Haber

30 Ağustos: Cephede bile gazete okuyan bir ülkenin zaferi

Araştırmacı yazar Tolga Gerger'in paylaştığı, 30 Ağustos zaferine dair 1922'de gazetelerde yayımlanan ilk haberlerin bazılarından oluşan kolaj. Gerger'e göre ilk kupürde "Milli Ordu, perişan bir surette ricat halinde bulunan düşmanı biaman kovalıyor" yazıyor. İkincisinde "Harekatı bizzat Mustafa Kemal Paşa idare etti. Taarruzumuzun dehşeti: 180.000 kişilik düşman ordusu kâmilen imha edildi" ifadesi yer alıyor. İzmir'i işaret eden taç takmış bir kadının yer aldığı çizimde ise İstiklâl Marşı'nın dizeleri var: "Doğacaktır sana vadettiği günler hakkın / Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın."
30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutladığımız bugün, tam 97 yıl önce Trabzon’dan İzmir’e, Konya’dan Adana’ya tüm Türkiye’de vatandaşların, gazetelerin yardımıyla nasıl büyük bir dayanışma gösterdiğini hatırlatmak istedik. Kurtuluş Savaşı’nın en kritik günlerinde halk, askerler okusun diye cepheye gazete gönderiyor, mültecilere ve yaralılara yardım kampanyaları manşetlere taşınıyordu. Hâkimiyet-i Milliye, İstikbâl, İkdâm, Sada-yı Hak, Babalık ve Şark gibi gazeteler kamuoyunu yönlendirme güçlerini bu yolda kullandılar. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nden Uğur Üçüncü’nün “Türk Kamuoyunda Büyük Taarruz” başlıklı doktora tezinden ilgili bölümleri aktarıyoruz:

Büyük Taarruz sürecinde Türk basınının kamuoyunu belki de en fazla yönlendirdiği mesele yaralı gazilere, şehit yakınlarına, harap olmuş arazilerin halkına yardım çağrısıdır. Basın, Hilal-i Ahmer ve Darüleytamlara halkın elinden gelen yardımı yapması için adeta seferber olmuştu. Türk basını neredeyse her gün verdiği ilanlarla kamuoyunu bu doğrultuda yönlendirmişti. Basının kamuoyunun desteğini artırmak için başvurduğu diğer bir yol ise Hilal-i Ahmer’e günlük hâsılatını bağışlayan dükkânlara halkı yönlendirmekti. Sada-yı Hak gazetesinin 29 Eylül tarihli nüshasında bu meyanda bir örnek vardır. Şark gazetesi Mahmudiye Mahallesinde Mumcuzade Caddesinde bulunan Giritli Kahveci Hıfzı Efendi’nin 29 Eylül tarihinde kahvehanesinin bütün hâsılatını Hilal-i Ahmer’e vereceği haberini kamuoyuna bildirmişti. Gazete bu haberi verdikten sonra halkın bu kahvehaneye rağbet göstermelerini istiyordu.

Muhacirler için yardım çağrısı

Büyük Taarruz’un başlamasından sonra ilk Türk yaralı askerleri de cephe gerisinde tedavi edilmek için getirilmeye başlanmıştı. Bu yerlerin başında ise Konya gelmekteydi. Konya’daki Babalık gazetesi gelen yaralı askerlere hediyeler verilmesini teşvik etmişti. Gazete zaman içinde yaralıların ihtiyaçlarındaki değişiklikleri de sayfalarına taşıyarak halkın yardımlarını yönlendirmişti. Yunan işgali nedeniyle kaçan muhacirler, savaş nedeniyle çaresiz kalmış Türkler için de kamuoyunu doğrudan yardıma yönlendirmişti. Gazete bu yardımı Konya Müslümanlarının birbiriyle yarışırcasına yapacaklarına inandığını yazarak halkı bu doğrultuda teşvik ediyordu.

Karpuz, üzüm, tütün, kâğıt, zarf…

Halkın yaralılara karpuz ve üzüm hediye ettiğini buna karşın onların asıl ihtiyaçlarının tütün olduğu ifade edilmişti. Gazete karpuz ve üzümün hastanelerce zaten temin edildiğini bu nedenle tütünün yaralılar nezdinde daha fazla makbule geçeceğini ifade etmişti. Gazete yaralıların aileleri ve yakınlarıyla mektuplaşması için kâğıt ve zarf yardımında bulunulmasını da istemiştir. Yine yaralı askerlere ihtimam gösterilmesi noktasında başta öğrenciler olmak üzere tüm halkın ilgisi istenmiştir. Adana’da da Yeni Adana gazetesi şehre getirilen gazileri ziyareti ve yardımı teşvik etmişti. Gazete gazileri ziyaret saatlerini içeren tabloyu da yayınlayarak kamuoyunu teşvik etmişti.

