Haber

Çağımızın vebası editörsüz haberler: Dijital gazetecilikteki dil hatalarına 10 örnek

Türkiye’de dijital medyanın yükselişi, gazetecilikte editörlük kurumunun zayıflamasıyla koşut yaşandı. Her gün onlarca örneğini gördüğümüz “haber dili” faciasının altında editörsüzlük yatıyor. Hürriyet, Akşam ve Cumhuriyet gibi birçok gazetenin internet sitesinde 10 yılı aşkın bir süredir editörlük yapan Serdar Aksoy, güncel haberlerden örneklerle, bir editörün dil kullanımında dikkat etmesi gereken 10 unsuru yazdı. Aksoy, dijital yayın yöneticiliği yaptığı dönemde Sözcü’de haber dilini düzeltmek için başlatılan bir projeden öğrendiklerini de aktardı.

Geleneksel gazetelerin internet mecrasına taşınmasının üzerinden hayli zaman geçti. Dünyada 1995 yılında basılı gazete içeriklerinin internet ortamına aktarılmasıyla süreç başladı. ABD’de New York Times, Avrupa’da Daily Mirror bu alandaki ilkler arasındaydı.

Kısa süre sonra Türkiye’de de gazete ve dergiler yavaş yavaş internete taşındı. İçeriğinin tamamını internete aktaran ilk gazete Kasım 1996’da Milliyet oldu. Ardından Ocak 1997’de Sabah ve Hürriyet, akabinde Mart 1998’de Radikal, aynı yılın mayıs ayında ise Cumhuriyet gazeteleri haberlerini internet ortamında yayımlamaya başladı.

Teknolojinin hızla gelişmesiyle geleneksel gazetelerle bağı olmayan haber portalları yayına geçti. Süreç içerisinde gazetelerin dijital platformları da basılı formatın kopyası olmaktan çıktı ve adeta ayrı kurumlara dönüştü.

Uzunca bir süre yaygın eğilim, sitelerin birbirinden agresif şekilde haber kopyalaması, ajans haberlerinin aktarılması ve tık avcılığı şeklindeydi. Farklılaşmaya çalışan ana akım gazetelerin web sitelerinde ise tıpkı basılı versiyonlarında olduğu gibi muhabirler, editörler, grafikerler istihdam edilmeye başladı. Politika, dünya, ekonomi, spor, magazin gibi servisler kurularak uzmanlaşmaya gidildi ve haber siteleri kendi özgün içeriklerini üretir hâle geldi.

Bahsi geçen süreçlerin tarihsel gelişimini kabaca bu şekilde özetlemek mümkün. Gazetelerin dijital dönüşümlerine ilişkin kapsamlı araştırmalar yapılıyor ancak bu makalenin konusu geldiğimiz noktada gerek “holding gazetelerinin” gerekse görece küçük bağımsız haber sitelerinin dil bağlamında gösterdiği zaaf.

Türkiye’de farklı dillerde üretim yapan siteler olsa da hedefimiz Türkçe yayınlar olacak. Bunun için kısaca basılı gazete ve dijital versiyonları arasındaki işleyiş farklılıklarını ortaya koymamız gerekiyor. Peki, okur son ürünle karşılaşana kadar nasıl bir süreç izleniyor?

Basılı gazete ve dijital yayın süreçlerinin farkları

Basılı gazetenin yayımlanma sürecinde birçok aktör rol üstleniyor. Kurum yapıları değişkenlik göstermekle birlikte genel olarak şöyle:

  • Muhabirlerin hazırladığı ve abone olunan ajansların geçtiği haberler, haber merkezinde toplanıyor. Burada çalışan editörler, içerikler üzerinde hem habercilik hem de dil kuralları açısından gerekli düzenlemeleri yapıyor.
  • Yazı işleri toplantısında sayfalara paylaştırılan haberler sayfa editörlerine gönderiliyor. Sayfadaki yer durumuna göre onlar da grafik tasarım ve uygulama uzmanlarıyla (birçok gazetede bu görevi yapanlara “sayfa sekreteri” deniliyor) çalışarak haberleri yerleştiriyor. Sayfa editörünün de dokunuşuyla haberlerin kusursuz hâle gelmesi bekleniyor.
  • Süreç burada sona ermiyor. Eskilerin “musahhih” dediği düzeltmenler, hazırlanan sayfaları okuyor ve varsa dil sorunlarını sayfa editörüne iletiyor. Son kontrolün ardından sayfa yayına gönderiliyor. Tüm bunlar günlük gazetenin baskı saatine göre yaklaşık olarak 6-7 saatlik bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşiyor.

