Görüş

Yalan haberler alemi: Alem yalancı mı oldu?

Bir süredir yalan haberler üzerine tüm dünyada geniş bir tartışma yürüyor. Akademisyenler, siyasetçiler ve gazeteciler sık sık bu yalan haber meselesi üzerine bir şeyler söyleme ihtiyacı duyuyorlar. Ama kimse, yalan haber tartışmasındaki ölçütleri ve yalan haberin ne olduğuna dair tartışmayı derinlemesine yapma ihtiyacı duymuyor.

Yalan haberler özellikle erk sahipleri ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde artık tıpkı 2008 -2012 döneminde Türkiye’de vesayet, statüko, elitizm gibi kelimelerin gördüğü işlevi görmeye başladı.

ABD’nin çiçeği burnunda başkanı Trump son zamanlarda sık sık Buzzfeed, CNN, New York Times gibi platformları ‘fake news’ (ing. yalan haber) siteleri olmakla suçluyor, yayınladıkları araştırmalara bunlar yalan diyerek öfkeli tepkiler veriyor.

Türkiye’de ise devlet görevlileri ve iktidar partisinin milletvekilleri sıklıkla dünyada ve Türkiye’deki durumun yanlış yansıtıldığını, kötü niyetli bir dezenformasyonun süregeldiğini öne sürüyor. Hatta İstanbul Milletvekili Metin Külünk, yurt dışında ‘milli güvenliği tehdit eden’ yayınlara ilişkin ‘gerçeğe dayalı’ bilgilendirme yapılmasını öngören bir kanun teklifi dahi hazırlamıştı. Külünk’ün teklifine göre, kurulacak merkezin yabancı hükümetlerin ‘bilgi harbi çabaları’ konusunda bilgi toplama ve analiz çalışmalarını yönlendirmek ve koordine etmek, yabancı propaganda ve dezenformasyon çabaları konusundaki kritik verilerin ve analizlerin, ulusal strateji geliştirme süreci ile entegre edilmesi konusunda bir çerçeve oluşturmak ve Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarlarına karşı yürütülen yabancı bilgi operasyonlarını ortaya çıkarmak ve bunlarla mücadele etmek gibi görevleriydi.

Kullanışlı bir kavram

Yalan haber kavramı o kadar kullanışlı ki bu figürlerin tam karşılarındaki kesimler tarafından da yalan haber kavramı sık sık politik eleştirinin bir parçası olarak kullanılıyor. Breitbart ve benzeri organizasyonlar bir yandan Trump’ın başkan seçilmesine neden olan ‘şeytani enstrümanlar’ olarak tanımlanırken, öte yandan yalan haberin tanımındaki sorun gün geçtikçe derinleşiyor. İnsanlar inanmadıkları, beğenmedikleri her şeyi ‘yalan haber’ olarak tanımlamaya başlıyor.

“Yalan haber nedir? Ona karşı neden savunmasızız?” başlıklı yazımda başlatmaya çalıştığım, kavramın ‘ne olduğuna’ ve nasıl yürüdüğüne dair tartışmayı bir sonraki aşamaya taşımak için bu noktada yalan haberin işlevini tartışmaya açmak istiyorum.

Öncelikle misenformasyon ve dezenformasyon kavramları arasındaki farkı işaret etmek gerekiyor. Dezenformasyon, yanlış veya doğruluğu bulunmayan ve kasıtlı olarak yayılan bilgi olarak; misenformasyon ise, kasıt olmaksızın yanlış bilgilendirme olarak tanımlanıyor.

Aslında yalan haber bu iki kavram üstünden tek başına tanımlanabilecek kadar basit bir mesele değil; ancak yalan haberi eğer bir endüstri ya da sistematik bir çaba olarak adlandıracaksak yalan haberin çoğunlukla dezenformasyon amaçlı öznelerce üretildiğini, gerekli okuryazarlık yeteneklerine sahip olmayanların da misenformasyon sürecine katıldıklarını söyleyebiliriz.

‘Detayını bilmiyorum ama…’

Burada önümüze çok önemli bir mesele çıkıyor. Kasıtsız olarak yanlış bilgi yayan insanlar bu ‘yalan haber endüstrisinin’ birer neferi ya da parçası değiller; ancak bu, sonuçta yanlış bilince ve yalana alet oldukları gerçeğini de değiştiremiyor. Hatta birçok örnekte yalanın ya da yanlışın bir parçası olmak bilinçli bir tercih olabiliyor, özellikle de politik meselelerde.

Örneğin, politik tartışmalarda tarafı fark etmeksizin insanların çok sık kullandığı bir kalıp var: Detayını bilmiyorum ama. Bu ‘milli seferberlik’ gerektiren bir eğitim problemi olmasının yanı sıra demokrasimizin durumu konusunda da fikir verebilecek bir cümle. Yalan haberlerin işlevli hâle gelmesinde ise bu ruh hâlinin ve tembelliğin de büyük bir rolü var.

Peki yalan haberin işlevselleştirilmesi ve buradan politik yarar devşirilmesiyle nasıl mücadele edeceğiz? Aslında bunun birkaç ilginç örneği var. Örneğin, Arjantin’de Chequado Model Birleşmiş Milletler’de doğrulamanın aktif rol oynamasını sağladı. Ancak bu oldukça uzun vadeli biz çözüm ve dünyanın içinde bulunduğu durumdaki acil çıkış arayışımıza cevap olduğunu söylemek yazık ki zor.

Türkiye’de ise teyit.org, Doğruluk Payı ve Malumatfuruş gibi platformlar bu konuda dijital alanda kısıtlı ama inançlı bir mücadele sürdürüyorlar. Bu platformların etki alanları da yazık ki çoğunlukla Twitter’la ve “okuryazar seküler kesimlerle” sınırlı gibi görünüyor.