Okunmuş gazeteler cepheye gönderildi

Türk basınında kamuoyu yönlendirilmesine dair göze çarpan bir diğer konu ise okunmuş gazetelerin cephedeki askerlere ve yaralanan gazilere iletilmesidir. İstikbâl gazetesi Büyük Taarruz’un öncesinden sonuna kadar çeşitli tarihlerde Trabzon halkına gerek İstikbâl gerekse İstanbul gazetelerini okuduktan sonra atmayıp Haber Yurdu’na bırakmalarını tavsiye etmiştir. İlanda belirtildiğine göre Haber Yurdu bu gazeteleri cephe boyundaki askerlere gönderecekti.

Sada-yı Hak gazetesi de İstikbâl’in Trabzonlulardan istediği gibi İzmirlilerden gazetelerini okuduktan sonra cephedeki askerlere gönderilmek için “Ordu İstihbârât Müdîriyyetine” adresini yazarak postaya vermelerini istemişti. Yeni Adana gazetesi ise “Gazilerimize Gazete” başlığıyla hastanelerdeki gazilerin gazete ihtiyaçlarının olduğunu haber vermişti. Bu nedenle okunan gazete ve eklerin şahsen veya Hilal-i Ahmer aracılığıyla gazilere gönderilmesinin büyük bir hizmet olacağını belirterek halkı bu doğrultuda hareket etmeye çalışmıştı. Böylece cephedeki askerler ve yaralı gaziler de gündemi takip edebilme fırsatını yakalamış olacaklardı.

Basın kamuoyu adına hükûmeti yönlendirdi

Türk basını kamuoyunun hassasiyetlerini sayfalarına taşıyarak hükûmet yetkililerini de yönlendirmeye çalışmışlardı. Hâkimiyet-i Milliye gazetesi 27 Eylül tarihli nüshasında Eskişehir muhabirinin gönderdiği mektup vasıtasıyla savaştan harap olmuş şehir halkının ihtiyaçlarının ne olduğunu ortaya koyuyor ve yetkililerden acilen bunları karşılamasını istiyordu.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki Türk basını haberler, yaptığı yorumlar, yayınladığı ilan ve beyannamelerle kamuoyunun Türk taarruzu sürecinde birlikte hareket etmesini sağlamaya çalışmıştı.

Bir köşe yazısı: İzmir’de görüşeceğiz

Büyük Taarruz sürecinde Türk basınında yer alan başyazılar ve süreklilik arz eden köşe yazıları da oldukça önemlidir. Dönemin gazetelerinde yer alan bu yazılarla zamanının kamuoyu taarruz süreci hakkında aydınlatılmıştı. (İkdâm gazetesi yazarı Yakup Kadri’nin 31 Ağustos tarihli “İzmir’de Görüşeceğiz” başlıklı yazısı) Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya ithafen kaleme alınmıştır. Yazının hemen başında Yakup Kadri, İsmet Paşa’nın Sivrihisar’daki son görüşmelerinde kendisine: “İzmir’de görüşeceğiz” müjdesini verdiğini belirtiyordu. Aylar geçmesine rağmen Yakup Kadri; İsmet Paşa’nın bu sözünü yerine getireceğine inanmaktaydı. Yakup Kadri, bu inancından dolayı Büyük Taarruz’un askeri gelişmeleriyle ilgili haberlere bakmadığını dahi belirtmekteydi. Yazısında bu tavrını şöyle ifade ediyordu:

Gazeteler askeri durumu aktarıyor ama…

“5-10 günden beri etrafımda birçok sesler, birçok sözler işitiyorum, fakat hiç birine kulak asmıyorum. Gazetelerde birçok askerî mütâlaa-ı münâkaşata tesâdüf ediyorum, fakat hiçbirini okumuyorum. Siz susuyorsunuz, düşman söylüyor. Türk askeri falan noktadan falan hatlarımıza girmek teşebbüslerinde bulundu. Mühim zaiyâtla geriye püskürtüldü. Falan yerden mukabil taarruza geçtik, falan tepeye vuku bulan şiddetli topçu hücumları akim kaldı gibi haberler veriyor. Ben hiçbirine inanmıyorum. Kendi kendime diyorum ki: ‘İsmet Paşa Sivrihisar’ın kayaları dibinde bir mehtaplı gecede İzmir’de görüşürüz, demişti. Bugün, yarın fakat mutlaka, mutlaka İzmir’e gireceğiz.’”

Yakup Kadri, yazısında İsmet Paşa’nın kendisine bu sözü verirken taşıdığı kendine güven, kararlılık ve imanı askerlerine de verdiğine inanmaktaydı. Bu nedenle de Türk ordusunun İzmir’i çok kısa zaman içerisinde geri alacağını ifade etmekteydi. Yakup Kadri, İzmir’in de Türk ordusuna kavuşmak için adeta sabırsızlandığını şu sözlerle ortaya koyuyordu: “Güzel İzmir, vuslat gününün  yaklaştığını hissediyor ve kafes arkasından nişanlısının yolunu bekleyen bir ma’şûka gibi kalbi çarpıyor.”

Journo

Journo

Yeni nesil gazetecilik sitesi. Gelişen haber üretim teknolojileri, gazetecilerin sorunları, medya ekonomisi ve gelir modellerine ilişkin gelişmeler Journo’nun öncelikli temaları.