Dosya

‘Evden çalışmak yan gelip yatmak değil’

Evde kalanlar” yazı dizisinin ikinci bölümünde, koronavirüs öncesinde de uzaktan çalışmaya alışkın olan isimlerle konuştuk. Başlıktaki söz, YouTube yayınları çok izlenen deneyimli gazeteci Ünsal Ünlü’ye ait. Ünlü, “Ev ortamında iş yapacaksanız, işyerindeki disiplini eve taşımak zorundasınız” diyor. Türkiye’nin ilk serbest çalışan örgütlenmelerinden olan Ofissizler’in üç üyesi ise daha fazla insanın evden çalışmaya başlamasıyla “güvencesizliğin” derinleştiği uyarısında bulunuyor. En büyük faydayı ise işverenler sağlıyor. Ofis kirası, öğle yemeği ve çay-kahve gibi masrafları yok; elektrik ve su faturalarını da çalışanlar ödüyor.

COVID-19 salgını Aralık 2019’da dünya gündemine girdi. Virüsün görüldüğü ülkelerde çeşitli önlemler alınırken bu önlemlerin başını evden çalışmak çekti. Mart ayının başında Türkiye’de de vakaların görülmesinin ardından evden çalışma imkânı olan iş yerleri tedbir amaçlı ofisleri kapatmayı ve evden çalışmayı tercih etti. Yetkililer bugünlerde “kademeli normalleşmeden” bahsetmeye başlasalar da, çoğu gazete ve internet sitesi en azından mayıs ayı boyunca da evden çalışma düzenini sürdürecek gibi görünüyor.

Ofiste ve ev ortamında gazetecilik yapmanın avantaj ve dezavantajlarını, koronavirüs öncesinde de bu alanda deneyimli olan gazeteci Ünsal Ünlü ve Ofissizler dayanışma ağı ile konuştuk.

Gazetecilikte 31 yılı geride bırakan Ünsal Ünlü, neredeyse beş yıldır çalışma odasından yaptığı yayınlarla binlerce kişiye ulaşıyor. Evden çalışmanın uzaktan göründüğü gibi “yan gelip yatmak” olmadığına vurgu yapan Ünlü şöyle diyor: “Ev ortamında iş yapacaksanız, işyerindeki disiplini eve taşımak zorundasınız ve bu ‘Eve iş getirme sakın’ diye tembihlenen bizler için alışılmamış bir durum. Ayrıca evde iş disiplinini sağlayabilmek çok zor. Büyük bir motivasyon gerektiriyor. Ben tamamen gazetecilik yapmak arzumla bu motivasyonu sağlıyorum ama gerçekten çok zor.”

‘TV yöneticileri bir şey keşfetmiş gibi bu işe abanacak’

Meslek hayatı boyunca Türkiye’nin büyük televizyonlarında ve haber kanallarında çalışan Ünlü, televizyon haberciliğinin kolektif bir iş olduğunu ve bunu evden yapmanın mümkün olmadığını düşünüyor. Ünlü,“Kameramanından stüdyo ışıkçısına, montajcısından yönetmenine kadar ekip işidir. Oysa evde tek başınızasınız. Yetmez, bir de benim yaptığım gibi internetten TV programı formatında bir iş yapıyorsanız, az önce saydığım bütün insanlar da siz olmak zorundasınız” diyor.

COVID-19 salgını sonrası değişmesi muhtemel durumlar birisi de çalışma düzeni. Çalışma düzeninin ofisten eve kaymasının iş güvenceli ve tam zamanlı çalışmayı nasıl etkileyeceğini sorduğum Ünlü şu yanıtı veriyor: “Birçok sektörde olduğu gibi basında da bu salgın sonrası işsizlik yaşanacak, bu kaçınılmaz. Bir de şimdi karantina günlerinde evden yayınları gören televizyon yöneticileri, sanki bir şey keşfetmiş gibi bu işe abanacaklar. Hem gazetelerde hem TV’lerde çalışan sayısı maalesef düşecektir.

‘Ev içi emeğin yeniden tartışılması zorunlu’

Türkiye’nin ilk serbest çalışan örgütlenmelerinden olan Ofissizler, serbest çalışan insanların bir araya gelmesiyle oluşan bir dayanışma ağı. 2015 yılında beyaz yakalıların ve serbest çalışanların ortak mekân arayışıyla ortaya çıkan Dünyada Mekân’da yapılan bir dizi atölye ve toplantı sonucu 2018’in yazında hayata geçti. Yıllardır ofissiz çalışanların bir araya gelip hakları için mücadele etmesine zemin hazırlayan dayanışma ağının üç üyesiyle, eve kayan çalışma düzenini konuştuk. Aylin, Tuba ve Oya’nın soyadlarını, kendi istekleri üzerine yazmıyorum.

