Görüş

Yeter Google yeter: Aramalar, reklamlar ve kötülüğün finansmanı

Corona “üretilmiş” bir virüsmüş… Türkiye “koronavirüsü yok eden milli cihaz” yapmış… Ha bu arada, Fatih Portakal ve Barış Terkoğlu gibi gazeteciler ‘terörist’miş!
İktidara yakın birkaç medya kuruluşunda son günlerde çıkan “haber” ve yorumlardan bazıları böyle. Google ise bunları; arama sonuçları, dijital reklamlar ve şimdi de fonlar üzerinden her yıl milyonlarca lira aktararak destekliyor.
Google bunu rahatça yapıyor çünkü tepki almıyor. Kamuoyu şeffaflıktan uzak bu düzeni bilmiyor. Reklamları bu sözde “haberlerin” içinde yayımlanan markaların ise bazıları mağdur, bazıları umursamaz. “Yeter” deme zamanı.

Başlıkta “kötülük” derken hem insani açıdan “kötücüllüğü” kastediyorum, hem de gazetecilik açısından kalitesizliği…

Önce bunlara dair birkaç örnek:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın suç duyurusu üzerine geçen hafta yüzbinlerce vatandaş “Fatih Portakal” ismini aradı. Google’ın birinci sıraya layık gördüğü içerik ise Sabah’ta yer alan şu “haber” idi.

Saygın bir gazeteci olan Portakal sırf iktidarı eleştiriyor diye bir terör örgütüyle ilişkilendiriliyor ve Google bu iftira dolu propaganda metnini alıp günlerce sanki bir habermiş gibi yayıyor.

Normalde o sitede belki 10.000 kişi görecekken, bu sayede Sabah okuru olmayan milyonlara da ulaşıyor bu sözde haber…

Farklı bir örneğe bakalım. “Corona virüs aşısı” aramasında Google’ın geçen hafta getirdiği sonuçlar…

“Ne var bunda” mı diyorsunuz?

Şu var: Google o gün binlerce kez yapılan bu aramada bütün sonuçları Demirören’in haber sitelerine tahsis etmiş gibi…

Ama daha da kötüsü şu: Birinci sıradaki Milliyet haberi çalıntı.

Üstelik haberin sahibi Voice of America’dan gazeteci Dilge Timoçin uyardığı hâlde Google sonuçlarından gelen bütün trafik saatlerce Milliyet’e yönlendirilmeye devam ediyor.

Oysa Google geçen yıl özgün içerikleri öne çıkaracağını açıklamıştı. Biz de Türkiye’deki kopyala-yapıştır haberciliği bitecek diye safça sevinmiştik.

Bu ortamda insan ister istemez soruyor: Google neden iktidara yakın medyayı ve özellikle de Demirören’i kayırıyor?

Hatırlarsanız, sanki başkası kalmamış gibi, Google Habercilik Girişimi’nin destek fonu da bu yıl Türkiye’den sadece Demirören’e verilmişti.

Üyesi olan gazeteciler daha birkaç ay önce tazminat ödenmeden, hukuksuz bir şekilde Hürriyet’ten atılan Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın açık mektubunu ise Google yanıtsız bırakmıştı.

Bilgiye erişimde bir numaralı kanal

Konuyu biraz deşeyim dedim çünkü Google aramaları, Türkiye’de insanların bilgiye erişiminde artık bir numaralı kanal.

Sıcak haberlerle ilgili her gün milyonlarca farklı arama yapılıyor. “Son dakika” gibi terimlerde de düzenli olarak çok büyük bir arama hacmi var.

Kısacası Türkiye’deki tüm gazetelerin toplam tirajı, bir günde yapılan Google aramalarının yanında hiçbir şey değil.

Bu yüzden mesela hâlâ bu gazetelerde asılsız iddialar kaleme alan bir köşe yazarını eleştirmek aslında büyük oranda enerji kaybı…

Bu tür eleştiriler, kendi başına erişimi gayet düşük olan zararlı bir içeriği yaygınlaştırmaktan başka işe yaramıyor.

Asıl Google gibi yeni eşik bekçilerinin ne yaptığına bakmak gerekiyor. Bu platformlar hangi zararlı içeriği öne çıkarıp yaygınlaştırıyorlar?

