Görüş

Televizyon: Türkiye’nin kara kutusundan haber almak

Türkiye’de toplumun tercih ve fikirlerine dair araştırmalar nedense seçim dönemlerinde yapılan anketler kadar önemsenmiyor. Oysa bir hayatın nasıl yaşandığı, o hayatta yapılan/yapılabilecek seçimlerle ve toplumsal yönelimlerle ilgili çok şey söylüyor.

KONDA tarafından Temmuz 2018’de kamuya açılan “Türkiye zamanını nasıl kullanıyor?” başlıklı araştırma Türkiyeli yurttaşların yaşamıyla ilgili olarak, değil seçim anketleri seçim sonuçlarından bile daha çok şey anlatıyor. Özellikle de günün hangi saatinde kimin (hangi kesimin) ne yaptığı gibi mühim bir sorunun yanıtını vermesi gereği bana kalırsa hem medya şirketlerine hem siyasi partilerin iletişim departmanlarına üstünde çalışabilecekleri önemli bir veri sunuyor.

Bu veri setinde beni en çok etkileyen ise televizyonun “prime time” dediğimiz vakitteki yıkılmaz iktidarı oldu. Zira, “Tüm Türkiye” seçeneğine baktığımızda Türkiye’nin geleneksel iş sonrası saatlerdeki en baskın tercihinin 21:00-21:59 arasında %39 gibi bir oranla televizyon izlemek olduğunu görüyoruz.

Araştırmaya göre toplum geneline bakıldığında uyumadığımızda ya televizyon izliyor ya işe gidiyor ya da yemek yiyoruz. Internet, ibadet ve eğitim bunları takip ediyor. Eğlence ve alışveriş ise totalde çok azımız için gerçekten bir şey ifade ediyor. Elbette farklı gruplara göz attığımızda gün boyunca harcanan en yüksek süre bakımından televizyon izleme oranının ulaştığı zirve noktaların görece daha düşük olduğunu, Internet kullanım oranının arttığını görmek mümkün. Ancak, toplumun nüfus bağlamında “çoğunluğunu” oluşturan kitlelere bakıldığında Internet erişiminin televizyona nazaran oldukça düşük olduğunu görmemiz şart.   

Peki ya Türkiyeliler bu kadar televizyon izlerken haberi nereden/nasıl alıyor? En çok hangi haber bültenini izliyorlar? Geçtiğimiz ay yayınlanan Reuters Enstitüsü’nün dijital haber raporu, elbette yalnızca dijital haber odaları ya da gazeteleri değil televizyonlardan haber alma alışkanlığımızı da inceliyordu. Kentli kesimlerin tercihlerine göre şekillenen raporda kentli kesimler arasında dahi televizyonun online kaynakların hemen ardından %70-%80 arasında seyreden bir oranla son üç yıldır en çok haber alınan ikinci mecra olduğu belirtiliyordu.  

KONDA’nın araştırması ile birlikte düşünüldüğünde, haber alma konusunda televizyonun nüfusun geneline yayıldığında önemli bir araç olduğunu söylemek mümkün. Yine KONDA’nın araştırmasında Türkiye geneline baktığımızda, saat 19:00-20:00 arasında (yani neredeyse tüm televizyon kanallarında haberler yayınlanırken) TV izleme oranının %22 olması hâlâ televizyonun önemli bir haber alma aracı olarak hayatımızda barındığının kanıtı.

Yakın zamanda tecrübe ettiğimiz en önemli “tv haberciliği olayı” 24 Haziran seçimleriydi. Gelin bu seçimlerin olduğu gün Türkiye’de farklı gruplardaki rating ve share istatistiklerine bakarak akıl yürütelim.

İlk 20 sıraya baktığımızda FOX TV, TV8, ATV ve TRT1’in kanal olarak isimlerini görüyoruz. Bu durum, seçimler gibi hassas bir konuda “haber alma reflekslerimiz” söz konusu olduğunda Türkiye’deki politik kutuplaşmanın sonuçlarının ekrana nasıl yansıdığının göstergesi.

Özellikle de muhalif görüşlü diyebileceğimiz kitlelerin ulusal televizyonda çoğunlukla “görece bağımsız” Fox TV’ye bağımlı hâle gelmiş olmasının FOX TV’nin varlığının ve ekonomik sürdürülebilirliğinin güvencesi hâline geldiğini söylemek mümkün. ATV ise, muhtemelen iktidara yakın yurttaşların birinci tercihi konumunda gibi görülebilir. Yani siyasi çekişme aslında medya alanında da kendini gösteriyor.

Aynı haftanın, pazartesi günü tüm gün rating ve share (izlenme payı) istatistiklerine bakıldığında da kendi saatlerinde birincilerin “total” grubunda FOX TV’den çıktığını görmek mümkün. Zira Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya’nın sunduğu programlar share bakımından çok kuvvetli bir hegemonyaya sahipler.

