Görüş

Dijital Vahşi Batı: Freelancer’lar birbirini dibe çekerken

Oxford İnternet Enstitüsü'nden Mark Graham, online çalışmanın atomize olmuş dünyasını ve freelance işçilerin dibe doğru yarışını engellemenin yollarını anlatıyor.

Onlarca yıldır, büyük firmalar işleri dışarı veriyor (outsourcing), denizaşırı işler kuruyor (offshoring). İstihdam gelişmiş ekonomilerden maaşın daha düşük ve hukuki yaptırımların daha hafif olduğu gelişmekte olan ülkelere kayıyor. Avrupalılar ve Kuzey Amerikalılar işini kaybediyor ve Asyalılar, Güney Amerikalı ve Afrikalılar bu işleri elde ediyor.

Ancak bu sürecin doğası, faaliyetlerin dış kaynaktan sağlanması için belirli bir skalada olması gerekliliğini ortaya çıkarıyor. Binlerce arama yanıtlayacak bir çağrı merkezi istihdam edebilirsiniz ancak küçük bir siteyi tasarlatmak ya da bir ses kaydını deşifre ettirmek için bu kadar yüksek bir şansınız yok.

Ama şimdi bu durum dijital emek pazarlarının ortaya çıkışıyla birlikte tamamen değişiyor. Upwork.com, Freelancer.com ve Fiverr.com gibi platformlar yapılacak işin açık arttırmaya çıkarılmasına aracılık ediyor. Müşteriler işleri sunuyor, işçiler teklif veriyor. Bu durumda iş saatlik kazançlarla alınıp satılan bir şey hâline geliyor.

Ben ve bazı iş arkadaşlarım son yıllarımızı bu durumu inceleyerek geçirdik. Dünyanın en büyük pazaryerindeki aylara yayılan etkileşim verisini incelerken, Asya ve Afrika’dan 150 dijital emekçiyle görüştük. En önemli bulgularımızdan biri online platformlarda işçilerin çoğu zaman birbirinin teklifini düşürdüğü ve işverenin maaş ya da ücret maliyetini de böylece azalttığıydı. Bu -kısmen- iş konusunda arz ve talep bakımından bir dengesizlik olmasından kaynaklanıyor.

Platformlar işçileri birbirlerinin tekliflerine bakmaya zorluyor. Rekabet hissi derinleşiyor. Birçok işçi görünmez ‘öteki’ ile ilgili bir hikâyeye sahip: Eğer yeterince rekabetçi olmazlarsa, dünyanın öte yakasındaki bir başka işçi yerlerini alabilir.

Örneğin Nijeryalı bir işçi bize şunları söylüyor:

“Birçok Filipinli, 50 cent’e çalışıyor. Bu utanç verici. Sen bir profesyonelsin. İşi nasıl yapacağını da biliyorsun. Bu gerçekten işi nasıl yapacağını bilen insanları etkiliyor”

Bu sırada Filipinliler de başka yerlerdeki insanlarla ilgili benzer öyküler anlatıyor. Ama sonuç değişmiyor: Ücretlerde aşağı doğru bir baskı.

Peki ne yapmalı?

Nisan ayında Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nun Brüksel’de düzenlediği dijitalleşme konulu bir atölyede bu konuyla ilgili konuştum. Tartışmadan çıkan en ilginç soru ise ne yapmalı oldu. Avrupalı işçiler, politikacılar ve sendikalar ne yapmalı?

İlk seçenek hiçbir şey yapmamak. Ruandalı bir işçinin İngiliz bir müşterisi olmasını ve Ruanda’da hizmeti gerçekleştirmesini -bu ülkenin kanun ve iş düzenlemelerine göre- kabul edebiliriz. Ama bu şekilde emeğin kolayca alınıp satılması kimin avantajına olurdu: Çalışanların mı yoksa işverenlerin mi?

Bir diğer seçenek ise çalışmanın coğrafyasını tekrar gözden geçirmek. Hizmetin gerçekten nerede sağlandığını ele almalıyız. Belki de Ruandalı işçinin İngiliz işverene sağladığı hizmeti Birleşik Krallık’ta sağladığını varsaymalıyız. Belki de böylece en azından asgari BK emek standartlarını (çalışma süresi, ayrımcılık kanunu, sağlık ve güvenlik, hamilelik vs.) BK temelli işverenlere yönelik uygulamak mümkün olabilir. Bir BK işvereni nasıl bir BK çalışanına yeri kolayca doldurulabilir bir mülk gibi davranamıyorsa Ruanda kökenli bir işçiye niye davranabilsin ki?

Bu strateji dijital pazarlardaki iş arzı küreselleşirken iş talebinin de küreselleşmesi sağlandığında gerçekçi görünebilir. Mevcut durumda yalnızca Batı Avrupa’daki bazı ülkeler ve Kuzey Amerika, işverenlerin anayurdu olarak görülüyor. Bu gerçeklik bize asgari standartların zorlanabileceği stratejik bir darboğazı işaret ediyor.

