver, oğlunla ilgilen’ demişti. 9 Kasım’da 5.4 büyüklüğündeki ikinci depremin olduğu gün onu aradım, bayramda beni aramamıştı. Sitem edeyim dedim. Tam arayacağım sırada televizyondaki haberlerde otelin yıkıldığını söylediler. O anda biz de yıkıldım. Telefonunu çaldırdım, cevap veren olmadı.”

Yılmaz ile DHA Diyarbakır Bürosu muhabiri Cem Emir yıkılan Bayram Oteli’nde hayatını kaybeden 24 kişi arasındaydı.

O gün kadroya geçecekti

Yılmaz’ın eşi Gönül Yılmaz da o günleri göz yaşlarıyla hatırlıyor. Mükemmel bir eş diye nitelediği Yılmaz’ı şöyle anıyor: “Çocuklarına karşı çok iyi bir babaydı. Beni çok yalnız bırakıyordu ama mecburen. Hiç kötü anım yoktu onunla. Kadrosu yoktu, kadrolu değildi eşim. Kadro alacağı için Van’a gitmiştik. Deprem zamanında telefonlar kilitlenmişti. Ulaşamamıştık… Bir ara başka bir gazeteci arkadaşla geldi. ‘Siz gidin, ben gelmeye çalışırım’ dedi. En son o zaman gördüm eşimi. Sonra vedalaştık, görmedim bir daha.”

Yılmaz’ın aileden son görüştüğü kişi oğlu Alperen oldu. “Babam fedakar bir insandı. İşini gerçekten çok seven, işi için canını verecek biri olarak tanımlarım babamı. Onun işini çok sevmesini örnek aldım” diyor Alperen Yılmaz. “Hep söylerdi babam, ‘beni tanımayan yoktur’ diye. Ben o zaman çocuk kafamla bilmiyordum. Ölümüyle birlikte tabii tüm Türkiye tanıdı ama Van ve Erzurum’da ne kadar çok tanındığını, sevildiğini, bilindiğini öğrendim.”

Uçak kazası fotoğrafıyla işini kurtardı

Yılmaz’ın gazeteci dostu Cem Bakırcı, müteveffa gazeteciden “Sebattin abi” ve “Seboş abi” diye bahsediyor. Şöyle anımsıyor onu: “Uzun yıllar birlikte çalıştık. Çok sevdiğim, değer verdiğim vefakar biri olarak değerli bir ağabeyimdi. Hiç unutmuyorum, 1994 yılıydı. 56 kişinin vefat ettiği Mersin uçağı Van’da düşmüştü. O gün gazete Sebahattin abinin iş hakkını fes etmiş. Ama Sebahattin abi yine canla başla o kış kara bata çıka o enkaza ulaştı, enkazda çektiği üç fotoğraftan biri Hürriyet’in sürmanşeti oldu. Hürriyet Haber Ajansı bürosuna döndüğünde Sebahattin abiye tekrar iş teklifi yaptılar. Telefon açtı bana. ‘Biliyor musun, bir kare fotoğraf beni kurtardı’ dedi.”

‘Gazeteciliği gazetecilik için yapan’ biri

Gazeteci Sayıl Narmanlıoğlu ise Yılmaz’ı “Gazeteciliği gazetecilik için yapan çok değerli bir arkadaşımızdı. Haber zekasını çok iyi kullanan bir muhabirdi. Onu içimizden söküp atmamız mümkün değil” diye hatırlıyor. Bir diğer meslektaşı Gurbet Gökçe ise şunları söylüyor: “Sebahattin Yılmaz ömrünün son saniyesine kadar hayatta hiç kimseyi incitmiş bir insan değildi. Ben öyle tanıyorum. Esprili bir insandı. Bir anısı vardı, bunu sürekli anlatırdı. Gazete merkezleri bölgede kar kalınlığını soruyor. Sebahattin abi Bitlis’te meteoroloji bölge müdürlüğünü arıyor. Sanırım öğle tatili, kimse yok, bekçi çıkıyor. Aralarında şöyle bir diyalog geçiyor:

– Kar kalınlığı orada ne kadar?

– Görevli yok, sonra arayın.

– Ya, sen bir bak, bir daha aramayayım, kaç santimdir?

– Bilgi veremem.

– Ya dışarıya bir bakıp tahminini söylesen?

– Kardeş, yasaktır, dışarıya bakmak da yasaktır.”