Aylin, salgından sonra ofisten eve kayabilmiş çalışanların çoğunun beyaz yakalı olduğuna dikkat çekerek işyerlerinin tam zamanlı çalışanları denetleme mekanizmalarını yeniden düzenlenme ihtimali olduğunu söylüyor:

“Bazı şirketler artık evden çalışmaya başlayan çalışanına salgın ve ekonomik kriz nedeniyle zam yapamayacağının sinyallerini verebiliyor. Dolayısıyla ücretler ve gelir kaybı da tam zamanlı çalışmayı etkileyebilecek temel konulardan. Bunun yanında çalışmanın ofisten eve kaymasıyla birlikte çocuğu olan birçok çalışanın da evdeki deneyimlerine şahit oluyoruz. Bu ise çalışma düzeni ile birlikte bakım emeği ve diğer yanda ev içi emeğin yeniden tartışılmasını zorunlu kılacak gibi görünüyor.”

‘Toz pembe bir dünya olarak algılanmamalı’

Tuba da Ofissizler olarak ilk günden bu yana söylemlerinin bir kısmını beyaz yakalı çalışanlara yönelik olarak da inşa ettiklerini vurguluyor. Ona göre bunun nedeni, freelance çalışma ve onun dayattığı tüm güvencesiz hâllerin beyaz yakalılar için yakın geleceğe aynı tutması. Salgınla başlayan evde çalışma pratiğinin neler getireceğini söylemek için erken olduğunu, ancak pek çok işverenin bu krizi fırsata çevirmekte geç kalmayacağını söyleyen Tuba şöyle devam ediyor:

“Evden çalışma söyleminin nasıl hızla sahiplenildiğine bakılırsa salgın sonrasında çalışma düzenine ilişkin önemli bir değişim bizi bekliyor. Büyük bir iş bulma platformu da geçenlerde yayımladığı araştırma sonucunda beyaz yakalıların yüzde 50’sinin salgın sonrasında da evden çalışmaya devam etmek istediğini duyurdu. Hızla böyle bir anket yapılıp bu sonuçların paylaşılması da bence çok tesadüfi değil. Şu an dünyadaki genel eğilim de zaten uzaktan, bağımsız çalışma yönünde güçleniyor ancak bu toz pembe bir dünya olarak algılanmamalı, evden çalışma pek çok güvencesizliği de beraberinde getiriyor.”

‘İlk kaybedilenler sosyal güvenceler oluyor’

“Öncelikle temel sosyal güvenceler ki işverenin ilk kurtulmak istediği külfet, ilk kaybedilenler oluyor. Ardından işyerinin sağladığı sosyal paylaşım alanları ki bu da bir güvence ve kaybediyorsunuz. Eve kapanmanın getirdiği yalnızlaşma, olası dayanışma ağlarını kuramama da bence evden çalışmayla gelen kayıplar. Öte yandan evden çalışırken iş ve özel zaman ayrımı da maalesef ortadan kalkıyor. Bu belirsiz çizgiler dinlenme zamanın azaldığı ve tam bir dinlenme şeklinde yaşanmadığı bir yaşamı beraberinde getiriyor.”

Öte yandan Aylin, salgından önce de Ofissizler olarak, freelance çalışmanın kayıt dışılık ve güvencesizlikten kaynaklanan sorunlarıyla ilgilendiklerini vurgulayarak şöyle diyor: “Hâlihazırda kayıt dışı ve güvencesiz çalışan freelance çalışanlar işlerini de kaybedince daha da güvencesiz ve görünmeyen bir alana çekilmiş oldu. Öyle ki devletin kayıtlı çalışanlar için oluşturduğu yasal düzenlemelerde yer almadıkları gibi; meslek örgütlerinin taleplerinde de yeterince yer bulabildikleri söylenemez. Ofissizler olarak çalışanların salgın günlerini nasıl deneyimlediğini anlayabilmek bir anket oluşturduk. Anketle amacımız öncelikle bir durum tespit çalışması yapmak ve freelancelerin ihtiyaçlarını belirlemek.”