Basılı gazetede süreç böyle işlerken, dijital mecralarda gerek muhabirlerden gelen, gerek servislerin ürettiği, gerekse ajansların geçtiği ve rakip sitelerden kopyalanan haberler bu şekilde çok katmanlı bir denetim sürecinden geçmiyor. Haberin televizyonlarda olduğu gibi anlık verilme zorunluğu ya da baskısı, kontrol mekanizmasını neredeyse tamamen ortadan kaldırıyor.

Arama motorlarında öne çıkma, mobil uygulamalara hızlı bildirim gönderme, sosyal medyada çabuk paylaşım yapma gibi bazı parametrelerden ötürü hız, bu mecralarda en önemli kriter olarak karşımıza çıkıyor. Haberi doğru ve eksiksiz sunmak yerine ilk vermek öncelikli hâle getirildiği için de haberlerdeki dilbilgisi hataları, anlatım bozuklukları, teyide muhtaç bilgiler kontrolsüz bir şekilde okurun önüne bırakılıyor.

Bir diğer önemli faktör ise internetin yer açısından sınırsız olması. Dijital haber editöründen, hiçbir önemi olmayan içerikleri girmesi bekleniyor. Bu da editörün zaten pek oturmamış olan haberi seçme, metni detaylı okuma, kısaltma ve düzeltme gibi alışkanlıklarının körelmesine yol açıyor.

Güvenlik görevlisini, internet editörü yaptılar

Basılı ve dijital versiyonlar arasında zamansal ve mekânsal açıdan azımsanamayacak farklılıklar olsa da bu durum tek başına haber sitelerindeki dil sorunlarının açıklayamaz. Dijital haber editörünün zaman baskısına karşı kıvraklık gösterebilmesi, haberi nitelikli şekilde derleyip hızla yayımlayabilecek, sonrasında ise konuyu bağlamına oturtup yerine göre perspektif katabilecek maharette olması gerekir.

Bu noktada ise sorunu, en azından bir kısmıyla, geleneksel gazetenin dijitale evrildiği sürece götürmek yanlış olmaz. Basılı gazetenin internete aynen aktarıldığı dönemde, bu işin yapılması için gazetecilerden ziyade “gazetelerde çalışanlar” seçildi. Bu gelenek, internet gazeteciliği dönüşürken de uzun yıllar devam etti. Örneğin daha önce ofis işlerinde yardımcı olarak çalışan, arşivci ya da yönetici sekreteri, hatta güvenlik memuru görevindeki kişiler bir gün “internet editörü” olarak konumlandırıldı. Herhangi bir gazetecilik nosyonu olmayan, “usta-çırak” tedrisatından geçmemiş “editörler kuşağı” böyle ortaya çıktı.

Bu sistemle bırakın haber/gazetecilik/etik bilgisini, basit bir metindeki bariz eksikleri ve hataları bile görmeyen “editörler” yaratıldı. Basılı gazete için çok önemli bir kurum olan ‘editörlük’ün, dijital dönüşüm sürecinde içi boşaltıldı. Kanlı canlı insanlar, “kopyala-yapıştır” canavarına dönüştü. Gazetecilik ya da farklı dallarda eğitim almış kişiler de editör olmak üzere girdikleri bu mecralarda sonunda “ustalarına” benzedi.

Medyadaki çoraklaşmada siyasi iktidarın etkisi

Ezcümle; düğme baştan yanlış iliklenmişti. Bu personel kaydırmanın nedeni ise yüksek olasılıkla ilk zamanlarda internetin pek kâr getirmemesi ve hatta çevrim içi sitelerin bazen kurumlara maddi külfet olmasında yatıyor. Ayrıca “old school” gazetecilerin gelişmekte olan bu alana karşı direnç göstermesi, mesafeli durması ve hatta buralarda görevlendirilmeye “tenzili rütbe” olarak yaklaşması sürecin sağlıklı şekilde işlemesine engel oldu.