Hiç şüphe yok ki bu kolayca üstesinden gelinebilecek bir şey değil, üstelik bu vizyona katılmayacak birçok insan dijital işin atomize mikro-işlere bölünmüşlüğünü ortaya atacak. İşçilerinden mektup yazmalarını ya da bir form doldurmalarını isteyen işleri düşünün. Bu bağlamda doğum izni ve benzeri haklar çok da bir şey ifade etmiyor. Ancak şu da bir gerçek ki birçok dijital işçi bazen aylarca ya da yıllarca aynı işveren için çalışıyor ve bu işçiler için daha iyi bir güvenceye ihtiyaç var.

Dahası, zaten adil ücetler ödenmesini gerektiren kanunlarımız var. Eğer ‘parça başı’ çalışan işçilerin hâlihazırda asgari ne kadar ücret aldığını çözebildiysek, aynısını dijital bir blog içeriği üretenler için de yapabilmeliyiz. Şüpheyle yaklaşan bir diğer grup da Ruandalı bir işçiye BK asgari ücretini ödemenin absürtlüğünü öne sürebilir. Bu da anlaşılabilir bir endişedir, ama bu yine de standartlara ihtiyacımız olmadığı anlamına gelmez. Örneğin işverenlerin çalışanlara kendi ülkelerinde yaşamalarını kolaylaştırabilecek asgari bir ücret ödemelerini sağlayan bir kanun yapılmasını sağlayamaz mıyız?

Son olarak, stratejik olarak faydalı olduğunu düşünebileceğimiz tek darboğaz, dijital işler için en yüksek talebe ev sahipliği yapan bir avuç ülke değil. Çünkü dijital iş platformlarının kendileri de bir nevi darboğazda. En büyüklerin hepsi ABD, Avustralya, Birleşik Krallık veya İsrail merkezli. Nasıl ki ‘gangmaster’ların* ve geçici acentaların, elemanlarına asgari ücret ödenmesini ve uygun korumanın temin edilmesini sağlamak üzere düzenlemeleri varsa, platformların da aynı düzenlemeleri yapması beklenmelidir.

Söylediklerimin hiçbiri çalışma koşullarını değiştirmek için sihirli bir değnek olduğu anlamına gelmiyor, sadece bazı işçilerin çıkarlarını diğer işçilerin çıkarlarına nazaran gölgede bıraktığımız bir durum yaşamamızın çok kolay olduğunu söylüyorum. Örneğin Batı ve Orta Avrupa işçileri arasında EU Posted Workers Directive‘in uygulaması sırasında çıkan çatışmaya gözatalım.

‘Dibe çökme’ potansiyeli

Bugün İnternet’te yaklaşık 3 buçuk milyar insan var: Birçoğu düşük ücretli ekonomilerden ve çoğu artık dijital işler için rekabet edebilecek düzeyde. Şu anda, milyonlarca işçi düzenlenmemiş bir ortamda emek ortaya koyuyor. Ve bu her ne kadar diğerlerinden daha az iş yapan işçilerin avantajına olsa da, statüko dünya işçileri için dibe çökme yarışına işaret ediyor: Özellikle de her yıl onlarca milyon yeni kullanıcı global ağa katılırken.

Küreselleşme öncesi çalışma dünyamıza elbette dönemeyiz, ama bu ‘dijital vahşi batı’da işçilerin kendilerini korumak zorunda kaldığı ortamı kabulleneceğimiz anlamına da gelmemeli. Ulus-ötesi ve dijital olarak değiş tokuş edilen emek hiç olmadığı kadar olağan bir şey haline gelirken biz de beklentilerimizi değiştirebiliriz. Ve dijital çalışmanın ekonomik coğrafyalarıyla ilgili bildiklerimizi alternatif geleceklere ulaşmak için kullanabiliriz.

Dijital emeği dijital alanlarda ele alınan düzenlemeler ve yönetmeliklerin ötesinde bir şey olarak tahayyül etmek yerine dijital emeğin bir şekilde bir yerlerde gerçekleştiğini hatırlamamız gerekiyor. Dijital emeğin daima bir coğrafyası vardır.

* Gangmaster: İş bulan acentalara lisans veren kamu kuruluşları


(Sarphan Uzunoğlu, Oxford Internet Enstitüsü’nün GEONET proje blogundan Journo için tercüme etti)

Mark Graham

Mark Graham

Oxford Internet Enstitüsü'nde Yardımcı Doçent olarak görev yapan Mark Graham'ın çalışmaları Internet ve bilgi coğrafyaları üzerine yoğunlaşıyor.

Kimler ne demiş?

1 Yorum - "Dijital Vahşi Batı: Freelancer’lar birbirini dibe çekerken"

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
trackback

[…] Journo’da ‘freelance çalışanlarla’ ilgili okuduğum ilginç bir yazı bana konunun başından itibaren basitçe anlatılması gerektiğini düşündürttü. […]

wpDiscuz