Adı ölümsüzleşti

Sebahattin Yılmaz kısa sürede Van halkının sevgisini kazanmış ve “Sebo Dayı” ve “Erzurumlu Dadaş” olarak tanınmıştı. Yılmaz, büyük deprem sonrası her türlü tehlikeyi göze aldı ve Van’da kaldı.  Ölümlerin ardından Van Büyükşehir Belediyesi kentte iki büyük bir caddeye “Sebahattin Yılmaz Caddesi” ve “Cem Emir Caddesi” adını verdi. Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti bir jüri özel ödülünün, Atatürk Üniversitesi ise bir İletişim Fakültesi dersliği ile televizyon stüdyolarının isminde Sebahattin Yılmaz’ı ölümsüzleştirdi.

Doğan Haber Ajansı Erzurum Bürosu muhabirlerinden Turgay İpek dokuz gün sonra enkaz altından kurtarılan Nurcan hemşireyi hatırladığını belirtiyor: “Sivil savunma ekiplerinden gelecek sevinçli haberi bekliyorduk. Fakat zaman ilerledikçe insanın içindeki umutlar da tükeniyordu. Diyordum ki acaba Sebahattin abi ile Cem de Nurcan hemşire gibi enkazın altından sağlam çıkabilirler mi? Ama maalesef çıkamadılar.”

‘Ağabeyimiz olurdu’

Sebahattin Yılmaz’ın hayat hikayesi, Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü mezunu Mehmet Yılmaz tarafından 27 dakikalık bir belgesel haline getirildi. Yılmaz şöyle diyor: “Öğretim görevlisi Jale Alcan ve İhlas Haber Ajansı Erzurum Bölge Müdürü Ayhan Türkez ile görüşmeler sonucunda belgesel çekilmeye karar verildi. Belgesel için aile üyeleri ve arkadaşları başta olmak üzere 11 ilden 20 kişiyle görüştük. Yaklaşık altı aylık süre sonucunda belgesel çekildi ve 10 Ocak 2014 tarihinde, yani Dünya Çalışan Gazeteciler Günü’nde gala yapıldı.”

Belgeselin yönetmeni Alcan ise Sebahattin Yılmaz’ı şöyle hatırlıyor:  “Kendisi ile tanışmam mezunu olduğumuz Erzurum Lisesi ve öğrencilik yıllarımıza rastlar. Ağabeyimiz olurdu. Deprem günü cep telefonundan aradım ancak ulaşamadım. Bayram Oteli çok katlı olduğu için enkazının kaldırılması zaman alıyordu, sağ çıkarılma ihtimali vardı. Üç günlük Azra bebek dondurucu soğuk ve kar yağışına rağmen bir hafta sonra enkazdan sağ çıkmıştı. Ama üç gün sonra Turgay İpek’i telefonla aradığımda ağlamaklı bir ses tonuyla ‘Sebo’nun cansız bedenine ulaşıldı’ dedi. Yıkılmıştık!”

Yaz Sebo Dadaş yaz

Gazetecilik mesleğinin kaderinin, doğal afetin, depremin, acının, Van’ın, depreme dayanaksız mezar evlerin, plansız yardımların, göçük altında kalan yüzlerce cansız bedenin, evsiz sakat kalan, başka şehirlere göçmek zorunda olan onlarca yaralının, depremzedelerin korunamadığı, üşüten, günler sonra az sayıda dağıtılan çadırların, soğuğun, karın, ayazın, ana babasını, evladını yahut akrabasını, komşusunu kaybetmiş binlerce insanın ıstırabını, kederini ve sabrını…

Yaz Sebo Dadaş yaz! Van depremini, depremdeki ölü ve yaralı sayısını, depremin artçılarını, virane evleri, depremde göçük altında kalan canları, hırsızlık yapanları, fahiş fiyata mal satanları, yan gelip yatanları, bilinçsiz yardım dağıtanları, yapılan yardımları çalanları, reklam yapanları, yağmalanan yerleri, asparagas haber yapanları, yağan karı, çadırlarda gazdan zehirlenen bebeleri, ambulanslara yol vermeyenleri, uzaktan uzağa bakanları, ortalığı birbirine katanları, kamu binalarını, yoksulun çaresizliğini, Azra bebeğin çığlığını, çadırın dondurucu soğuğunu, Mevlana evlerini, Bayram Oteli’ni, yaz Sebo Dadaş yaz, vakitsiz mezara konanları, sonra da çıkmayıp ölenleri!

Özgür Bülbül

Özgür Bülbül

Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Yerel-Ulusal gazete, TV ve haber ajanslarında muhabir-editör olarak görev yaptı. İnternet haberciliği ve yerel medya üzerine çalışıyor.