Teknolojinin ilerlemesi ve reklâm yaklaşımlarının değişmesiyle birlikte internet sitelerinin yük olma durumu ortadan kalksa da, hatta bu hâl tersine dönmüş olsa da, dijitaldeki nitelik sorunu çözülebilmiş değil. Bu tabloda aynı kurum içinde internet editörüne bakış da büyük ölçüde “ctrl c/ctrl v” tuş kombinasyonuyla iş yapan “operatör” olarak şekillenmiş oldu.

Neredeyse çeyrek yüzyıla varan bu sorun elbette ki tek boyutlu değil. Yaklaşık 20 yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarında eğitim sisteminde 19 kez değişiklik yapıldı, milli eğitim bakanı ise yedi kez değişti. Taşra üniversitelerinin hâli pürmelali ortada. Dolayısıyla ortada bir insan kaynağı sorunu olduğunu da yadsımak mümkün değil.

AKP’nin medyayı zapturapt altına alması, nitelikli gazetecilerin işlerinden atılması, yetişmiş gençlerin bu kurumlarda çalışmak istememesi ya da işe alım süreçlerinde vasıftan önce siyasi angajmanın öne çıkması gibi faktörler de “merkez medya” olarak anılan yapıdaki sorunu büyüten faktörler arasında başı çekiyor.

Diğer taraftan siyasi baskıyla işlerini kaybeden gazetecilerin teknolojinin olanaklarından faydalanarak bağımsız girişimler oluşturmaları ise dijitalde sadece habercilik değil, dil kullanımı bağlamında da seviyeyi bir nebze olsun yükselten önemli merhalelerden biri oldu.

Editörsüz haberlerden örnekler

Şimdi haber sitelerinde yapılan dil hatalarını örneklerle somutlaştıralım. Pop müzik icracısı Gülşen’in ağustos sonunda tutuklanması ciddi tepki uyandırmıştı. Ünlü şarkıcı hapse atıldıktan dört gün sonra cezaevinden çıkmıştı.

Gülşen’in adli kontrol şartıyla salıverilme bilgisini aktaran Hürriyet başta olmak üzere birçok yayının aynen aktardığı Demirören Haber Ajansı haberinde peş peşe yapılan hatalar dikkat çekiyor:

  1. Cins ismi, özel isim gibi yazmak: Haberde birçok yazım hatası var. Örneğin “imam hatip liseliler” tamlamasını oluşturan kelimelerin ilk harfleri, bu kelimeler özel isim olmadığı hâlde büyük yazılmış.
  2. Gereksiz tekrarlar: “… tutuklanan …. tutukluluğuna itiraz edildi,” “… karar verilerek … karar verildi,” “tahliye kararı verilen … tahliye oldu” gibi tekrarlar ilk göze çarpan hatalardan.
  3. Gereksiz fiilimsi kullanımı: ‘‘Verdiği konser’’ yerine ‘‘konserindeki’’ yazılsaydı gereksiz fiilimsi kullanımının önüne geçebilirdi. Aynı sorun ‘‘sarf ettiği sözlerinden’’ ifadesinde de var.
  4. Hangi bilginin daha önemli olduğunu anlayamamak: Gülşen’in konseri hangi şehirde verdiğinin spotta aktarılmasına gerek yok. Haberin spotu şu şekilde yazılabilirdi: ‘‘30 Nisan’daki konserinde imam hatip liselilere yönelik sözlerinin sosyal medyada dolaşıma sokulmasının ardından 26 Ağustos gecesi tutuklanan Gülşen’in adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verildi. Cezaevinden salıverilen ünlü şarkıcı ev hapsinde tutulacak.’’

Geçen yıl Antalya’nın Manavgat ilçesinde çıkan orman yangınına ilişkin yine bir Hürriyet haberini inceleyelim. Oldukça kısa bir spotla yangının nerelerde devam ettiği ve ne kadar alanın yandığı anlatılmak isteniyor. Ancak yangının altıncı gününe girdiği, dört ilçede ve 12 mahallede sürdüğü tekrar edilmiş. Bu hata da gereksiz tekrarlara bir örnek.

Sözcü gazetesi 1 Eylül’de İstanbul Fatih’te işlenen bir cinayeti haberleştirdi. Alttaki görselde yer alan spotu okuduğunuzda dildeki sorunu fark edeceksiniz. Peş peşe dizilen sıfat fiillerin yanı sıra “nedeniyle” ve “gerekçesiyle” gibi sözlerin tekrarı cümleyi sakatlıyor.

