Haber

Televizyon tarihinin seçim sonucunu en çok etkileyen canlı yayın sorusu

23 Haziran’da tekrarlanacak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine bir hafta kala iki aday televizyonda karşı karşıya geldi. Birçok yorumcu, tarihi canlı yayından seçim sonucunu değiştirecek bir sonuç çıkmadığı fikrinde. Televizyonda siyasi münazara formatının yaratıldığı ABD’de bugüne dek seçimlere en çok etki eden canlı yayın sorusu ise 1988’de sorulmuştu.

Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu ile Cumhur İttifakı adayı Binali Yıldırım, İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen münazarada karşı karşıya geldi. Moderatörlüğünü FOX TV’den İsmail Küçükkaya’nın yaptığı program tüm haber kanallarında canlı olarak yayımlandı. Medyatava’ya göre 16 Haziran akşamı Total, AB ve ABC1 kategorilerinin galibi FOX TV oldu. Kanal 7 ikinci, Beyaz TV ise üçüncü sırada geceyi tamamladı.

Küçükkaya’nın her soru için adaylara üçer dakika vermesi, aralarındaki etkileşimi kısıtlayıp birbirlerine sadece bir soru sormalarına imkân tanıması gazeteciler arasında da tartışma yarattı. Küçükkaya’nın moderatör performansını övenler de, eleştirenler de oldu.

Ancak hemen hemen tüm gözlemcilerin birleştiği bir nokta vardı: Türkiye’de 17 yıl sonra gerçekleşen bu tarihi karşılaşmada seçim sonucuna önemli etkide bulunacak bir gelişme yaşanmadı.

Gazeteci Murat Yetkin, “Tartışma programı olması güzeldi ama ben bu program nedeniyle 23 Haziran İstanbul seçiminin sonucunu değiştirecek oy kaymaları olacağı kanısında değilim” yorumunu yaptı.

Bush seçimi bir münazara ile kazanmıştı

Seçim münazaraları tarihine baktığımızda, Türkiye de dâhil birçok ülkede canlı yayın performanslarıyla yükselen veya gerileyen liderler görsek de, seçim sonucuna en çok etki eden olay, bu formatın doğduğu ABD’de 1988’de yaşanmıştı. O programda bir gazetecinin sorduğu soruya verilen 45 saniyelik yanıt, ABD Başkanı olacak kişiyi değiştirdi.

Cumhuriyetçi Ronald Reagan, sekiz yıllık başkanlığın ardından görevden ayrılmaya hazırlanıyordu. Yardımcısı George Bush Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı oldu.  Ancak 1988 yazı geldiğinde ABD halkı yıllardır iktidarda olan Cumhuriyetçilerden bıkmış gibiydi ve muhalefetteki Demokratlar daha şanslı görünüyordu. Demokrat Parti’nin başkan adaylığı yarışını kazanan Massachusetts Valisi Michael Dukakis anketlere göre Bush’un 17 puan önündeydi.

Babası Edremit doğumlu Osmanlı vatandaşı bir Yunan göçmen olan Dukakis’ın seçim kampanyası sonraki birkaç ay boyunca etkisiz kaldı. Bush ise rakibini hedef alan sert bir kampanya ile farkı kapatmaya başladı. Son darbe, başkanlık seçiminden haftalar önce, 13 Ekim 1988’de California Üniversitesi’nde düzenlenen ve iki adayı karşı karşıya getiren televizyon münazarasında geldi.

CNN muhabirinden sürpriz soru

Bir grup gazeteci canlı yayın boyunca iki adaya sorular yöneltti. En kritik ve sürpriz soruyu, CNN’den Bernard Shaw sordu. Ölüm cezasına karşı olan Dukakis’e sorduğu soru aynen şöyleydi: “Sayın Vali, (eşiniz) Kitty Dukakis tecavüze uğrayıp öldürülse, katilin affı olmayan bir ölüm cezasına çarptırılmasını ister miydiniz?”

Dukakis şu cevabı verdi: “Hayır, istemezdim Bernard. Hayatım boyunca ölüm cezasına karşı çıktığımı sanırım biliyorsun. Bu cezanın caydırıcı olduğuna dair herhangi delil görmüyorum. Bence şiddet içeren suçlarla mücadelede daha iyi ve etkili yollar var.”

CNN gazetecisinin sorusunu eleştirenler ve Dukakis’in yanıtında bir yanlış olmadığını savunanlar vardı. Ama izleyici kararını vermiş, faturayı Dukakis’e kesmişti. O cevap Dukakis’e anketlerde yedi puan daha kaybettirdi ve sonuçta Bush başkan seçildi. Gazeteci Roger Simon şöyle yazmıştı: “Oradaki muhabirler bunu hemen sezmişti. 90 dakikalık münazara sona erdiğinde herkes, Dukakis’in işinin bittiğini biliyordu.”

Medya tarihine geçen bu olay, bugün de siyaset biliminden psikolojiye birçok dalda araştırmalara konu olmaya devam ediyor. Dukakis, ölüm cezasına karşı olduğu zaten bilinirken ve ailesi için bu konuda bir ayrıcalık yapacağını söylemesi de beklenemeyeceğine göre, başka nasıl bir cevap verebilirdi ki? Eşinin ismi anılarak sorulan böyle “tuzak” bir soruya karşı soğukkanlığını koruyarak, akılcı bir argümanla cevap vermişti. Fakat araştırmalara göre sorun tam da bu noktada gizli.

New York Şehir Üniversitesi’nden Scott Koenig’e göre ister televizyon münazarası yapan siyasetçiler, isterse sokakta rastladığımız biri olsun, bir yabancının “ahlâki bir ikilem” karşısında verdiği tepkiyi değerlendirirken aklı değil, duyguları önemsiyoruz. 2016’da bu konuda bir araştırma yapıldı. İnsanların, ahlâki kararlar verirken içgüdüleriyle hareket edenlere daha çok güvendiği tespit edildi. Bu tür kararları düşünüp taşınarak, muhtemel fayda ve zararlarını hesaplayarak alanların ise güvenilir bulunmadığı görüldü.

Kısacası, medya tarihine geçen münazarada Dukakis’in cevabı “mantıken doğru” olsa bile, izleyiciler bu yanıt yüzünden onu “duygusuz” bulmuştu.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – ‘TV YERİNE RADYODA YAYIMLANSA DAHA İYİ OLURDU

Etiketler
Journo

Journo

Yeni nesil gazetecilik sitesi. Gelişen haber üretim teknolojileri, gazetecilerin sorunları, medya ekonomisi ve gelir modellerine ilişkin gelişmeler Journo’nun öncelikli temaları.