Freelance çalışanlara Basın Kartı kolaylığı

Ücret artışına ihtiyaç var ama ek indirim isteniyor

“Yasal olarak nerede, nasıl konumlandırılacağımıza dair politika üretmeye çalışıyoruz” diyen Oya ise Türkiye’deki iş kanununda freelance çalışmanın tanımının yapılmadığını anımsatıyor. Oya şunları söylüyor:

“Hâlihazırda hukuki taleplerimizle ilgili avukat arkadaşlarımıza danışıyoruz. Sözleşme meselesini çok önemsiyoruz çünkü bu salgın dolayısıyla yapılan yasal düzenlemelerde de gördük ki tüm kolaylıklar işveren lehine yapılıyor. Salgınla birlikte işveren daha önce çalıştığı birinden yeni bir iş için ‘indirim’ talep edebiliyor, oysa hâlihazırda freelance çalışan biri salgın dolayısıyla daha az iş almak zorunda kalabiliyor, dolayısıyla indirime değil, ücret artışına ihtiyaç duyuyor. Bütün bunlara mecbur kalmadığımız, sözleşmeli, güvenceli, ücretlerin işverenin kafasına göre belirlenmediği bir gelecek için çalışmalarımıza devam ediyoruz.”

‘İş güvenceli ve tam zamanlı çalışma olumsuz etkilenecek’

Medyascope Ana Haber Bülteni Güne Bakış’ı sunan gazeteci Burak Tatari de çalışma düzeninin ofisten eve kaymasının, iş güvenceli ve tam zamanlı çalışmayı olumsuz etkileyeceğini düşünüyor.

Türkiye’de vaka görülmesinin hemen ardından çoğu haber kuruluşu gibi Medyascope ekibinin büyük bir kısmı da evden çalışmaya başlamıştı. Dört yıldır Medyascope’ta görev yapan Tatari, fiziksel bir stüdyonun olması, stüdyoda ağırlanan program konukları ve haber merkezindeki hareketliliğin mesleki gelişimine büyük katkısı sağladığını söylüyor.

Kalabalık bir ekibin evden çalışmaya başlamasıyla verim kaybının kaçınılmaz olduğunu belirten Tatari, koronavirüs günleri ve sonrasıyla ilgili şu yorumlarını paylaşıyor:

Konuğu stüdyoda ağırlamak ile Skype’tan konuşmak çok farklı

“Salgın tüm etkilerini göstermeden editör, muhabir ve kurgu ekibindeki arkadaşlarımız evlerinde çalışmaya başladı. 8-9 kişilik küçük bir ekiple stüdyoda bir haftalık geçiş süresi yaşadık ve tüm ekinin evden çalışması için gerekli düzenlemeleri yaptık.”

“Yüzde 80 dolayında verimli çalışmaya devam etsek de yüzde 20’lik bir verim kaybı olduğunu düşünüyorum. En başta stüdyodaki malzemelerimiz daha iyiydi. Gazetecilik tırnak içinde dokunularak yapılan bir meslek. Bir konuğunuzu stüdyoda ağırlamakla konukla Skype görüşmesi yapmak arasında ciddi bir fark var.”

En büyük verim kaybı, internet bağlantısı yüzünden

“En büyük verim kaybımız ise evlerdeki internet bağlantılarının stüdyodaki kadar iyi olmaması. Bu sebeple canlı yayın yapmayı göze alamıyoruz ve banttan yayın yapıyoruz. Saat 19.00’daki yayını 17.00’de çekiyoruz. Malum, Türkiye gündemi her zaman yoğun. Anlık gelişmelere bant yayınlarında yer verme şansımız olmuyor ancak her zamanki gibi işlerimize devam ediyoruz.”

“Kendi ofisimiz açısından değil ama genel olarak değerlendirirsem gazeteciler açısından [bu sürecin] tehlikeli olacağını düşünüyorum. Öğle yemeğinin verilmediği, çay ve kahvenin verilmediği, evde tüketilen elektriğin ve suyun faturasını sadece çalışanın ödediği ve bunun karşılığında ofis kiralarının olmadığı bir düzen işverenler için cazip olacaktır. İşverenlerin, çalışanlarını suistimal etme ihtimalini hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamız gerek. Evde çalışma güvenceli değildir, aksine güvencesizdir.”


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – EVDE KALANLAR 1: SAHAYI ÖZLEDİK

Seda Karatabanoğlu

Seda Karatabanoğlu

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezunu. Gazeteciliğe Cumhuriyet gazetesinde muhabir olarak başladı, ardından çeşitli internet sitelerinde editörlük yaptı. Serbest gazeteci olarak çalışmakta.