5. Laf kalabalığı: Gereksiz tekrarlar, burada olduğu gibi laf kalabalığı oluşturabilir. Haberde kardeşlerin yaş bilgilerine yer verildiği için kimin büyük kimin küçük olduğunu okur zaten anlayacaktır, bu yüzden aynı cümlede ağabey ve kardeş gibi ifadelerin kullanılmasına gerek yok.

6. Anlatım bozukluğu: Anlatımdaki bu bozukluklar basit bir müdahaleyle düzeltilebilirdi. Örneğin şöyle: ‘‘Yaşlılığa bağlı sorunlar nedeniyle İstanbul Fatih’te geçen hafta ölen annelerine iyi bakılmadığını düşünen iki kardeşin tartışması kavgaya dönüştü. İrfan Özbakırcı (52), İlhan Özbakırcı’yı (57) döverek öldürdü.’’

 

7. Zamansal belirsizlikler: Bir örnek de Milliyet gazetesinin internet sitesinden. Haberin spotunda bebeğin 2,5 yıl önce doğduğu bilgisine yer verilmiş. Bebeğin 2,5 yıl önce doğduğu yanlış değil fakat anlatım sorunlu. Çünkü haber yenidoğan bir bebeğin 2.5 yıl önce öldürülmesine ilişkin görülen davayla ilgili. Mevcut spotta olayın ne zaman gerçekleştiği meçhul. ‘‘Trabzon Tonya’da yenidoğan bir bebeğin 2,5 yıl önce öldürülmesine ilişkin dava…’’ gibi bir ifade kullanılmalıydı.

8. Aynı fiilin peş peşe kullanımı: Haberlerde çok sık yapılan hatalardan biri olan aynı fiilin peş peşe kullanımını burada da görüyoruz (verilen … verdi). Ayrıca ‘‘erkek bebeğinin’’ değil, ‘‘erkek bebeğin’’ yazılmalıydı.

9. Yazım hataları: Haberlerde sık rastlanan yazım (imla) hatalarından biri de özel isimlerde kesme işaretinden sonra yanlış ek kullanımı. Buna son örnek Sabah gazetesinin bir haberinde… Beşiktaş’ın Ankaragücü’nü 3-2 mağlup ettiği müsabakaya ilişkin haberin başlığındaki ifade ‘‘Toroğlu’ndan’’ şeklinde olmalıydı.

10. Nesne-yüklem uyumsuzluğu: Haberlerde genellikle özne-yüklem uyumsuzluğu görsek de bu Sabah içeriğinde nesne-yüklem uyumsuzluğu var. Haberin spot cümlesinde belirtili nesne olan “Ankaragücü’nü” kullanıyorsak yüklemimiz ‘‘mağlup etti, yendi, geri bıraktı vb.’’ şeklinde olmalıydı.

Muhabirlerin ve ajansların haberlerinin aynen yayımlanmasını engelleyin

Peki dijitale geçiş sürecinde kaybedilen editörlük kurumu nasıl “restore” edilecek? Yukarıda anlatılmaya çalışan sürecin bir anda tersine çevrilmesi elbette mümkün değil. Fakat pratikte bir şeyler yapılması, hatta ivedilikle harekete geçilmesi şart. Bu noktada Sözcü gazetesinin dijital versiyonunda birkaç yıl önce başlatılan ve maalesef kısa ömürlü olan bir girişimden bahsederek çözüm önerilerine geçebiliriz.

Öncelikle ajans ya da muhabir haberlerinin kontrolsüz şekilde yayımlanmasının önüne geçmek gerekiyordu. Editörün haberi tamamıyla okumasını sağlamak için bıktırıcı olsa da “sürekli uyarı” mekanizması devreye sokuldu. Öyle ki kadına şiddet konusunda bilinç düzeyi yüksek bir editör bile şiddete bahane kılınan gerekçelere haberde doğrudan yer verebiliyordu. Failin suçunu hafifletmek üzere maktule yönelik itibarsızlaştırıcı ifadeleri öne çıkarılabiliyordu.

Bunun nedeni ise büyük oranda haberin kaynaktan geldiği şekliyle, hiçbir kontrolden geçmeden kullanılmasıydı. Bu noktada haber koordinatörü sayfaya alınan haberleri sıkı takip edip sorunları açıklayarak editöre anında bildiriyordu. Kurulmaya çalışılan sistemde editör, haberi okumak zorunda bırakılıyordu. Elbette burada da direnç oluşuyordu. Ancak genel itibarıyla kısa süre içinde uyum sağlandı.