Yalanla mücadele etme çabalarımız yeterli mi?

Bu tür doğrulama platformlarının etkisi tartışılmaz. Teyit’ten, Doğruluk Payı ya da Malumatfuruş’tan doğrulama aktivistleriyle karşılaştığınızda verilen emeğin değerini ve niteliğini daha iyi anlama fırsatı buluyorsunuz; hatta Türkiye’de alana sivil toplumun yeterince yatırım yapmamış olmasını, özellikle de büyük haber odalarının yalanla mücadele birimleri kurmamış olmalarını fazlasıyla garipsiyorsunuz. Tabii bu bir anlık naifliğiniz oluyor.

Yalan haber teknik olarak Türkiye’deki medya demokrasi ilişkilerinin sonucu olarak da hayatımızda. Kavram 1900’lerin başlarında altın çağını yaşayan propaganda ile yahut bugün biraz daha hafifletirsek kamu diplomasisi gibi kavramlarla açıklayabileceğimiz bir çerçevede ele alınabilir. Özellikle de propaganda çalışmalarında sıklıkla kullanılan ‘haber yönetimi’ kavramının bu konudaki belirleyiciliğini öne çıkarmak şart. Zira ABD’deki Pentagon, Beyaz Saray, Capitol Hill sisteminin haberin ana kaynağı olmasına benzer bir yapı Türkiye’de de geçerli ve haberi doğrulamak için gerekli mekanizmalar da, haberin doğrulanmasına dair bilinci geliştirecek etik kodlar da mevcut değil.

Dahası yalan haber ana akımla sosyal ağlar arasında bir savaş başlığı gibi kullanılıyor. Taraflar birbirlerinin korkunçluğunu yalan haberler üzerinden anlatırlarken günümüzde haber odalarında yapılan geniş bütçe kesintileri, yok edilen istihbarat servisleri, işlerinden olan profesyonel ve deneyimli gazetecilerden kimse bahsetmiyor. Bu konulardan bahsedenler ise partizanlıktan, gerçeğin işine gelen kısmıyla ilgilenmekten yahut bilinçli yanlış bilgilendirme pratiklerinden bahsetmiyorlar. Ortada dev bir iki yüzlülük hakim.

Siyasal iletişim, yalan ve ikna

Söz konusu siyasal iletişim olduğunda ise alanda dört yıllık tecrübemden elde ettiğim bilgi gereği diyebilirim ki mesele bir bilinçsizlik meselesinden ziyade bir tercihe dayalı. Zira, bir bilginin ya da yanlış bilginin farklı versiyonlarının farklı kitlelerin ihtiyaçlarına göre modifiye edilip servis edilmesi Türkiye’de siyasal iletişimin temel mantığı. Nasıl ki bir ajanstan gelen haber farklı gazetelerde farklı dillerle işleniyor, benzer bir siyasal mesaj da farklı kitleler için ‘makyaj yapılarak’ farklı tiplerle servis ediliyor.

Yahut kaynakların habercilerle ilişkisi siyasal aktörler tarafından bilinçli ve sistematik olarak kesiliyor. Örneğin, Trump yönetiminin federal çalışanları halkla iletişim kurmamaya ve gizli bilgileri arayan gazetecilerin yolunda bir engel daha oluşturmaya özendirdiği artık gizli bir bilgi değil. Bu aslen çok daha uzun bir kaynaklar ve kaynaklara uygulanan baskılar tartışmasını açmak bakımından önemli; ancak meseleyi başka bir yazıya yahut bir başka araştırmaya saklamak faydalı olacaktır.

Meselemize dönerek soralım: Neden ikna mekanizmaları yalana başvuruyor? Çok basit, zira ikna etmenin temelinde karşılıklı bir kazanç ya da tatmin ihtiyacı var. Propagandanın temelindeki tek yönlü memnuniyetin karşısında iknada karşı tarafın da tatmin olması vardır ki, 21. yüzyılda hâlâ var olsa da propagandaya karşı iknanın kuvvetini kabul etmek gerekiyor. Yalan haber ise tatmin edici bir mekanizma olarak, hedefli ve sistematik bir süreç olarak tanımlanabilir. İşte bu yüzden de büyük bir tehlike arz ediyor.

Netice olarak ‘alem yalancı oldu’ demek zor değil; zira tüm bu post-truth tartışmasının başlamasında ve gelişmesinde büyük emeği olan, işin kitabını yazan Keyes bile modern zamanların alışkanlıklarının yalanı cazip kıldığını söylüyor. Ancak kurumların, partilerin ve en önemlisi de denetleyicilerin yalan karşısında duyarsızlaşması, basın etiği ve benzeri mekanizmaların işlemez hâle gelmeleri bir tür cinayet filminin ortasında olduğumuzu gösteriyor.

Bilmediğimiz tek şey ise, sıranın bize ne zaman geleceği. Gerçek ortaya çıkmadan önce mi, yoksa sonra mı?


İlgili yazılar ve haberler:

Post-truth nedir? Bu sirkte yaşamaya mecbur muyuz?

Yalan haber nedir? Ona karşı neden savunmasızız?

Doğrulama liderlere daha az yalan söylemeyi öğretebilir mi?

Avrupa yalan haberle nasıl baş ediyor?

Yalan haberlerler Google ve Facebook’a politika değiştirtiyor

Sarphan Uzunoğlu

Sarphan Uzunoğlu

Sarphan Uzunoğlu, UiT The Arctic University of Norway Dil ve Kültür Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Doktorasını haber odalarında preker gazeteci emeği üzerine yazdığı tezle tamamlayan Uzunoğlu P24, Global Voices, Creative Disturbance gibi platformlara da katkı sağlamaktadır.