Müzik

Bu dansı Anthony Hopkins’e lütfeder misiniz?

29 Nisan Dünya Dans Günü’ydü dün. Ne kadar hissedebildiniz bilmiyorum ama pek fazla bilinmeyen bir valsten söz etmek istiyorum bu vesileyle.

Kuzuların Sessizliği filmindeki Dr. Hannibal Lecter performansıyla aklımıza ve sinema tarihine kazınan Oscar’lı aktör Sir Anthony Hopkins’i biliyorsunuz. Peki onun oyunculuktan önce müzik alanında olduğunu ve aktörlüğe başlayınca tüm bestecilik hayallerinin suya düştüğünü biliyor musunuz?

Gel zaman git zaman Hollywood’un zirvesine çıkıyor, bir oyuncunun gelebileceği en yüksek yerlere geliyor Hopkins. ‘Sir’ ünvanıyla onurlandırılıyor ülkesi tarafından. Tüm bunlar olurken onun içinde gizli gizli yanan müzik ateşi ise hiç sönmüyor.

Yıllar önce yaptığı bir bestesi var, bir vals. Çekmecesinde saklıyor onu Hopkins. Yazdığı gibi duruyor öylece, bir orkestra tarafından hiç seslendirilmiyor. Kimse bilmiyor öyle bir eserin varlığını.

Ta ki bir gün televizyonda André Rieu’ya rastlayana kadar. Ülkemizde de sık sık konserler veren Rieu, klasik müziği popüler hale getiren en önemli isimlerden biri. Bir şef ve bir keman virtüözü.

Dünya ona bayılıyor. Klasik müziği kalıplardan çıkarıp ulaşılır hale getiriyor çünkü o. Orkestrasını alıp en sıradan mekânlarda çalıyor, bir basketbol sahası meselâ. Olmadık solistler buluyor kendine, 9 yaşında bir soprano meselâ. Her daim gülen yüzü ve ara ara Mel Gibson’a benzeyen aydınlık mavi gözleriyle bir müzik meleği…

İşte Anthony Hopkins onu televizyonda görünce “İşte!” diyor, “işte aradığım adam”. Ve telefonla arıyor onu çok geçmeden. Eh, numarasını bulmakta zorlanmadığını tahmin edebiliriz herhalde değil mi?

Ve yıllardır aklında, kalbinde, çekmecesinde sakladığı sırrını işte bu adama açıyor Hopkins. Rieu onu büyük bir dikkatle dinliyor, sonrasında besteyi alıyor ve hayran kalıyor. Sonrası daha da müthiş.

Anthony Hopkins’in notaları ilk kez gerçek bir orkestra tarafından seslendiriliyor, özel bir konserde. Hopkins salonda oturup kendi yazdığı valsi dinliyor seyircinin arasında. Gözleri dolu, dudakları titrer bir halde. Bittiğinde salon ayağa kalkıyor ve alkışlar dinmek bilmiyor. Öyle güzel, öyle zarif, öyle duygulu, öyle romantik bir vals…

Hopkins’in gözleri artık yaşlı bir adamın gözleri ve bu vals onun tüm hayatının müzikli tarihi. Gerçekleşmesi elli yıl alan böyle bir öykü işte bu.

Eğer hazırsanız o valsi dinleyelim şimdi; ‘And The Waltz Goes On’

Tüm çirkin ve kırıcı gerçeklere rağmen devam edebilmek için bir çaba niyetine, hepimize ilham olmasını umarak. Maestro! Müzik…


Sevim Gözay

Sevim Gözay

93 yılında girdiği medyada birçok yapımda kamera arkasında çalıştı. 2000’de kamera önüne geçti ve kendi programlarına imza attı. Ödüllü programları Stüdyo: Sinematik Portakal ve Cosmopolis’le tanınıyor. Kitapları: Kasetten Canlı (2013), Sinemaskop Randevular (2015).