Bugün basın ve ifade özgürlüğü ile medyada çoğulculuk için kritik önem taşıyan soru bu…

Asılsız bilgi salgınında durum iyice kötüleşti

Son günlerde bu cephede manzara iyice kötüleşti. Zira COVID-19 krizi, Türkiye’de de bir “asılsız bilgi salgını” (infodemic) olarak sürüyor.

Bu amaçla 11 Mart’ta ben de Google ile iletişime geçmeye çalıştım. O günden beri ne Google’ın Türkiye’deki iletişiminden sorumlu yetkilisi olan Özlem Öz’den, ne de Google’ın ABD’deki basın merkezinden bir yanıt geldi.

Amacım şuydu:

Dünyada gazeteciliği (Facebook gibi birçok dijital platforma kıyasla) çok daha güçlü biçimde destekleyen, demokratik seçmenin sağlıklı bir şekilde bilgilenmesi sürecinde birçok olumlu adım atan, geçmişte yazdığım gibi gazetecilere önemli kaynaklar da sunan Google, neden Türkiye’de demokrasinin altının oyulmasına ortak oluyor?

Bu eleştirileri hemen hiçbir mecrada göremezsiniz. Çünkü neredeyse tüm medya, Google’a göbekten bağlıdır ve onu kızdırmaya cesaret edemezler. Ama artık sivil toplumun, demokrasi için olmazsa olmaz olan özgür ve çoğulcu bilgi akışı için sesini yükseltmesi gerekiyor.

Şimdi, yazının başında verdiğimiz örnekleri kategorik olarak biraz daha açalım ve çeşitlendirelim.

Google’ın ‘asılsız bilgi salgını’na verdiği destek şu başlıklar altında toplanabilir:

1. Google arama sonuçları propaganda dolu

Google araması yapan her üç kişiden biri, sadece en üstteki sonuca tıklıyor. Arama yapanların yüzde 80’inden fazlası ilk 6 sonuçta kalıyor. Öyle ki, şöyle bir laf vardır: “Ceset saklamak istiyorsanız Google arama sonuçlarının ikinci sayfasına gömün, oraya kimse bakmaz.”

Google’da 11 Mart’ta “koronavirüs” araması yapıldığında en tepede iki Sabah haberi, ayrıca arada bir de Akşam haberi vardı. Bakanlık ve hastane sayfalarına giden sonuçları da çıkarırsanız geriye bir tek Vikipedi kalıyor. (Bu yazıdaki tüm aramaları yeni kurulan bir tarayıcıda ve gizli modda yaptım. Yani herhangi bir kişiselleştirme yok, İstanbul konumunda “varsayılan” sonuçlar bunlar.)

Hatırlatma: Sabah’ın devlet kurumlarının internet sitesine gizli ‘backlink’ler vererek arama sonuçlarını kendi lehine manipule ettiği geçen yıl haberleştirilmişti. Buna rağmen gazete bırakın Google’dan yasaklanmayı, arama sonuçlarını domine etmeyi sürdürüyor.

En büyük yandaş medya, Google algoritması

Koronavirüs aramasını geçenlerde tekrar yaptım. Bu kez en tepede bir haber karuseli çıktı. Google algoritmasının seçtiği 10 haberden en önlerdeki ikisi Hürriyet, biri Sabah’ındı.

Eğlence ağırlıklı Onedio’yu bir kenara bırakırsak, eleştirel sadece iki haber sonucu vardı (Sözcü ve Cumhuriyet) ve bunlar karuselin kimsenin gitmediği yerinde, yani en sonundaydı.

Tekrar hatırlatıyorum: Türkiye’de okurların ezici çoğunluğu hiçbir haber sitesine doğrudan gitmiyor. Büyük bir kitle, Google araması yapıp sonuçlarda ne geliyorsa en üstlerdeki birine tıklıyor. O yüzden Google algoritmasının nasıl çalıştığı, kamuoyunun sağlıklı bilgilenmesi sürecinde çok önemli.

Haberler dışında, siyaset konulu “evergreen” (çabuk eskimeyen içerikler) aramalarda da durum vahim.

