Liste Televizyon

Son günlerin konuşturan 8 reklamı (Bonus içerir)

“Reklamın iyisi kötüsü olmaz” mottosu reklam dünyası için geçerli değil. Hayatımızın her saniyesinde her koşulda maruz kaldığımız reklamlar üzerine yorum ve eleştiri yapmak en tabii hakkımız. Sektör bizi baştan çıkarma işiyle meşgulken o işe aracılık eden TV filmlerinin bize ne ifade ettiği/etmediği çok önemli. Başlayalım o halde, reklamları zaplamak yerine izleyenlere gelsin.

Pınar sucuk / Ezgi Sertel

Televizyondan fırlayıp kahvaltı sofrasına dalan sucuk canavarı Ezgi Abla karakteri son dönem reklamlarda görülen en itici profil. Hele o, “Abicim hiç merak etme hakkını vererek yerim” deyişi yok mu, evlerden ırak. Siz siz olun obur kadın fikrinden uzak durun, Türkiye’de her üç kadından biri obez.

Scholl / Elektronik tırnak bakım seti

“Artık daha fazla kadın tırnaklarınıza hayranlıkla bakacak” diyen bu reklam buz gibi soğutuyor bu cümleyle kendinden. Nedir bu kadını kadına kırdırma arzunuz canısı? İlle de hemcinslerine fark atmak için mi bakımlı ve güzel olmaya çabaladığını sanıyorsunuz kadınların? Ne ilkel bir rekabet kafası.

Piyalepaşa İstanbul

Geleneksel semt hayatı modeli ve vaadi konut reklamlarının son trendi. Kentsel dönüşümle yıkılıp yağmalanan tarihi İstanbul semtleri ve kültürü lüks site projelerine malzeme oldu. Piyalepaşa bunlar arasında en iddialılardan biri. Nerede o eski Ramazanlar çekimi yapmak için kurulan bir dekoru hatırlatıyor filmdeki unsurlar. Geleneksel semt dokusunu, geçmişe özlemi ranta çevirmenin zirvesi.

AND Pastel

İşte bize ağlak ağlak lüks konut pazarlamaya çalışan bir reklam daha. Konsept yine eski mahalle özlemi. Bakınız, eğlence yeni nesil olsa da komşu amcalar aynıymış, “Keserim dronunuzu” diyen güleryüzlü bir gökdelen huysuzu koymuşlar filme misal. Ne tatlış bir gönderme, topumuzun kesildiği o eski günlere öyle değil mi?

Arçelik ve Selamlique

Bu reklam beni güldürüyor. Osmanlıcılık furyasının çok satarlık gücünü arkasına alıyor, ancak görsel algıda trend killer’lık yapıyor. Haremlik kavramı yerine Arçelik’i monte ederek, klişeyi sağlam biçimde kırıyor. 21’inci yüzyılda geçmişe özlemin her türlüsünün tüketim kültürünün bir unsuru olmaktan öteye gidemeyeceğini gösteriyor.

Rexona / I like to move it

Doğu-Batı sentezi denen şeyi başarıyla uygulayan son derece sempatik bir reklam. Sona doğru, “Türkiye bu hareketi sevdi” sloganı duyulduğunda, evet diyorsunuz, ben de sevdim. Deodorant kullanımının artması için böyle etkili reklamların hayatımızdan hiç eksik olmaması gerek. Malum önümüz yaz ve kaygılar had safhada.

Maylo / Huysuz Virjin

İşte tuvalet kağıdı reklamının güzeli de olabiliyormuş dedirten bir reklam. Yerli gösteri dünyamızın biricik huysuzu, Huysuz Virjin’in markaya katkısı şimdiden efsane olma yolunda. Her filmiyle seyirciye mini bir Huysuz Şov izleten Maylo’yu alkışlıyor, Seyfi Dursunoğlu’nun komplekssiz zekâsına ve rakipsiz mizahına şapka çıkarıyorum.

Corega / Fındık

Yediği fındıkların yarısı protezin altına giden adam filmi uzun süredir gösterimde. Bu reklamın benim için asıl esprisi ise bir soruyla doğdu; “Anthony Bourdain’in İstanbul bölümündeki taksici değil mi o?” dedi bir arkadaşım. Tekrar izledim ve epey benziyor hakikaten. Fakat Google’a sorunca anladım ki o değilmiş.


BONUS

Sözü açılmışken, No Reservations adlı gurme seyahat programında ünlü Amerikalı şef Anthony Bourdain’e İstanbul’u gezdiren ‘The Best Taxi Driver’ İhsan Aknur’un TED konuşmasını mutlaka izleyin, yok böyle bir taksici–yazar. Müthiş bir kişilik, olağanüstü bir başarı hikâyesi…

Sevim Gözay

Sevim Gözay

93 yılında girdiği medyada birçok yapımda kamera arkasında çalıştı. 2000’de kamera önüne geçti ve kendi programlarına imza attı. Ödüllü programları Stüdyo: Sinematik Portakal ve Cosmopolis’le tanınıyor. Kitapları: Kasetten Canlı (2013), Sinemaskop Randevular (2015).