18 Haziran 2018, total grubu rating ve share istatistikleri.

Bu istatistiklerden benim çıkardığım kimi temel sonuçlar var. Bu sonuçların ilki Birand sonrası çokça yüz değiştiren Kanal D Ana Haber’in ve Ali Kırca sonrası kendine uzun yıllardır popüler bir yüz bulamamış/bulmamış Show Haber’in siyasal bağlamda “televizyon üzerinden haber alma” anlamında araç olarak toplum tarafından hiçbir şekilde eskisi kadar tercih edilmemesi. Siyasal tutarsızlıklar ve temsil eksiklikleri de elbette burada önemli faktörler. Bir diğer önemli faktör de Fox TV’nin de ATV’nin de siyasal anlamda kendilerini gerçekten pazarları olan yerlere konumlamaları. Yani mahçup bir muhaliflik de mahçup bir iktidar desteği de, hatta mahçup bir ana akımcılık da aslına bakarsanız toplum tarafından ilgi görmüyor. Kimse “aslı varken suretine yönelmiyor.”

İkinci sonuç, Türkiye’de FOX TV’ye yüklenmesi gerekenden fazla anlam yüklenmesi. Bunun, 24 Haziran gecesi işini yapan bir gazetecinin linç edilmesine kadar vardığını gördük. Elbette burada FOX’un kendini haklı nedenlerle sermaye medyası olsa da bağımsız şekilde pazarlaması gibi faktörler de var; ancak FOX TV şu an Türkiye’de geçmişte Kanal D ya da Show Haber’in yaptığı “gazetecilik” işini kısmen de olsa üstlenerek Türkiye toplumunun önemli bir ihtiyacını karşılıyor. Ortaya da ticari olarak ilgi çekici bir başarı çıkıyor. Ancak bu başarıdan çıkarılması gereken ders, Türkiye’de FOX TV kadar, hatta daha özgür ve ulusal düzeyde yayın yapan, prodüksiyona para yatırabilecek güçte yeni medya kuruluşlarına ihtiyaç olduğu.

FOX TV seçim akşamı rating ve share istatistiklerinde olduğu gibi en çok konuşulanlar listesinde de liderdi.

Üçüncü temel sonuç, Türkiye televizyonlarında, habercilik bağlamında üslup değişiminin tamamlandığı ve kutuplaşmanın TV haberlerinin izlenmesinde ana faktör hâline geldiğidir. İmâlı konuşmalardan doğrudan toplumun belirli kesimlerini tehdit eden ve hedef gösteren konuşmalara, “ver mehteri” ile duraksayan yayınlardan tren kazası sonrası canlı yayında hükümeti eleştiren yurttaşı susturmaya çalışan muhabire infotainment yani eğlence ve bilgilendirme olarak tanımlanan yeni televizyon döneminde işin info kısmının, yani bilginin artık propaganda ya da popülist söylemle çoğunlukla ikame edildiğini söylemek mümkün. Buna bağlı olarak yurttaşlar da bilgiyi değil söylemi ve kendi düşünce dünyalarını onaylayan içeriği seçiyorlar. Yani şu meşhur “yankı odaları” televizyon aracılığıyla da güçlendiriliyor.

Türkiye’de elbette televizyon, karasal olarak ya da D-Smart, Digiturk gibi platformlar üzerinden yayın yapanlardan ibaret değil. Hatta rating ve share istatistiklerini de tek başlarına belirleyici olarak konumlamak mantıklı değil. Ülkedeki ifade özgürlüğü ortamına dair son yıllarda çıkan raporlar da medya sahipliğindeki dramatik dönüşümler de zaten bu alanda yorum yapmayı iyice zorlaştırıyor.

Ancak benim anlatmak istediğim şu: Türkiye’de Anglosakson gazetecilik ekolü olarak tanımlayabileceğimiz ekolün yaptığı türde gazeteciliği büyük prodüksiyonlarla, iyi bir sermayeyle vs. yapma devri kapandı. Yakın dönemde, her şeyini riske atan bir Türkiyeli iş grubu bu işlere girmedikçe, Türkiye’nin doğru düzgün TV haberciliği konusunda iki umudu kalacak.

Ahmet Hakan’ın Kanal D Ana Haber deneyimi de beklenenden kısa sürmüştü.

Bu iki umuttan biri, uydu ya da dijital alanda yayın yapan Medyascope, Artı TV, Tele 1, Webiz gibi alternatiflerin bir şekilde güçlenmesi ve toplumda karşılık bulması; ki bu ihtimal Türkiye’deki teknolojik bölünmüşlük de düşünülünce kısa vadede pek umut verici değil; ikincisi de Türkiye’ye FOX TV tipi dışarıdan yapılan televizyon yatırımlarının daha özgür alternatifler sunması, ki burada da Al Jazeera Türk’ün başına gelenleri ya da bir türlü açılamayan TR7/24 gibi kanalların durumunu göz önünde tutmak şart.

Buna bağlı olarak da, Journo’da alandan ve akademiden isimlerle yapacağım bir seri söyleşiyle, televizyon alanında neredeyiz, ne yapıyoruz ve ne yapmalıyız sorularına yanıt arayacağım. Bu yazı ise bu bağlamda bir girizgâhtı, yahut “neredeyiz” sorusuna geniş açıdan bir yanıt arama denemesi.

Sarphan Uzunoğlu

Sarphan Uzunoğlu

Sarphan Uzunoğlu, UiT The Arctic University of Norway Dil ve Kültür Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Journo.com.tr'nin yazı işleri müdürlüğünü yürüten ve doktorasını haber odalarında preker gazeteci emeği üzerine yazdığı tezle tamamlayan Uzunoğlu aynı zamanda P24, Global Voices, Creative Disturbance gibi platformlara da katkı sağlamaktadır.