Mesela Google’ın “Kanal İstanbul maliyeti” aramasında öne çıkarmayı uygun gördüğü “bilgi parçacığı” (snippet)…

 

Birkaç hafta öncesine kadar mobilde yapılan aramalarda Google, kanalın “maliyetini” sorgulayanlara, Pendik merkezli rastgele bir sitede yer alan son derece spekülatif bu “gelir” verilerini sunuyordu.

Bir örnek de partiler üzerinden vereyim.

AK Parti tarihi” diye de aratsanız, “AKP tarihi” diye de aratsanız Google’da ilk sıralarda partinin resmi sitesi dışında Sabah ve Akşam’ın sayfaları geliyor.

Güncel ve tarafsız kaynaklarda çifte standart

Ama “CHP tarihi” diye arattığınızda, Google’ın ne hikmetse “otorite” olarak gördüğü kim olduğu belirsiz bir kişi tarafından yazılmış “Bir tükenişin tarihi: CHP” başlıklı yazı ilk sonuçlar arasında çıkıyor.

Normalde sonuçları sıralarken içeriğin güncelliğini çok önemseyen Google, 2008 yılında yazılmış ve “CHP’nin yaşadığı son kurultay, Baykal’ın ömrünün de çok fazla uzun olmayacağını göstermiştir” gibi ifadelerin yer aldığı bu metni neden en üst sıralarda önümüze getiriyor acaba?

2. Google Haberler, Demirören ve Turkuvaz’a çalışıyor

Google’ın arama motorundan ayrı olarak, bir de medya sitelerine önemli miktarda trafik sağlayan Haberler (Google News) uygulaması var.

Google son günlerde bu uygulamayı da tamamen Demirören ve Turkuvaz gazetelerine teslim etmiş durumda. Bu siteler salgının başladığı günden beri Google Haberler üzerinden on milyonlarca tık almış olmalı.

Kim bilir, belki de Wikipedia gibi yasaklanmaktan korkan Google Haberler, milyonlarca internet kullanıcısına bir haber ve fikir çeşitliliği sunmuyor ve sadece iktidara yakın kaynakları onlara dayatıyor.

Geleneksel medyada zaten neredeyse tekel olan iktidarın sesini, dijitalde de Google gürleştiriyor.

Örneğin alttaki video, her gün yüz binlerce okurun yaptığı “son dakika” aramasında 15 Nisan 2020 tarihinde gelen haber sonuçlarını gösteriyor. Neredeyse hepsi Demirören ve Turkuvaz’ın haber siteleri… Üstüne üstlük Google, Milliyet’in ajans haberlerinin derlemesinden ibaret olan içeriğini “Kapsamlı” diye okurlara öneriyor.

 

Şu da 30 Mart 2020’de Google Haberler uygulamasının ana sayfasından bir ekran görüntüsü:

 

3. Google reklamları, yalan ve iftirayı finanse ediyor

Belki de arama sonuçlarından bile önemli bir konu bu… Çünkü hem şeffaflık, hem de kullanıcının denetim gücü burada çok daha az.

Türkiye’deki haber sitelerinin neredeyse tamamı, dijital reklam gelirleriyle kendilerini finanse ediyor.

Dijital reklam alıp vermenin birçok farklı yöntemi var. Gösterim (display) temelli envanter satışı ve programatik reklamlar bunların en popülerlerinden.

Hangi yöntemi seçerse seçsin, reklam gelirine dayalı çalışan her haber sitesi, büyük oranda Google’a mâhkum.

Çünkü envanter diye anılan tıklanmış sayfalarındaki reklam alanlarını, Google’ın AdSense ve Ad Exchange gibi araçları üstünden markalara satıyorlar. Sistemi kuran Google da komisyoncu olarak en yüksek kâr marjlı geliri elde etmiş oluyor.

İktidara yakın siteler ne yaparsa yapsın Google’ın kara listesine girmiyor

Reklamverenler, markalarının rahatsız edici, zararlı içerik veya mecralarda görüntülenmesini istemez. O yüzden bu sistemlerin bazılarında uygulanan kara listelere güvenirler.

Örneğin bir terör haberinde kolay kolay reklam göremezsiniz. Çünkü ya haber sitesi editörleri markaların istediği üzerine bu tür haberlerde reklam alanlarını kendileri kapatır veya Google gibi servis sağlayıcıların kara listeleri ve yapay zekâları aynı amaçla otomatik olarak çalışır.

