Görüş

Ombudsmanlık: Ne gazetenin ne okurun avukatlığı

Türkiye’de yayın yasağı, sansür, oto-sansür her zaman oldu. Medya sadece siyasi iktidarın değil, muhalefetin de soru soran gazeteciden hoşlanmadığına hemen her dönemde tanıklık etti. Öyle ki sadece geçen yıl 339 gazeteci yazar ve medya çalışanı işten atıldı ya da istifaya zorlandı. Dolayısıyla tam da bu nedenlerle bugün meslek etiği ve iş ahlakına dair sorunlarımızı ombudsmanlık (Okur Temsilciliği) üzerinden tartışmak, özellikle gazetecilere çok anlamlı gelmeyebilir. Ancak kanımca bu algı, ombudsmanlık kurumun işlevini tam olarak bilmemekten kaynaklanıyor.

Çünkü artık biliyoruz ki; sadece medya değişmedi, okur da değişti. Bir haberi, ahlâkî açıdan çarpıtmak ne kadar sorunluysa, bilginin anında ve hızla yayıldığı iletişim çağında bir habere konu olacak sorunu görünmez kılmak da o kadar problemli. Haliyle okur da artık sadece haberi nasıl gördüğünüzden çok, niçin görmediğinizle de ilgili. Okur artık meslek etiği açısından haberi sadece şikâyet etmiyor, aynı zamanda sorguluyor da. Bu haber niçin görülmedi? O başlık nefret suçu değil mi? Bu haberin dili doğru mu?

Bu durum, Uluslararası Haber Ombudsmanları (ONO) toplantılarda belirlenen ilkeler ve meslek etiği açısından ombudsmanların üzerine de çok ağır sorumluluklar yüklüyor. Yani ombudsmanlar bilgi kirliliği, hak ihlallerine karşı dürüst ve adil olmak, herkese eşit mesafede durmak gibi konuların ötesinde, neyin nasıl haber olabileceğini veya niçin haber olmadığını da sorguluyor. Bu sorgulamayı da somut eleştiriler üzerinden meslek ilkelerini dayatmakla değil sadece hatırlatarak yapıyor. Üstelik iktidar yanlısı bazı ‘gazetecilerin’ köşelerinden açıkça meslektaşlarını tehdit eder hale gelmesi, meslek etiği açısından bu tür sorgulamaları daha da anlamlı kılmakta.

Görev alanı genişleyen ombudsmanlık kurumunu ‘Okur Temsilciliği’ ifadesinin tam olarak karşılayıp karşılamadığı yönündeki tartışmalar ise kurumun önemini ortadan kaldırmıyor. Medya okurun doğru bilgiye ve habere ulaşma hakkını savunur. Ancak ombudsman ne temsil ettiği gazetenin ne de okurun avukatıdır. Ombudsmanın görevi de okur şikâyetlerini meslek etiği ilkeleri üzerinden değerlendirmekle sınırlı tutulamaz. Türkiye’de eğer medya üzerinde bir sansür, oto-sansür, baskı varsa -ki var- bu hepimizin ortak sorunu olarak karşımıza çıkmakta. Dolayısıyla Türkiye’nin ekonomik ve siyasal gündemini yorumlamayı mâlum baskılarla bir tarafa bırakan bazı gazeteci ve yazarlar için baskı ve sansürün anlamı neyse ombudsman için de aynıdır.

Elbette Türkiye medyasının üzerindeki baskıları tartışabilir, geleceğini sorgulayabiliriz. Bu mesleğin ahlâkî ve etik ilkelerle icra edilip edilmediğini de. Ancak medyanın yayın politikasını sık sık değiştirmesinin okurların gözünde haberleri ve makaleleri nasıl kuşkulu hale getirdiğinin fotoğrafını ortaya koyacak olan da ombudsmanlardır.

Belma Akçura

E-Posta Aboneliği