Haber yayıncıları, dil konusunda çalışanlara sürekli eğitim sağlamalı

Editörün haberi okumaya sevk edilmesinin ardından ikinci ve belki de daha zor olan iş, Türkçe eksikliklerinin giderilmesine yönelik adımlar atılmasıydı. Editör olarak işe alınmış ve yıllardır bu işi yapan arkadaşlarımızın temel dilbilgisi kurallarından haberdar olmadığı açıktı. Bu bilgiye sahip olmadan haberi okumak da bir anlam ifade etmeyecekti. Bu nedenle en sık yapılan hataları “kapsül bilgi” şeklinde anlatan kılavuzlar hazırlandı. Örneğin “de-da hâl eki olduğunda nasıl kullanılmalı, bağlaç olarak kullanıldığında nasıl yazılmalı” gibi basit ama kolay çözülemeyen sorunlara yönelik bilgilendirmeler yapıldı.

Devam eden hatalara ilişkin örnekleri içeren e-postalar belirli aralıklarla tüm editörlere iletildi. Kötü yazılmış haber örnekleri toplantılarda, görüntülü sunumlarla irdelendi. Bu yolun ısrarlı takibi sonucu bazı hataları daha az görmeye başladık. Sitenin ana sayfasına alınan haberler giderek daha steril hâle geldi. Dilbilgisi hataları, anlatım bozuklukları, tekrarlar, bitmez tükenmez paragraflar, haberlerdeki unsur eksiklikleri yavaş yavaş düzeliyordu. Ayrıca kadına yönelik şiddet, nefret söylemi gibi hayati meselelerde editörlerin gözü daha açık hâle geldi.

İnternet editörlerinin kendi imzalarıyla hazırladıklara haberlere daha fazla özen gösterdikleri de gözden kaçması mümkün olmayan bir gerçek. Ajanstan alınan ya da başka bir siteden alıntılanan haberlere karşı bu anlamda pek hassasiyet gösterilmiyor. Editörler kötü yazılmış haberlerde adlarının görünmesini istemediği için burada bir tedbir daha devreye sokulabilir. Haberi yayımlayan editörün imzası da tıpkı muhabir imzası gibi habere koyulabilir. Böylece hem editör habere daha çok sahip çıkacak hem de haberde sadece muhabirin sorumluluğu bulunmadığı, editörün de ekleme-çıkarmalar yapabildiği, bazı durumlarda haber fikri verebildiği okur tarafından algılanabilecektir.

Medya şirketleri, editörlerin işe alımında yaklaşımlarını değiştirmeli

İşe alım yaklaşımlarında değişikliğe gidilmesi de elzem görünüyor. Dijital mecralar için editör aranırken yöneticilerin editörlük vasıflarını ikinci plana attığı anlaşılıyor. Örneğin “gündem” haberlerinde çalışacak editörün “Photoshop” yetkinliği, editörlük meziyetinin sürekli önüne geçiyor. Zira, haberin sunumunda manşet ya da sürmanşet kapağı daha ön planda görünüyor. Dijital haber editöründen hem tasarımcılık hem editörlük yapması bekleniyor.

Editörün tasarımı reddetmemesi ve bu alanda kendini geliştirmesi tabii ki bir artı değerdir. Ancak içerik kalitesi açısından editörün tıpkı basılı gazetede olduğu gibi sadece haberle ve habere ilişkin süreçlerle ilgilenmesi bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor. Son dönemlerde bu ayrımı yapan ve kapak tasarımları için ekip oluşturan yayın kuruluşlarının olduğunu da hatırlatalım. Bağımsız mecralarda ise kapaksız anasayfa tasarımları gitgide yaygınlaştı. Bu durum editörün kapak için harcadığı süreyi habere ayırmasını sağlarken, diğer taraftan ve belki de daha önemli şekilde, basılı gazetedeki nitelikli editörün dijitale geçişini de kolaylaştıran bir ortam yaratabilir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – JOURNO’NUN HABER DİLİ KONULU TÜM İÇERİKLERİ

Serdar Aksoy

Kasım 1986 doğumlu. İstanbul Üniversitesi Rus Edebiyatı mezunu. Muhtelif gazetelerde editör, dış haberler müdürü ve yayın koordinatörü olarak görev aldı.

Journo E-Bülten