Ama nedense Türkiye’de bazı siteler (bugünlerde İngilizce kara listelere giren koronavirüs anahtar sözcüğü de dâhil her konuda) ne kadar yalan ve iftira yayımlarsa yayımlasın, bu kara listelere girmiyor.

Bu siteler, Google üzerinden markalar tarafından finanse edilmeye devam ediyor.

Peki markalar dijital reklamlarının nerelerde çıktığını denetliyor mu?

Mesela gazetecilerin hakkında bir mahkeme kararı olmamasına rağmen terörist olarak sunulduğu Sabah haberlerine reklam verdiğinden Trendyol’un veya Huawei’nin haberi var mı?

Ya da Bershka’nın İspanya’daki merkezi, Türkiye şubelerinin reklam yöneticilerinin, yine Google üzerinden Akit gibi bir dezenformasyon merkezini finanse ettiğini biliyor mu acaba?

A Haber’in “koronavirüsü yok eden milli cihaz” başlıklı asparagasında, Google’dan gelen reklamlarının farkında mı Renault yöneticileri?

Ya Yeni Şafak’ın İngilizceye bile çevirdiği koronavirüs konulu sayısız komplo teorisi içeriğindeki İş Bankası, THY ve TRT World reklamları?

Yalan ve iftira, Google üzerinden nasıl paraya tahvil ediliyor?

Bu yazıda ismi geçen medya kuruluşlarının gazetecilik açısından bozuk sicili mâlum. Sadece son dönemdeki koronavirüs konulu haberlere baksanız bile, Sabah’ın, Yeni Şafak’ın, Akit’in tescilli asparagaslarını görürsünüz.

Akit’in asılsız haberinde görüntülenen, Google altyapısı üzerinden servis edilen bir reklam (sağda). Kütahya Porselen e-posta ve aramalarıma cevap vermedi.

Biraz daha geriye gitseniz, benim de Hürriyet’ten ayrılma nedenlerimin başında gelen, ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayına “yalancı” denmesi ve bir başka partinin eş başkanıyla ilgili yalan haber yayımlanması gibi skandallar vardır.

Tüm bu içerikler bugün bile Google sonuçlarında üst sıralarda çıkıyor, muhtemelen ilgili markalardan habersiz olarak dijital reklamlarla da besleniyor.

Yalana her tıkladığınızda ilgili markanın bir lirası o yayıncının cebine, bir lirası da Google’a gidiyor.

Sorularıma şirketlerden gelen cevaplar

Yukarıdaki soruları sormak için bu yazıda ismi geçen tüm markalara yaklaşık bir aydır ulaşmaya çalışıyorum. Google gibi, çoğu tüm mesajlarımı yanıtsız bıraktı. Sadece üçünden yanıt geldi.

İş Bankası söz konusu reklamın kendi standartlarıyla uyumlu olmadığını bildirip geri çekti. Renault topu Google’a attı. Trendyol ise “evden çalışma” süreci nedeniyle detaylı bir cevap veremediğini bildirdi.

 

  • Türkiye İş Bankası Müşteri İlişkileri Grubu’ndan gelen e-postada şu ifadeler kullanıldı: “Mesajınıza konu olan mecra whitelist/blacklist uygulamalarının olmadığı display satın alma kapsamında yer almaktadır. Programatik satın alma dışındaki mecralar ile yayın prensipleri konusunda çeşitli standartlarımız bulunmaktadır. Mesajınıza konu olan reklam gösterimi, bu standartlar ile uyumlu olmadığından, konu detaylı araştırma yapılması ve tekrar edilmemesi amacıyla medya satın alma ajansımız ile paylaşılmıştır.”

 

  • Renault birkaç kez telefonla dönüş yapmasına rağmen net bir cevap vermedi. Sonunda bir müşteri temsilcisi arayıp 22 Mart’ta yazılı bir cevap veremeyeceklerini söyledi ancak telefonda aynen şu bilgiyi iletti: “Renault dijital reklamlarda Google Ads altyapısını da kullanıyor. İlettiğiniz reklam bu altyapı üstünden gelmiş. Renault doğrudan söz konusu sitede reklam verilmesini istemiş değil. Google Ads’den kaynaklı bir durum.”

 

  • Trendyol yetkilileri olmasa da, bu şirketin stratejik iletişim danışmanlığını yürüten GTC’den bir müşteri ilişkileri yöneticisi, 26 Mart’ta gönderdiği yazılı yanıtta, “evden çalışma ve operasyonlara yoğunlaşma sebebiyle bugünlerde onay sürecinin uzun sürdüğünü” belirterek herhangi bir yorum yapmayacaklarını iletti.

Google şeffaf olmalı; sadece iktidara değil, tüm vatandaşlara hesap verebilmeli

Söz konusu haberler, aramalar ve reklamları görüntülenen markalar, bu kısa süreli araştırmada radara ilk takılanlar. Daha binlerce sözde haber, yüzlerce marka söz konusu.

Akademik bir araştırma olarak derinleştirmeyi düşündüğüm bu çalışma kapsamında birçok anahtar sözcükte binlerce arama sonucunu çekip düzenli olarak kaydetmeye başladım.

İlk izlenimim, sorunun anlık bir durum veya Google’ın yaptığı geçici bir hatadan kaynaklanmadığı yönünde.

Kasıt mı var yoksa ‘seçici cehalet’ mi?

Google, örneğin ABD’de, ülkenin en çok izlenen haber bülteninin sunucusuna “terörist” diyen bir siteyi, o günün en çok yapılan aramasında birinci sonuç olarak öne çıkarabilir miydi?

Yoksa bu sitenin “partizan” ve asılsız içerikler yayımlayan güvenilmez bir kaynak olduğuna hükmedip arama motorunun derinliklerine mi gömerdi?

Cevap belli.

Dünyada gazeteciliğe destek için faydalı işler de yapan Google’ın, -kasten veya “seçici cehalet” nedeniyle- Türkiye’de demokrasinin ve çok sesliliğin altını oyan bu çifte standartlı uygulamalarını acilen gözden geçirmesi gerekiyor.

Aksi hâlde en büyük zararı gören taraflardan biri Google olabilir.

Çünkü şirketlerin marka güvenilirliği konusunda giderek bilinçlenmesi gibi, Türkiye’de çoğunluğu oluşturan demokratik kamuoyu da yalan ve iftiranın Google tarafından büyütülüp finanse edilmesine karşı tepkisini gün geçtikçe artıracaktır.

COVID-19 ile yaşadığımız ‘asılsız bilgi salgını’na karşı artan farkındalık, bunun ilk işareti olabilir.

Kabataş  ve ‘Atatürk’ü İnönü zehirledi’ yalanı

  • “Yalan haber” deyince ilk akla gelen örneklerden biri sözde “Kabataş saldırısı…” Bugün de bu “haber” içindeki 3 ayrı reklam alanından Sabah gazetesine Google üstünden gelir akmaya devam ediyor. Ayrıca bu haberin tepesinde de “Google News” (Haberler) düğmesi var. Google bu asılsız haberi arama sonuçlarında hâlâ üst sıralarda çıkarıyor. Kamera görüntüleri, iddianın asılsız olduğunu yıllar önce kanıtlamıştı.
  • Son yılların akılda kalan bir diğer yalan haberini, “Atatürk’ü böyle zehirlediler” başlığıyla İsmet İnönü’yü cinayetle suçlayan Yeni Şafak yapmıştı. Bu sahte belge hâlâ haberin içinde duruyor. Google, Yeni Şafak’ın yalan haberine de arama sonuçlarının ikinci sırasında yer vermeyi sürdürüyor.

Emre Kızılkaya

Emre Kızılkaya

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Uluslararası İlişkiler lisansının ardından Marmara Üniversitesi'nde Gazetecilik yüksek lisansını tamamladı. 2003-2019 yılları arasında Hürriyet gazetesinde editör, dış haberler şefi ve dijital içerik koordinatörü; Hürriyet Daily News'da idari editör görevlerinde bulundu. İstifasının ardından Harvard Üniversitesi'nde Knight Nieman bursuyla misafir araştırmacı olarak medyada sürdürülebilirlik konusunda çalıştı. Journo'nun proje editörlüğünü yapıyor, Galatasaray Üniversitesi'nde medya doktorasını sürdürüyor.